Borderline Kişilik Bozukluğu (BPD)

Borderline kişilik bozukluğu (BPD)

Borderline kişilik bozukluğu (BPD) nedir?

Borderline kişilik bozukluğuna (Sınırda kişilik bozukluğu, duygusal olarak kararsız kişilik bozukluğu veya duygusal yoğunluk bozukluğu), genel olarak değinmek gerekirse duyguların üstünde bir güç oluşturamama, duyguları yönetememeye dair bir kişilik bozukluğudur. Borderline’ı karakterize eden özellikleri tanımlayacak olursak; yoğun ve sık olarak değişen ruh halleri, erken yaşlarda gelişen öfke kontrolü eksiklikleri dürtüsel eylemlerin fazlalığı, yaşamı ele geçiren boşluk hissiyatı, kişilerarası ilişkilerde bozulma ve yaşamı sürekli tehdit eden davranışlar (Kendine zarar verme davranışları, tekrarlayan intihar tehditleri) sergilenmesi borderline’ı tanımlayan karakterize (diğer bozukluklardan ayrı kılan) semptomlardır. Genellikle ergenlik ve erken yetişkinlik dönemlerinde ortaya çıkan (Semptomlarını gösteren) borderline kişilik bozukluğu olan bireylerin özel hayatları, duygu ve düşüncelerinin düzensiz olmasından kaynaklı dengesiz kişilerarası ilişkilerden ötürü ve dürtüsel faaliyetlerin tetiklenmesinden ötürü oldukça çalkantılıdır. Ergenlik ve yetişkinlik döneminde semptomlarını gösterebilen borderline çocukluk döneminde erken belirti olarak çıkabilmektedir.

Borderline sahibi bir bireyin hayatının çalkantılı olmasını benzetmek istersek bunu rollercoaster’a binen bir bireye benzetebiliriz. Borderline kişilik bozukluğunda duyguları yönetmemek ve kişilerarası ilişki dışarıdan tek sorun olarak gözekse de kişi kendi hayatında tereddüt içerisindedir. Hedefler, imaj, yapılan davranışlar, tavırlar, yapmaktan zevk alınan ve yapmaktan nefret edilen davranışlar sürekli kendi içinde bir sorgulama halinde ve kafa karıştırıcı bir durumda bulunmaktadır (Öz kimlik sorunları) ve bu belirsizlikten ötürü de sıkça değişken halde olmaktadırlar. (İstikrarsızlık)

Bununla birlikte borderline kişilik bozukluğu olan bireyler fazlasıyla hassas bir psikolojik yapıya sahiptirler. Küçük olaylar ve durumlara yoğun tepkilerle karşılık verebilirler. Bunu açıkta kalan sinir ucu şeklinde tanımlamak örnek niteliğindedir. (Hassas bir dokunuşta fazla impuls iletimi ve yoğun efektör) Hassas bir psikolojiye sahip olduklarından ötürü üzüldüklerinde bu duyguyu yatıştırmakta (Sakinleşmekte) zorlanırlar.

Borderline kişilik bozukluğuna dışarıdan oluşan etkilerin kendi içindeki psikolojiyi nasıl etkilediğini anlamak istersek sürekli ezici duyguların içinde kavrulan ve yaptığı her yanlış hareket için kendini utanmış ve suçlu hissetmenize neden olacak sözler söyleyen bir birey olarak tanımlamak doğru olacaktır.

Borderline bir kişilik bozukluğu olduğu gibi kişinin kendi içinde rahat hissetmeyi zorlaştırması, duyguları ve dürtüleri kontrolde zorluk, diğer insanlarla iletişimde problemler, yüksek düzeyde sıkıntı ve öfke problemi gibi sebeplerden ötürü aynı zamanda bir akıl hastalığı da sayılmaktadır ancak hastalar üzerindeki etkisi değişken olabildiği (Spektrum) için istisnai durumlarla da sık sık karşılaşılabilmektedir.

Borderline kişilik bozukluğuna sahip bireylerin sürecin iyi yönetilememesi, yanlış psikiyatrik yönlendirme ve tanılar sonucu bozuklukluktan etkilenen kişilerin %10’u intihar ederek ölmektedir.

Neden sınırda kişilik bozukluğu denmektedir?

Bu rahatsızlığı ifade eden “Borderline” kelimesi “Sınırda ve belirsiz” gibi anlamlara gelmektedir. Geçmişte yani borderline’ın ilk tanımlandığı dönemlerde akıl hastalıkları psikoz ve nevroz olarak şeklinde kategorize edilmekteydi. Bu hastalığın her iki kategoriye de uymaması sonucunda iki kategorinin arasında hayali bir çizgiye ait olduğuna karar verilip rahatsızlığa sınırda kişilik bozukluğu denilmiştir.

Borderline kişilik bozukluğu belirtileri nelerdir?

