Korpus Kallozum

Korpus kallozum, korpus kallozum konumu ve korpus kallozumun işlevleri

Latince bir kelime olan/bir yapı olan korpus kallozum nasırsı cisim, sert cisim anlamlarına gelmekle beraber bu yapı “C” harfini andıran sinir lifi demetidir. Beyindeki en fazla beyaz madde (Miyelinli nöron) dokusunu barındırmasıyla bilinen korpus kallozum serebral korteksin hemen altındaki bölgede ve iki serebral hemisferi (Beyin yarım kürelerini) bağlayan noktada bulunur. Kendisi beynin dış katmanında değil, derinliklerinde bulunduğundan ötürü ancak ve ancak beynin detaylı bir incelemesinin yapılmasının ardından fiziksel olarak görülebilir. Beynin yarım küreleri arasında bağlantı yapan korpus kallozum beynin her iki yarım küresinde de bulunur.

Korpus kallozumu resmeden iki hemisferi birbirine bağlayan sinir demetleri
Korpus kallozumun konumu

200 milyondan fazla (x>200 milyon) sinir lifinden oluşan, orta hatta 10 cm uzunlukta olan ve yalnızca plesentalı memelilerde evrimleşmiş olan korpus kallozumun ana işlevi duyusal, motorsal ve üst düzey bilişsel sinyalleri işlemek için her iki serebral hemisferden (Beyin yarım küresi) gelen bilgileri entegre etmek ve korteksin uygun bölgelerine aktarmaktır. İki serebral hemisferi birbirine bağlamasıyla beynin en büyük komissürüdür (Birleşme yeri). Bu noktada ana işlevini bilgileri entegre etmesinden ve aktarmasından ötürü koordinasyona bağlamak mümkündür. Bunu şu şekilde desteklemek mümkündür: Beyin olgunlaştıkça dolayısıyla beyaz madde artışı oldukça (Korpus kallozum geliştikçe) motor hareketlerin ve bilişsel işlevlerin iyileşmesinde (Büyümeyle beraber) rol oynadığı görülüyor. Beyin lobları kendileri göre vücudun ters olan bölgesinden sorumludur. (Ancak bilgi ters tarafa gitse de teyit ve koordine amacıyla diğer lobla da paylaşılmak zorundadır.) Dolayısıyla bilgiler ilgili beyin bölgelerine giderken bulundukları taraftan diğer tarafa geçmek zorundadır. Örneğin sağ gözden gelen bilgi sol beyin yarım küresindeki oksipital lobda işlenirken sol gözden gelen bilgi sağ beyin yarım küresindeki oksipital lobda işlenir. (Görsel bilgi) Görsel sinyallerdeki bu durum somatosensoriyel sinyaller için de geçerlidir. Yine görsel sinyallerde olduğu gibi algılanan bölgenin tam tersi tarafına giden somatosensoriyel sinyaller (Örn: Termoreseptörler tarafından algılanan sıcaklık bilgisi) uygun parietal lobda işlenir. Görsel, somatosensoriyel ve motor bilgiler dışındaki sinyaller (Duyusal bilgiler) ise beynin her iki tarafında da işlenir (Fiziksel koordinasyon ve karmaşık bilgileri anlamak gibi). Bu noktada korpus kallozum vücudun algıladığı bilginin tam tersi tarafına yönelik bilgiyi aktarmasıyla köprü işlevi görürken kompleks bilgileri birleştirmesiyle bir entegre merkezi işlevini görür (Belirli kompleks görevlerin her iki yarım kürede de işlendiği henüz tam anlaşılabilmiş değildir.). Tüm bunların yanında korpus kallozumun yabancı el sendromu (Elin kendi bilinci varmış gibi normal bilinçten bağımsız hareketler gerçekleştirmesi) ve koordine olmayan el-motor davranışını önleyen inhibe edici bir etkiye sahip olduğu da söylenebilir. (NCBI: Korpus kallozumun işlevleri)

Korpus kallozumun işlevleri genelde kısmi veya tam hemisferik kopma ile beraber yapılan kallozotomi yöntemi uygulanan hastalarla beraber daha iyi anlaşılabilmiştir. Yapılan analizlerle beraber topografik organizasyon değerlendirildiğinde korpus kallozumun arka bölgelerinde görsel, işitsel ve somatosensoriyel bilgilerin transferi yoğunlukta iken üst düzey bilişin korpus kallozumun ön tarafında olduğu görülmektedir. Bu durum şu şekilde açıklanabilir: Ön kollozal liflerin frontal loblar arasında motor bilgisi aktardığına dair ve arka liflerin ise parietal, temporal ve oksipital lobları birbirine bağlayarak somatosensoriyel (Arka orta gövdeden), işitsel (İsthmusdan) ve görsel (Spleniumdan) bilginin aktarıldığına ve işlendiğine yönelik kanıtlar vardır. (NCBI: Korpus kallozumun işlevleri)