Borderline kişilik bozukluğu denilince ilk aklımıza gelen terimlerden belirtileri de bulmak mümkündür. Örneğin aynı zamanlarda her şeyi aşırı iyi ve kötü olarak aşırı uçlarda görme eğilimleri direkt belirti listesinin en belirgin görülebilecek özelliklerinden sayılabilir. Bir diğer yoğun gözlemlenen belirti ise insanlarla ilgili fikirlerinin hızla değişebileceğidir. Bir gün mükemmel olarak görülebilen insan diğer gün işe yaramaz, hatta kendisi için düşman görülebilecek derecelere kadar gidebilme potansiyeli vardır. Kısacası bireyin kendi içinde ve dışındaki dengesiz yaşantı fazlasıyla göze çarpan bir belirtidir. Klinik bir bilgi olarak yaygın belirtileri (Semptom) listelemek gerekirse (Teşhis ve İstatistik El Kitabı teşhis çerçevesine göre):

• Sosyal ilişkilerde(Aile, arkadaş vb.) hızlı bir şekilde fiziksel ya da duygusal değişen uç duygularla (Aşk, aşırı sevgi, nefret) ilişkiler başlatmak ve yine terk edilme beklentisiyle beraber iletişimi kesme bunun yanında duygusal olarak fazlaca bağlı birey gerçek veya hayali bir şekilde terk edilmekten kaçmaya çalışır. (İdealizasyon sonucu devalüasyon) İnsanlar ya tamamen iyidir ya tamamen kötü (Ya siyah ya beyaz bundan dolayı yaşanılan fırtınalı kişilerarası ilişkiler ve bunun sonucu olarak dürtüsellikten dolayı sert çıkışlar)

Çarpık, kararsız ve düzensiz bir benlik duygusu ve imajı. Kendini, amacını, ideallerini sürekli sorgulayan davranışlar. (Kimlik belirsizliği)

Sürekli yapılan çılgınca davranışlar, dikkatsiz araba kullanma, sorunlu (Aşırıya kaçan) madde kullanımı, aşırı yeme, kumar oynama, yüksek riskli cinsel davranışlar gibi dürtüsel ve zararlı davranışlar. Bu davranışlar yüksek enerjili bir ruh halinde ortaya çıkıyorsa borderline’dan ziyade bir duygudurum bozukluğunun göstergesi olabilir.

Şiddetli duygusal acıdan kurtulmak için bu durumu sigara ve bunun türevi maddelerle kesmeye çalışma veya bir maddeyi aşırı doz ya da yanlış alarak intihar amaçlı olmayan kendine zarar verme davranışları. Bu fiziksel olarak kendini kesme gibi davranışlar da olabilmektedir. (Ergenlik döneminde başlar ve yoğunluğu artırır. Ayrıca Bordeline kişilik bozukluğuna sahip bireylerin %75 kadarı kendine bir ya da birden fazla kez zarar verme eyleminde bulunmuştur.)

Sürekli tekrarlayan intihar davranışı ve bunun düşüncesi (Tehditsel) (Sürekli bu düşünceye maruz kalan borderline kişilik bozukluğuna sahip bireylerin yaklaşık %10’u yaşamlarına son vermektedir.)

Kronik olarak yaşanan boşluk hissi ve can sıkıntısı

Uzun süreler boyunca (Birkaç saatten günlerce yaşanabilen) değişen ruh halleri (Öfke ve kaygı nöbetleri)

Dengesiz şekilde gelişen yoğun öfke ve öfkeyi kontrol etmekte yaşanılan güçlük (Sık sık geçirelen öfke nöbetleri, sürekli kendini tekrarlayan öfke ve sürekli yaşanılan fiziksel kavgalar buna örnek gösterilebilir.)

İnsanlara karşı niyetlerinden ötürü yaşanılan irrasyonel korkunun eşliği ile güvenmedeki problem. (Paranoid düşünce)

Tekrarlayan bir şekilde kendinden kopmuş hissetmek. Borderline kişilik bozukluğuna sahip bireyler genellikle paranoya veya başkalarının amaçları hakkında şüpheli düşüncelerle mücadele eder. Stres altında hissedilince gerçeklikle bağı koparılabilir. Buna disosiyasyon bir deneyim denilebilir. Bu sisli, aralıklı veya kendi bedeninizin dışındaymış gibi hissetmeye yol açabilir.

NOT: Borderline kişilik bozukluğuna sahip bir birey her semptomu aynı anda yaşamak zorunda değildir. Bazı bireylerde belirtilen semptomlardan hepsi görülebilirken bazısında çoğu bazısında ise birkaç semptom görülür. Genetik, çevresel ve nöropsikiyatrik faktörlere bağlı olarak değişebilen belirtiler kişiden kişiye bağlı olarak değişkenlik göstermektedir. Semptomların şiddeti, sıklığı ve ne kadar sürdüğü, bireye ve belirli hastalıklarına bağlı olarak değişecektir. (Belirli hastalık durumunu daha iyi açıklamak gerekirse örneğin borderline kişilik bozukluğuna sahip bir birey bipolar bozuklukla beraber var olan semptomu daha kuvvetli yaşayabilirken hiç olmayan bir semptomu da açığa çıkarabilir.)

Borderline ve ilişkili bozukluklar

Borderline kişilik bozukluğu nadiren tek başına teşhis edilmektedir ve genellikle diğer akıl hastalıklarıyla beraber ortaya çıkmaktadır. Borderline kişilik bozukluğu olan bir kişinin majör depresyon, bipolar bozukluk, anksiyete bozuklukları (TSSB, YAB, OKB, panik bozukluk gibi vb.), madde kötüye kullanımı veya yeme bozuklukları gibi bozuklukların semptomlarını veya bizzat bu bozuklukların yaşanma durumunu gözlemek mümkündür. Borderline için olumlu bir gelişme olması durumunda diğer bozukluklar veya hastalıklar için de aynı durum yüksek olasılıkla gerçekleşebilir. Ancak diğer sorunlardaki, olumlu gelişme her zaman borderline için olumlu bir gelişme oluşturmak zorunda değildir. Örneğin depresyon semptomlarının başarıyla tedavi edilmesi durumu olsa bile borderline ile mücadele durumu aynı şekilde söz konusu olabilir.