Korpus kallozumun anatomisi

Anatomik olarak korpus kallozum histolojik bulgulara bağlı olarak (Aksonal yoğunluk aralığı) önden arkaya doğru olmak üzere 4 bölümde incelenebilir: Rostrum, genu, gövde (Arka ve ön olmak üzere) ve splenium. Bu bölümlerin her biri korteksin farklı alanlarını birbirine bağlamaktan ve veri geçişini sağlamaktan sorumludur.

A: Anatomik olarak korpus kallozum (İstmus: Arka gövde ile splenium arasındaki dar bölge)
B: Histolojik yani dokusal farklılıkların gözetildiği figür (Aksonal yoğunluk aralığı)
C: Geometrik olarak korpus kallozum
D: Korpus kallozumun bağlantıları
(biorxiv.org)
Korpus kallozum bölümleriİşlevleri (Bağlantılar)
RostrumFrontal lobların orbital yüzeylerinin (Çevresi) birbirine bağlar.
GenuFrontal lobların medial ve lateral yüzeylerini birbirine bağlar. (Forseps minör/Ön forseps beyaz madde lif demeti ile)
GövdeKorona radiata çift beyaz madde yolundan hemisferlerin (Yarım kürelerin) yüzeylerine geçer.
SpleniumOksipital lobları birbirine bağlar. (Forseps majör/Arka forseps
beyaz madde lif demeti ile)

Sinir lifleri

Korpus kallozum söz konusu olunca özellikle korteksler arasındaki iletişimi için büyük bir önem taşıdığının vurgulanması gerekir. Farklı büyüklükteki kallozal aksonlar farklı işlevsel olarak farklı kortikal alanları birbirine bağlar. Korpus kallozumun genu ve arka gövde bölgesinde bulunan ve diğer bölgelere göre ince aksonlar prefrontal ve parietal bölgeleri birbirine bağlar (Forseps minör sinir demetleri). Orta gövdedeki ve spleniumdaki diğer bölgelere göre daha kalın aksonlar ise birincil motor, somatosensoriyel (Parietal loblar) ve görsel alanları (Oksipital loblar) birbirine bağlar (Forseps majör sinir demetleri).

Korpus kallozumun 6 segmentinin kallozal lif dağılımlarını gösteren bir traktogram çalışması: Genu (Mercan rengi), premotor (Yeşil renk), duyusal-motor (Mor renk), parietal (Pembe renk), temporal (Sarı renk), splenium (Mavi renk) (National Institute on Alcohol Abuse and Alcoholism)

Bununla beraber kallozal bağlar söz konusu olduğu zaman iki hemisfer arasında iki türlü bağlantıdan söz edilebilmektedir: Homotopik bağlantı ve heterotopik bağlantı.

Homotopik bağlantı: Beynin sağ ve sol bölgelerindeki (Serebral hemisferlerdeki) aynı/benzer bölgeler arasındaki bağlantılara denir.

Heterotopik bağlantı: Beynin sağ ve sol bölgelerindeki (Serebral hemisferlerdeki) fonksiyon olarak benzer fakat anatomik olarak farklı bölgeler arasındaki bağlantılara denir.

Korpus kallozum disfonksiyonu ve tedaviler

Korpus kallozum vücudun algıladığı bilginin tam tersi tarafına yönelik bilgiyi aktarmasıyla köprü işlevi görürken kompleks bilgileri birleştirmesiyle bir entegre merkezi işlevini görür. Dolayısıyla korpus kallozumun disfonksiyonu durumunda (Bölgedeki nöronların dejenerasyona uğraması, herhangi bir inme durumu, darbe sonucu oluşan nöron yetersizliği, hemisferler arasında sinir liflerinin yırtılması/kopması, atrofi, doğuştan gelen eksiklik) verilerin kortekse eksik/problemli/hiç gitmemesine yol açar. Korpus kallozumun disfonksiyonunun gerçekleştiği bölgeye bağlı olarak hastalıkları ve dolayısıyla tedavileri değişkenlik gösterebilir. Korpus kallozum ike ilgili spesifik hastalıklar ve onlara yönelik tedavi yöntemleri şu şekilde açıklanabilir:

Korpus kallozum agenezisi

Korpus kallozum ile ilgili klinik olarak en çok öne çıkan hastalık olan korpus kallozum agenezisi (ACC) doğuştan gelen ve korpus kallozumun tam (Tam agenezi) veya kismi (Hipogenez, disgenezi, hipoplazi) eksikliği olarak tanımlanabilir. Hamilelikte annenin alkol kullanımı, kalıtımsal ve genetik etkenlerle beraber genel olarak gestasyonel yaşamın (Gebelik dönemi) 3 ve 12. haftaları arasında ortaya çıkmaktadır. Semptomlarını şu şekilde sıralamak mümkündür: Zihinsel gerilik, görme bozuklukları, konuşma gelişiminde gecikme, nöbetler, beslenme sorunları, bozulmuş el-göz koordinasyonu, dikkat eksikliği-hiperaktivite bozukluğu (DEHB) ve psikoz gibi sosyo-davranışsal bozukluklar. Her ne kadar bu semptomlar asemptomatik bir şekilde olsa da fetal ultrason ile gebeliğin 16. haftasında bu problem tespit edilebilir. Korpus kallozum agenezisinin tedavisi genellikle semptomları tedavi etmeye yönelik (Semptomatik) ve destekleyici niteliktedir. Antiepileptik ilaçlar, özel eğitimler, fizyoterapi, hidrosefali durumunda ventriküloperitoneal şant (BOS sıvısını düşürme), aile üyelerine genetik danışmanlık, bununla ilişkili sendromik morfolojik (Yapı ve biçimine yönelik) ameliyat, konuşma ve görsel rehabilitasyon, gerek duyulursa psikiyatrik ve psikolojik tedaviler şeklinde tedavi yöntemleri sıralanabilir.

Normal beyin vs. Korpus kallozum agenezisi olan beyin
(NCBI)

Bölünmüş beyin sendromu/Kallozal sendrom

Beynin sol ve sağ serebral hemisferlerini birbirine bağlayan sinir demetlerinin (Korpus kallozum) kısmen ya da tamamen kopması durumunda (Genellikle cerrahi müdahaleden ötürü) veya farklı bir durum olan bir bozulma (Lezyon) gibi problemlerin ortaya çıkmasının sonucu olan anormalliklere bölünmüş beyin sendromu/kallozal sendrom denmektedir. Bölünmüş beyin hastaları genellikle şiddetli epilepsinin tedavisinden son çare tedavi yönteminden kaynaklanan bu hastalığın hafifletilmesi adına korpus kallozumunda cerrahi müdahaleye (Kesilme işlemi) uğrayan hastalardan oluşmaktadır. Bu müdahale işlemi kallozotomi olarak adlandırılır. Modern tedavilerle birlikte (İlaç tedavisi, geliştirelen cerrahi yöntemler) tümünün veya kısmi bölümünün kesilmesi epilepsiye karşı son çare olarak yerini almıştır. Bölünmüş beyin sendromunda ise kallozotomi (Kısmi ya da tam) veya lezyon gibi problemlerden ötürü beynin her iki tarafının da yanıt verilmesi gereken uyaranlara karşın farklı cevaplar sunması (Koordinasyon eksikliğinden ötürü) yani vücudun sağ ve sol bölgelerinin birbirinden bağımsız hareket etmesi problemini doğurur. Bölünmüş beyin hastalarının çok çeşitli (Kompleks) problemlerde oldukça zorlanacağını söyleyebilmek de bu şekilde mümkündür (Belirli kompleks görevlerin her iki yarım kürede de işlendiği henüz tam anlaşılabilmiş değildir.) Oxford Academic bünyesindeki bir araştırma yazısında hemisferler arasındaki kortikal bağların kesilmesinin görsel algıyı böldüğü ancak bir beyin içerisinde iki bağımsız bilinçli algılayıcı yaratmadığı bulgularla desteklenmiştir. Yani bölünmüş bir algı olsa da bilinç bölünmemiştir. Örneğin konuşma-ifade merkezinin sol hemisferde olduğunu varsayarsak korpus kallozumun kesilmesi durumunda sağ beynin konuşma merkezi ile bağlantısı kopmuş olur. Bu durumda hasta beyninin sağ tarafında algıladığı hiçbir şeyin adını iletişimsizlikten ötürü söyleyemez. Bölünmüş beyin sendromu problemini yaşayan hastaların bu durumda her iki beyin bölümünün de bilgiyi teyit etmesi gerekmektedir. (Örneğin yıldız görülmesi durumunda dil bölümünün de çalışması yani sözlü ifade adına hastanın iki gözüyle de yıldıza bakması gerekmektedir.)