Borderline kişilik bozukluğu ve bipolar bozukluk

Borderline kişilik bozukluğu ve bipolar bozukluk vakaları incelendiğinde vakaların %10-%20 oranında bozuklukların beraber gözlemlendiği görülmüştür. Bozuklukların semptomatolojisi çok benzer olduğu için borderline kişilik bozukluğuna sahip birçok insana bipolar bozukluk tanısı konmuştur. Buna ek olarak borderline kişilik bozukluğunun bipolar bozukluğun bir spektrumu olarak kavramsallaşması gerektiği de ileri sürülmüştür. Bunun yanında belli başlı semptomların da borderline kişilik bozukluğunu ayırmasıyla bu fikre karşıt bir düşünce olarak bulunmaktadır.

Borderline kişilik bozukluğu ve travma sonrası stres bozukluğu (TSSB)

Travma sonrası stres bozukluğu, borderline kişilik bozukluğu için hazırlayıcı bir faktör olarak kavramsallaştırılabilir. Hem nörobiyolojik hem de çevresel olarak borderline gelişimine katkıda bulunur dolayısıyla TSSB’nin çevresel faktörlerle beraber ortaya çıkması çevresel yaşanan deneyimlerin sonucunda borderline kişilik bozukluğuna olan genetik yatkınlığı aktive eder. Travmanın yanında ihmalin de hem biyolojik hem de davranışsal eğilimleri şiddetlendirebileceği yapılan gözlemlerle birlikte öngörülmüştür. Bununla birlikte yeterli derecede özellikle anne olmak üzere ebeveyn desteği borderline kişilik bozukluğunu tamponlayabilir. Ebeveyn desteği bireyin genetik yatkınlığı olsa bile borderline semptomları geliştirmeyebilir. Buradan çıkarılan şey ise TSSB’ye sebep olan olayların BPD’ye oldukça katkısının olduğudur. Özellikle çocuklukta yaşanmasıyla ortaya çıkan semptomlara sebep olan nedenler şu şekilde sıralanabilir: Disosiyasyonun şiddeti(Duygular, anılar ve mevcut bilgiler arasında bağkantı kuramama, kopma), tutarsız bakım, cinsel istismar, yetişkin tecavüzü, duygusal ihmal gibi çocukluk çağı travmaları tarafından öngörülmüştür.

Borderline kişilik bozukluğu ve erişkin dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB)

DEHB komorbiditesi (Eşlik eden hastalık) araştırmalarla BPD’li hastaların %20’sinde bildirilmiştir. Her iki hastalık durumunun da semptomatik merkezinin dürtüsellik olduğu bilindiği için yapılan araştırmalar genelde dürtüsellik üzerine olmuştur. Yapılan bir araştırma DEHB semptomlarının BPD semptomlarının dürtüsellik nedeniyle potansiyel bir belirleyicisi olduğunu göstermiştir.

Borderline kişilik bozukluğu nasıl olur (Gelişir)?

Borderline kişilik bozukluğunun nedenleri tam anlamıyla anlaşılamadığı için bunu geliştiren faktörler de aynı şekilde tam anlamıyla kesin değildir. Ancak bir dizi faktörün gelişime etkisinin olunduğu konusunda araştırmalar hemfikirdir. Borderline kişilik bozukluğunu incelediğimiz zaman borderline kişilik bozukluğuna sahip kişiler üç ana sebepten ötürü bu bozukluğu yaşarlar: Genetik faktörler, çevresel-kültürel-sosyal faktörler ve beyin faktörleridir. Bu üç ana sebepten genetik faktörler hastalığın gelişimi değil hali hazırda gizli bir semptom olarak bulunur. Aynı şekilde beyinsel faktörler de sonradan oluşabilir veya doğuştan olarak bulunabilir ancak bu semptomlar çevresel faktörler eksikliğinde tam anlamıyla aktive olamazlar. Kişilik bozuklukları üzerine yapılan çalışmalar çevresel faktörlerin eksikliğinde bozukluğa genetik olarak yatkın bir birey de olsa bunun hiç yaşanamayacağını belirtmiştir. Hastalığın gelişiminde en büyük rolü oynayan çevresel faktörleri listelemek gerekirse: (Bu makalede çevresel faktörler ayrı olarak bir başlık altında ele alınmaktadır, burada bu faktörlerin bozukluk üzerine gelişiminden söz edilmektedir.)

Borderline kişilik bozukluğu epidemiyolojisine göre özellikle çocukluk döneminde yaşanmış fiziksel ve cinsel istismar, taciz, terk edilme, travmatik olaylar, istikrarsız ve yolunda gitmeyen ilişkiler, yetersiz ve dengesiz ebeveyn ilgisinin hastalığa yatkın olan bireyin var olan semptomlarını etkin ettiği ve hastalığı saptanmış bireyin semptomlarını daha belirgin hale getirdiği görüldü.

Ancak BPD bir spektrum olduğundan ötürü şefkatli ve iyi bir ortam sağlayan ailelerin çocuklarının BPD geliştirmeyebilirken, çocukluğu kötü geçmiş, travmatik olaylar yaşamış bireylerin de mutlaka BPD geliştirmesi gerekmediği bilinmelidir.

Borderline kişilik bozukluğu tanısı koyulması için gereken kriterler nelerdir?

Tanı (Teşhis) kriterleri ele alındığı zaman bu noktada önümüze en çok kullanılan teşhis kriterlerini sınıflandıran 2 kaynak çıkmaktadır: Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından hazırlanmış The Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders (DSM-5) ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından hazırlanmış International Statistical Classification of Diseases and Related Health Problems (ICD-10).

Borderline kişilik bozukluğu için teşhis kriterleri Amerikan Psikiyatri Birliği’nin el kitabına (DSM-5) göre şu şekildedir: (Kriterler belirtiler başlığında yüzeysel olarak açıklanmıştır.)