Bilincin özellikle korpus kallozum yoluyla korteksler arası ilişkisinde üç öne çıkan teori öne çıkmaktadır: Küresel nöronal çalışma alanı teorisi, entegre bilgi teorisi, tekrarlayan işleme teorisi. Kollazal sendrom hastaları üzerinde yapılan çalışmalarla özellikle bu teoriler adına önemli bulgular üzerine fazlaca veri sağlamıştır.

Küresel nöronal çalışma alanı teorisi: Bilinçdışı modüllerde işlenen bilgi, öncelik olarak beynin ön bölgelerinde bulunan merkezi bir “Çalışma üssünde” yayınlandığında bilincin ortaya çıktığını öne sürer. Bu teori bölünmüş beyin hastalarında bilincin birliği noktasında ortaya net bir bilgi sunmasa da dinamiklerine inildiğinde her yarım kürenin kendi prefrontal merkezi olduğundan ötürü bölünmüş bilinç fikrini onaylayan bir teori gibi görünmektedir.

Entegre bilgi teorisi: Bilinci fiziksel sistemlerle açıklamaya çalışan ve “Matematiksel bilinç teorisi” olarak da adlandırılabilecek bu teoride entegre bilgi miktarını temsil eden Φ (Phi) nicel ölçüsü vardır. Yeterince büyük bir Φ değerinde [Tüm alt sistemler yüksek oranda birbirine bağlıysa tüm sistemler için phi en yüksektir (Yerek maksimum değerler yoktur)] ancak ve ancak bilinç oluşması mümkündür. Bu durumda her alt sistemin bilinçli aracı oluşmuş olur. Bu şekilde Bölünmüş bir beyinden bağlantılılık her yarım küre için artacağından ötürü bilinç bölünmüş bir beyinde bölünmelidir.

Tekrarlayan işleme teorisi: Bilincin dikkatten, erişimden veya rapordan bağımsızlığını savunur. Bu teoride tüm bilgiler işlevsel olarak bütünleştirilmemiş olsa bile yine aynı zihin tarafından deneyimlenir. Ayrık beyin hastalarında da yine bilincin birleşik olduğunu savunur ancak bildirilebilirlik ayrışmış bir şekilde gelir.

Korpus kallozum tümörleri

Lipom

İntrakraniyal lipomlar histolojik olarak yağ hücrelerinden oluşan, nadir görülen, yavaş büyüyen, iyi huylu ve çoğunlukla dorsal perikallozal bölgede görülen tümörler çeşitlerinden birisidir. İntrakraniyal lipomların yarısından fazlası korpus kallozum agenezisi/disgenezisi konjektinal malformasyonlardan (Doğuştan gelen yapısal bozukluklar) kaynaklanmaktadır. Çoğu zaman asemptomatiktir ve tesadüfen saptanır, ancak bazı vakalar bunu baş ağrısı ve nöbetler şeklinde semptom olarak gösterebilir. Manyetik rezonans görüntüleme (MRI) yöntemi kullanılarak yağ baskılama sekansları yapılarak bu yağ lezyonları saptanabilir. Çoğunlukla bu hastalık tedavi gerektirmez, semptomatik hastalar için tedavi söz konusudur. Semptomatik hastalarda antikonvülzan (Antiepileptik) tedavinin temel dayanağıdır. Cerrahi eksizyonun bu noktadaki rolü ise tamamen minimal kalmaktadır.

Glioblastoma multiforme (GBM)