Borderline Kişilik Bozukluğu için DSM-5 Tanı Kriterleri

Aşağıdakilerden beşi veya daha fazlası ile belirli, erken yetişkinlik döneminde başlayan ve çeşitli bağlamlarda ortaya çıkan, kişilerarası ilişkilerde, benlik algısında ve duygulanımlarda ve ayrıca belirgin dürtüsellikte istikrarsızlık örüntüsü:

1-Gerçek veya hayali terk edilmeyi önlemek için çılgınca çabalar. Not: Kriter 5’te kapsanan intihar veya kendine zarar verme davranışını dahil etmeyin.

2-İdealleştirme ve devalüasyonun uç noktaları arasında gidip gelmekle karakterize edilen, istikrarsız ve yoğun kişilerarası ilişkiler örüntüsü.

3-Kimlik bozukluğu: Belirgin ve sürekli olarak kararsız kendilik imajı veya benlik duygusu.

4-Kendi kendine zarar verme potansiyeli olan en az iki alanda dürtüsellik, örneğin harcama, madde kötüye kullanımı, dikkatsiz araç kullanma, cinsel ilişki, aşırı yemek yeme vb. Not: Kriter 5’te kapsanan intihar veya kendine zarar verme davranışını dahil etmeyin.

5-Duygudurumun belirgin bir tepkiselliğinin neden olduğu affektif dengesizlik, örneğin yoğun epizodik disfori, anksiyete veya sinirlilik, genellikle birkaç saat sürer ve nadiren birkaç günden fazla sürer.

6-Kronik boşluk hissi.

7-Uygunsuz, yoğun öfke veya öfkeyi kontrol etmede güçlük, örneğin sık sık öfke nöbetleri, sürekli öfke, tekrarlayan fiziksel kavgalar.

8-Geçici paranoid düşünce veya şiddetli dissosiyatif semptomlar.

Dünya Sağlık Örgütü ise aşağıdaki listedeki sorunlarla borderline kişilik bozukluğunun karakterize edildiği belirtmiştir: (Kriterler belirtiler başlığında yüzeysel olarak açıklanmıştır.)

Borderline Kişilik Bozukluğu için ICD-10 Klinik Bilgi

1-Değişken kişilerarası ilişkiler, kendine zarar veren dürtüsellik, tekrarlayan intihar tehditleri veya jestleri ve/veya kendine zarar verme davranışı ile birlikte kalıcı bir kararsız kendilik imajı ve ruh hali örüntüsü ile karakterize edilen bir bozukluk.

2-Kişiler arası ilişkilerde, benlik algısında ve duygulanımlarda bir istikrarsızlık örüntüsü ve erken yetişkinlik döneminde başlayan ve çeşitli bağlamlarda ortaya çıkan belirgin dürtüsellik örüntüsü ile kendini gösteren bir kişilik bozukluğu. (dsm-iv)

3-Kararsız ruh halleri ve dürtüsel davranışlarla kendini gösteren ciddi bir akıl hastalığı. BPD’li kişilerin ilişkiler, aile ve iş hayatı, uzun vadeli planlama ve öz kimlik ile ilgili sorunları vardır. Semptomlar, kendine zarar verme veya intihar, uyuşturucu veya alkol kötüye kullanımı, aşırı harcama, aşırı yemek yeme veya riskli cinsel ilişkiye yol açabilecek yoğun öfke, depresyon ve kaygı nöbetlerini içerir. Kanser teşhisi konan bpd’li bir kişi artan intihar riski altında olabilir.

4-Ciddi saldırı veya mülkün yok edilmesiyle sonuçlanabilecek, saldırgan dürtülerin kontrolünün ayrı ayrı bölümleriyle karakterize edilen bozukluk.

5-Dürtüsel ve öngörülemeyen eylemler, ruh hali dengesizliği ve kararsız kişilerarası ilişkiler ile karakterize edilen uyumsuz davranış kalıplarıyla kişilik bozukluğu.

6-Erken çocuklukta gelişen şiddetli kişilik bozukluğu; Öfke kontrolü eksikliği, yoğun ve sık ruh hali değişiklikleri, dürtüsel eylemler, kişilerarası ilişkilerde bozulma ve yaşamı tehdit eden davranışlar ile karakterizedir.

DSM-5 ve ICD-10 verdiği bilgilere göre psikiyatrik analiz yapılmakta ve bunun sonucunda tanı konmaktadır. Bu kriterlerden yola çıkarak hastaya belli başlı sorular sorulmakta ve tanı konması neticesinde tedavi de hastaya göre değişiklik göstermekle beraber uygulanmaya başlanmaktadır.

Bir birey borderline kişilik bozukluğu ile nasıl bir hayat yaşar ve mücadele yöntemleri nasıldır?

Borderline kişilik bozukluğu teşhisi konmuş bir kişinin hayatının çalkantılı olduğu üzerine belirtilerde ve teşhislerde net bir şekilde bahsedilmişti. Bunun üzerinde yaşam hikayeleri üzerinden gittiğimizde yapılan örnek teşkil etmesi adına çıkarılan özet şu şekilde oldu:

NOT: Bu çıkarımlar 26 yaşında iken 7 yıl öncesinde borderline kişilik bozukluğu teşhisi koyulan birinin ele aldığı mektup üzerinden yapılmıştır. Kişinin içsel ve çevresel yaşadığı sorunlara değinmektedir. Aşağıda yer alan borderline geçmişi yalnızca özet bir bilgi içermektedir daha ayrıntılı bilgi için kaynaklardan ulaşınız. (NAMI)

Akıl hastalığına (Borderline) karşı olan çirkin toplumsal damga beni fazlasıyla zorladı. Bunu biraz açmak gerekirse: İnsanlar bana teşhisimi kötü davranışım için bir bahane olarak kullandığımı söylemeye başladılar ve sürekli tekrar eden bu söylem karşısında ben de bunu kabullenmeye başlamıştım. Teşhisimden bu yana kendimi iyileştirmek için attığım adımlar sanki hiç yaşanmamışçasına tüm değersizlik duyguları beynime hücum ediyordu. Bu, hastalığın iç dünyamı etkileyen tarafı oldu. Çevredeki etkisi ise arkadaşlarım sürekli değişken ve kontrolsüz duygularıma karşılık kısa sürede benden uzaklaştı ve ayrıldılar. Evet, çoğu kişiyi etrafımda olmak istemiyor diye suçlayamazdım ancak beni yalnız bırakarak ve hiçbir destek vermeden gittiler. Ailem bile bu noktada yardım etmiyor ve babamla beraber yaşıyorum. Ancak onunla da zar zor konuşuyoruz ve ona çok kızgınım. Benim değişken ve kontrolsüz ruh halime karşın bana destek çıkmadılar ve beni bu umutsuz durumun içine ittiler. Kısacası çevre noktasında kimse bana yardım etmek istemiyor ve beni böyle bir davranışla umutsuzluğa inandırıyorlar. Bir kitap okudum: Amanda Palmer’ın The Art of Asking kitabı. Bu tür kitaplar bana bu dünyada iyi insanların olduğunu hatırlatıyor ve iyi insanların olduğunu hatırlatan etmenlere çok sık ihtiyacım oluyor. İyiliği gerçekten hatırlamaya ihtiyacım var. Çünkü beni ayakta tutan inanç bu. Bu tür inançların var olduğunu bilmez ve unutursam bugüne dek inandığım iyilik değerleri paramparça olur. Dürüstlüğün ve sadakatin var olduğunu bilmek istiyorum. Buna gerçekten ihtiyacım var

Hayatınızda yaşadığınız en yoğun duygulardan birini aklınıza getirin. Aşık olduğunuz biriyle çok sert bir tartışma yaşadınız. Bu duygulardaki hissettiğiniz yoğunluk BPD’li birisinin düzenli olarak yaşadığı duygusal yoğunluğa eşdeğerdir. BPD’li birinin yaşadığı kötü anı düşünün yine sevilen biri ile kavga edildiğini. Yaşadığınız o duygu yoğunluğunu 10 ile çarpın. Bu durumda zihniniz bedeninizi ele geçiriyor ve sonunda çok pişman olduğunuz ama birlikte yaşamak zorunda olduğunuz bir şey yaparsınız (Akılcı davranmak mümkün olmuyor.). İnsanlar kendimi kontrol etmek için gösterdiğim çabayı anlamıyor, anlayamıyorlar.

“Kolayca umutsuzluğa kapılmak ve çaresiz hissetmek.” Bu duygusal yoğunluğa karşı yapılacak hiçbir şey yok. Kimse ile yakınlaşamayacağına inanıyorsun ki bunun bir sebebi var. Ya onları çok seveceksiniz bu da size kaçınılmaz olarak zarar etkisi oluşturacak ya da aşırı tepki vereceksiniz ve onların yanınızda olamayacaklarına karar vermelerini sağlayacak bir şey yapacaksınız. Onlara göre siz zehirlisiniz. Bu bir olumsuzluk döngüsü ve insanlarla olan ilişkileriniz sizi anlayamayanlar dışında böyle gelişiyor. Asla daha iyi olmayacağıma gerçekten inanıyorum, çünkü bana karşı olumsuz duyguları olan olumsuz insanlarla çevriliyim ve sonra onlara karşılık veriyorum (Normalde umursanmaması gerek.).

Tüm bunlardan çıkarılması gereken ise damgalama, ihmal ve inanmama durumların bir BPD’li kişi olarak ruhumu öldürdüğüdür. Keşke daha fazla insan, herhangi bir akıl hastalığı olan herkes için söylediklerinin gerçekten ne kadar zarar verici olduğunun farkında olsa. Ne kadar çok insan farkında olur ve ilgilenirse, o kadar çok insana yardım edebiliriz.

(NAMI)

Bu mektuptan yola çıkarak borderline kişilik bozukluğu olan insanların mücadele yöntemlerini şu şekilde sıralayabilmek mümkündür: Stresli/stres oluşturabilecek durumlardan kaçınmak (Geri adım atma vb.), Olumsuz duyguları daha fazla geri plana atmak adına yapılan faaliyetler (Gevşeme egzersizleri, meditasyon, derin nefes alma teknikleri vb., kişilik bozukluğunu hafifletmek/tamamen gidermek adına alınan tedaviler (Psikoterapi, ilaç tedavisi vb.) gibi mücadele yöntemleri sıralanabilir.

Mevcut borderline kişilik bozukluğu terapileri tedavi için yeterli midir ve mevcut araştırmalar borderline kişilik bozukluğu tedavisi için nasıl bir yol izlemektedir?

Mevcut borderline kişilik bozukluğu terapileri tedavi için yeterli midir?

Tıp tarihini ele aldığımız zaman eskiden tıp dünyası tedavi konusunda BPD’nin tedavi edilemez olduğu şeklinde genel bir kanıya sahipti. Araştırmalar ve gözlemlerle beraber kronik ve inatçı olarak kabul edilen BPD’nin yüksek derecede tedavi edilebilir olduğu ve teşhis konan ve bireyin normal bir yaşam sürebileceğini kanıtlamıştır.

BPD remisyonunu (Hastalık aktivitesinin bulunmadığı durum/durumlar) incelediğimiz zaman yapılan 10 yıllık bir araştırmada (JAMA Network) teşhis konmuş ve tedavi arayan 18 ila 45 yaşları arasında oluşan bir grup hasta ile ortak çalışma yapıldı. BPD’nin kararsız olduğunu ve bu süre boyunca birçok teşhis konmuş hastaların %85’inin düzeldiği (İyileştiği) gözlemlendi. Bu remisyon oranlarına göre diğer BPD’li hastalara yönelik bir prognoz çıkarıldı:

• İlk 2 yılda %25 remisyon oranı (Düzelme)

• 10 yıl sonra %91 remisyon oranı (Düzelme)

Mevcut araştırmalar borderline kişilik bozukluğu tedavisi için nasıl bir yol izlemektedir? (Tedavi yöntemleri)

Borderline kişilik bozukluğu teşhisi konulan bir bireyin tedavi planlarına sadık kalmasıyla birlikte yıllar içinde değişen remisyon oranına değinilmişti. Bu tedavilerin ne olduklarını ele almak gerekirse: BPD’li insanlar için 2 çeşit tedavi öngörülür. Bunlardan birisi psikoterapi diğeri ise belirli semptomları tedavi etmek üzerine olan ilaç tedavisidir.

Psikoterapi

Borderline kişilik bozukluğunda remisyon oranlarının yükselmesi açısından önemli bir yere sahip olan psikoterapi başta teşhis konan kişi açısından rahat ve güvene dayalı bir bağ için zorlayıcıdır. Ancak zamana bağlı olarak güven duygusunun oluşmasıyla beraber ilerleme kaydedilmeye başlanır. Direkt olarak borderline kişilik bozukluğu psikoterapi örneklerini ele almak gerekirse:

Diyalektik davranış terapisi (DBT): Kişinin kendine zarar verme, intihar odaklı dürtülerle başa çıkmaya yönelik strateji ve becerilerin yanında ilişkileri geliştirmek ve duyguların düzenlenmesi adına da strateji ve beceri kazandırmayı amaçlar.

Aktarım odaklı terapi (TFP): Hasta ve terapist arasındaki ilişki üzerinden duygu ve etkileşimlerin daha iyi anlaşılması amaçlanır. Bu şekilde duyguları ile başa çıkmalarına da katkı sunulmuş olmaktadır.

Mentalizasyona (Zihinselleştirmeye) dayalı terapi (MBT): Hastanın başkalarının ne düşündüğü ve ne hissettiğini daha iyi kavramasına yönelik bir psikoterapi yöntemidir.

İlaç tedavisi

Direkt olarak borderline kişilik bozukluğunun tedavisi için FDA (US gıda ve ilaç idaresi) onaylı hiçbir ilaç bulunmamaktadır. Faydaları net olmadığından ötürü birincil tedavi yöntemi olarak kullanılamazlar. Yalnızca belirli semptomları tedavi edilmesi amacıyla uzmanlar tarafından belirli ilaçlar tavsiye edilebilir. Bunlardan genellikle şu şekildedir:

Antidepresanlar: Genel olarak depresif ruh halini, öfkeyi ve dürtüselliği iyileştirmek amacıyla kullanılmaktadırlar.

Antipsikotikler: Sıklıkla gerçeklikle bağını koparan hastalar için tercih edilen ilaç tedavisi yöntemidir.

Ruh hali stabilizatörleri: Sıklıkla ruh hali değişimi gözlemlenen borderline kişilik bozukluğu için ruh hali değişimleri önleyici bir etkiye ve sinirliliği-saldırganlığı azaltıcı bir etkiye sahiptir.

NOT: Belirtilen semptomlar, tedavi yöntemleri gibi hastalığın veya çözümünün parçası olan etkenler spektrum bir hastalıktan bahsedildiği için yöntemler kişiden kişiye değişiklik gösterebilir.

Borderline kişilik bozukluğunun cinsiyet ilişkisi

Borderline kişilik bozukluğunda cinsiyet farklılıkları yönünden prevalans (Yaygınlık) incelendiği zaman yakın tarihli araştırmalarda cinsiyete göre farklı bir prevalans gözlenmese de daha önceki araştırmalarda kadınların erkeklerden daha yüksek orana sahip olduğuna dair araştırmalar mevcuttu. Bu noktada DSM-IV-TR (Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı, Dördüncü baskı) incelediğimizde 3:1 cinsiyet oranı gözlemlenmektedir. Ancak son çalışmaları incelediğimiz zaman Grant ve ekibinin yaptığı çalışma ve analizlerle birlikte borderline kişilik bozukluğu erkekler ve kadınlar arasında eşit derecede yaygınlık göstermektedir.

Borderline kişilik bozukluğunda prevalans bazı kendine zarar verme davranışları (Örn: kendini kesme) ve genel psikolojik sıkıntının ortaya çıkması açısından cinsiyet farklılıkları olmasa da kişilik özellikleri açısından dikkate değer cinsiyet farklılıkları var gibi görünmektedir. Bu noktada borderline ile alakalı gözlem yapan 2 çeşit komorbidite (Bozukluk veya hastalığın temel hastalığa veya bozukluğa ek olarak aynı zamanda görülmesi durumu) vardır. Eksen 1 (Ruh sağlığı ve madde kullanım bozuklukları üzerine olan) ve Eksen 2 (Kişilik bozuklukları ve zeka geriliği üzerine olan). Eksen 1 komorbiditesine göre erkeklerin yüksek düzeyde yenilik arayışı ve patlacıyı mizaçlar sergilemeleri daha olası olarak gözlemlenmiştir. Bunun yanında BPD’li erkeklerde madde bağımlılığı gözlemlenmek ve anlamak çok daha olasıyken BPD’li kadınlarda yeme, duygudurum, kaygı ve TSSB gözlemlemek ve anlamak çok daha olasıdır. Eksen 2 komorbiditesine göre değerlendirdiğimiz zaman erkeklerin antisosyal kişilik özelliklerine sahip olma olasılığı kadınlara karşın daha yüksektir. Bunun yanında BPD’li erkeklerin madde bağımlılığı için tedavi geçmişleri daha fazlayken BPD’li kadınlarda farmakoterapi ve psikoterapi hizmetinin daha fazla kullanılması muhtemeldir. Bu nedenle BPD cinsiyete özel bir hastalık olmasa da belirgin cinsiyet farklılıklarını görmek mümkündür. Özet olarak cinsiyet farklılıklarını aşağıdaki maddelerdeki gibi ele alabiliriz:

BPD’li erkeklerde: Bazı araştırmalar, BPD’li erkeklere madde kullanım bozukluklarının yanı sıra paranoid, pasif-agresif, narsisistik, sadist ve antisosyal kişilik bozuklukları (PD’ler: kişilik bozuklukları) teşhisi konma olasılığının daha yüksek olabileceğini bildirmektedir.

BPD’li kadınlarda: BPD’li kadınların yetişkin fiziksel ve cinsel istismar geçmişlerini bildirme ve travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) ve yeme bozuklukları için tanı kriterlerini karşılama olasılığı daha yüksek görünmektedir.

Borderline kişilik bozukluğu ve uyku ilişkisi

Borderline kişilik bozukluğu yaşayan kişilerin akşamları ve geceleri yaşadığı artan duygusal yoğunluk ve bunun etkilediği uyku problemi hastaların sıklıkla dile getirdiği BPD’li hastalar arasında yaygın sorunlardan birisidir. Ancak bu konuyla ilgili araştırma sayısının sınırlı olduğu da bilinmelidir. Mevcut bulgular BPD’nin depresyonlarla karşılaştırabilir uyku bozukluklukları (Uyku başlangıcı gecikmesi, toplam uyku süresi, uyku verimliliği sorunları) ile ilişkisini gösterdi. (ScienceDirect) Bu bulgularda bilinmesi gereken şey uyku bozukluğunun yalnızca depresyondan kaynaklandığı şeklinde bir yorum getirilemeyeceğidir (Bu sorun yalnızca depresyona atfedilemez.). Uyku bozukluğunun BPD’nin mevcut semptomlarını (Duygusal düzensizlik, intihar riskleri vb.) olumsuz yönde etkilediği gözler önüne alındığında bu yönde bir araştırmanın gerekliliğinin şart olduğu anlaşılmıştır.

Bordeline kişilik bozukluğuna sahip kişilerin yapılan gözlemlerle sıklıkla uyku bozukluğu sorunu yaşadığı bilinmekteydi. Ancak bu sorunun BPD seyrinde nasıl bir yöne evrildiği bilinmemekteydi. Yapılan araştırma ile birlikte (NCBI) iyi karakterize edilmiş BPD hasta kohortunda (Bir grup hastanın zaman içinde takip edildiği çalışma şekli) uyku kalitesi ve iyileşme süreci arasındaki bağlantı öğrenilmek istendi. Bunun için 223 hastaya 16 yıllık bir çalışmayla beraber bu takip boyunca Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PSQI) yapıldı. (PSQI her geçen ay boyunca uyku kalitesini ve rahatsızlığını ölçmek için kişinin kendi kendini değerlendirdiği bir ankettir.) Bu çalışmalarda 16 yıllık seyire göre karşılaştırılan hastaların iyileşen bölümü (105 kişi) ve iyileşmeyen bölümü (118 kişi) karşılaştırıldı. Bu sonuçlar neticesinde global PSQI skoru incelendiğinde iyileşen BPD hastalarının iyileşmeyen BPD hastalarına nazaran net bir şekilde daha iyi bir uyku kalitesine sahip olduğu görüldü. Bunun yanında iyileşmeyen BPD hastalarında uykuya başlama gecikmesi daha uzun, uyku ilacı kullanma olasılıkları daha yüksek ve gündüz işlev bozukluğu (Uyku bozukluğu) yaşama olasılıklarının daha yüksek olduğu görülmüştür. Buradan çıkarılabilecek sonuçlar ise: Borderline kişilik bozukluğunun uyku kalitesine, düzenliliğine ve diğer uyku etkenlerine net bir olumsuz etki sağladığı yönündedir.

Borderline kişilik bozukluğunda genetik ve çevresel faktörlerin etkisi nedir?

Genetik faktörler

Bir kişinin bir hastalığın genetiğine sahip olması çevresel faktörlere veya diğer etkenlere (Örn. ek bir nöropsikiyatrik faktör) yeterince maruz kalması durumunda kolayca semptomlarını gösterebilmesi anlamına gelir (Genetik yatkınlık). Borderline kişilik bozukluğunun beyinde bulunan serotonin hormonunu kullanma şekli ile ilgilenen bir gendeki varyasyonun BPD ile ilişkili olabileceğine dair bazı bulgular bulunmuştur. (Serotonin taşıyıcısının gen varyantları duygudurum bozukluklarına karşı savunmasızlıkla ilişkilendirilmiştir.)

Ailelerle ilgili yapılan borderline kişilik bozukluğu çalışmalarında öne çıkan en önemli gözlemlerden biri şuydu: BPD tedavisi gören kişinin birinci derecede akrabalarının (Ebeveyn, kardeş, çocuk) şizofreni ya da bipolar bozukluğu olan kişilerin akrabalarına göre BPD tedavisi olma olasılığının on kat daha fazla olduğu görülmüştür. Ancak bunun yanında şu da not düşülmelidir: Birincil derecede akrabalar yalnızca genetik paylaşmaz aynı zamanda aynı ortamı paylaştıkları için bu durumun yalnızca genetikten kaynaklandığı söylenemez. Kısmen bir çevresel faktörden de bahsedilebilir.

Borderline kişilik bozukluğu için ikiz çalışmaları da bunun yanında incelenmiştir. Bunun için aynı genetik yapıya sahip kardeşler (Tek yumurta ikizi) ve çift yumurta ikizleri (Normal kardeş gibi) arasındaki BPD oranları incelenmiştir. (VeryWellMind) Yapılan birden fazla ikiz çalışmasının sonucunda %42’sinin genetikten %58’inin çevre vb. gibi faktörlerden kaynaklandığı belirtilmiştir. (İkiz deneyleri tamamen doğru sonuç vermese de yani kusurlu olsa da genetik ve çevresel faktörlerin etkisi hakkında fazlasıyla bilgi sağlayabilmektedir.) Bu oran borderline kişilik bozukluğunda genetik faktörün fazlasıyla etkili olabildiğini göstermektedir.

Çevresel ve nöropsikiyatrik faktörler

Çevresel faktörler

Kişilik bozukluklarında genetif faktörler her ne kadar etkili olsa da kişilik bozukluğunun gelişip semptomlar gösterebilmesi için çevresel ve nöropsikiyatrik faktörler kesinlikle şarttır. Borderline kişilik bozukluğuna sahip bir kişiler genelde çocukluk travmaları gibi sıkıntılı bir çocukluk deneyimi yaşarlar. Bu çocukluk deneyimi genelde ebeveynlerin duyarsızlığı, fiziksel ve duygusal olarak ihmal, fiziksel ve cinsel istismar, kendisine bakım verenlerden erken ayrılık vb. gibi deneyimlerden oluşmaktadır. Buna ek olarak bilinmesi gereken BPD’li kişilerde çoğunlukla sıkıntılı çocukluk öyküleri gözlemlense de tüm BPD’li hastaların tamamında bu durum yoktur. Buna ek olarak tüm bu deneyimleri yaşayan herkesin BPD’si olmak zorunda değildir. Borderline kişilik bozukluğu birden fazla sebebin kombinasyonu şeklinde gelişir.

Nöropsikiyatrik ve biyolojik faktörler

BPD ile ilgili spesifik bir gen ve biyolojik mekanizma yalnızca BPD ile ilişkilendirilememiştir. Bu bozukluğun başlangıcı genetik bir arkaplan ve bunun yanında olumsuz çevre faktörlerinin kombinasyonu şeklinde olacağı mevcut araştırmalar neticesinde ileri sürülmüştür. (BMC Psychiatry) BPD hastalarına yapılan nörogörüntüleme çalışmalarında her iki beyin bölgesinde de ağırlıklı olarak hafıza, duygu düzenleme, biliş ve stres düzenlemede görev alanayn zamanda limbik sistemde önemli yere sahip olan hipokampus ve amigdalada hacim azalması ve μ-opioid [Doğrudan (Morfin) veya dolaylı (Alkol, kanabinoidler, nikotin) aktivasyonunun ardından pozitif güçlendirmeye aracılık eder. Yani bağımlılıkların (Uyuşturucu) oluşması noktasında bir kapı işlevi görür.] reseptörlerinde bir artış gözlemlenmiştir.

Borderline kişilik bozukluğuna sahip olan bireylerin beyinlerindeki onları diğer bireylerden ayıran değişken faktörler nelerdir?

Nöropsikiyatrik ve biyolojik faktörlerde de bahsedildiği üzere borderline kişilik bozukluğuna sahip olan bireyler nörotipik bireylere göre beyinsel olarak gözlemlenebilir farklılıklar içermektedir. Beynin karar verme, duygusal hafıza, duyguları düzenleme ve biliş görevlerinde yer alan merkezi beyin alanlarında (Özellikle limbik sistem elemanları) yapısal ve işlevsel eksiklikler görülmüştür. Bu alanların başında amigdala, hipokampus ve bazı orbitofrontal bölgeler (Çoklu duyusal alanlardaki ödülleri tahmin eden ipuçlarına yanıt verir ve duyusal entegrasyonda görevlidir. Henüz işlevleri tam anlamıyla keşfedilememiştir.) gelmektedir. Genel olarak çoğu çalışma duygusal uyarım olmadan yapılsa da duygusal uyarımla beraber oluşan duygusal zorlama çalışmaları da benzer sonuçlar vermektedir. (NCBI)

BPD hasta beyni vs. sağlıklı bireyin beyni (Limbik sistemde fazlaca aktiflik var ve duygusal durumlara tepki olarak frontal lob engelleniyor. Bunun anlamı davranış ve düşüncelerde kontrol oluşturamama demek.)

Tüm bunların yanında borderline kişilik bozukluğuna sahip bireylerin nörogörüntüleme çalışmalarında dorsolateral prefrontal korteks (Mantık ve muhakeme işlevleri) ve kuneus (EN: cuneus, ana işlev: görsel işleme. Yan işlevler: Dikkat, bellek işleme, ödül beklentisi) artan bir aktivitenin yanında sağ ön singulatta (Hata tespiti, dürtü kontrolü, motivasyona bağlı öğrenme ve empati) azalan bir aktivite vardır. Duygusal olarak yapılan çalışmalarda duygusal olarak zorlandığında ise amigdalanın daha fazla aktivasyonu gözlemlenmiştir.

Kaynaklar

Exit mobile version