Glioblastoma yakınındaki beyin dokularını hızlı ve agresif bir şekilde istila eden sinir sistemindeki iki ana hücre tipinden birisi olan glial hücrelerden kaynaklanan 4. derece (4. derece en agresif ve en ciddiye alınması gereken bir evredir) bir glioma beyin tümörüdür. Çoğu birincil beyin tümöründe olduğu gibi glioma beyin tümörünün de kesin nedeni tam anlamıyla anlaşılmamamıştır. Yalnızca belli başlı risk faktörleri sıralanabilir: Yaş faktörü, radyasyona maruz kalma, ailenin glioma öyküsü (Genetik faktörün ne kadar etkili olduğu tartışma konusudur. Kalıtsal olmadığına dair de çalışmalar söz konusudur.) Glioma beyin foksiyonlarını etkileceğinden ötürü yaşamsal tehdit oluşturmaktadır. Semptomlarını (Tümör tipi, boyutuna, konumuna ve büyüme hızına göre değişkenlik göstermek üzere) şu şekilde sıralamak mümkündür: Baş ağrısı, beyin fonksiyonlarında kafa karışıklığı/düşüş, hafıza kaybı, kişilik değişikliği/sinirlilik halleri, dengede problemler, görme kayıpları, konuşma zorlukları, nöbetler (Özellikle nöbet öyküsü olmayan kişilerde söz konusu ise), mide bulantısı ya da kusma, idrarını tutamama durumları. Nöroloji konsültasyonuna (Teşhis) değinmek gerekirse: Nörolojik muayene ile duyu ve koordinasyon sistemlerinin kontrolü ile tümör adına fikir sahibi olunabilir, manyetik rezonans görüntüleme (MRI) ile dokusal farklılık durumları gözlenip tümörün saptanması sağlanabilir, tedavi sürecine geçmeden önce biyopsi ile doku örnekleri test edilip anormal doku analiz edilebilir ve bu şekilde bir prognoz çıkarılabilir. GBM tedavisi için standart tedavi genellikle cerrahi müdahale olmaktadır. Ancak söz konusu yüksek dereceli bir glioma ise tümör hücrelerini öldürmek amacıyla X ışınlarından yararlanılan radyasyon tedavisine başvurulmaktadır. Tüm bunların yanında radyasyon ya da ameliyat sürecine ek olarak/yanında kemoterapi uygulanarak ilaç tedavisi ile tümörlerin öldürülmesi sağlanır [FDA onaylı temozolomide tümör tedavilerinde tercih edilebilen kemoterapik bir yöntemdir (Tümör büyümesini yavaşlatması amacını gütmektedir)]. Tedavi sonrasında da motor becerilerin, konuşmanın, görmenin ve düşünmenin sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi adına rehabilitasyon uygulanabilmektedir.

Lenfoma

Primer (Temel) merkezi sinir sistemi lenfoması (PCNSL), beyinde başta korpus kallozum bölgesinde olmak üzere derin gri madde yapılarında ve periventriküler bölgede bulunan vücudun bağışıklık hücreleri olan lenfositlerin kanserleşerek kontrolsüz büyümesiyle ortaya bir neoplazm yani tümör oluşturması durumudur. Nadir olarak görülen PCNSL ağırlıklı olarak yaygın B (T hücreleri de söz konusu) hücrelerinden (Humoral bağışıklıkta rol alan lenfositler) oluşan Hodgkin olmayan (Non-Hodgkin) bir tümördür. (Bir patolog biyopside Reed-Sternberg hücrelerini keşfederse hastaya Hodgkin lenfoma teşhisi konur. Eğer lenfomada Reed-Sternberg hücresi yoksa Non-Hodgkin lenfomadır.) PCNSL sebepleri noktasında Non-Hodgkin lenfomanın sebeplerini irdeleme üzerinden yürümek mümkündür. Mayo Clinic’in makalesine göre çoğu durumda Non-Hodgkin lenfomanın sebepleri bilinmiyor, aşırı lenfosit üretimden ve eski lenfositlerinin de ölmemesinden ötürü kaynaklanan bir durum. Bu aşırılığın da vücutta yumru oluşturduğu söylenebilir. Non-Hodgkin lenfomanın semptomları şu şekilde sıralanabilir: boyun, koltuk altı veya kasıkta şişmiş lenf nodları, açıklanamayan kilo kaybı, ateş, gece terlemeleri, öksürük, nefes alma halinde zorluk veya göğüs ağırısı, geçmeyen zayıflık ve yorgunluk hissi, karında ağrı, şişlik ve dolgunluk hissi. Lenfomanın teşhisi ise fizik muayene, kan testleri, göğüs röntgeni ve hastalığın analizi ve tedavisinde asıl yardımcı araç olan biyopsi aracılığı ile yapılmaktadır. Tedaviler arasında ise kemoterapi, radyasyon tedavisi, hedefe yönelik tedavi (Normal hücrelere daha az zarar verirken belirli kanser hücrelerine saldıran ilaç ve maddeler), biyolojik tedavi (Vücudun kanserle savaşma yeteneğini artırma amacı), ve proteinleri kandan uzaklaştırma tedavisi vardır.

Demiyelinizan hastalıklar

Demiyelinizan hastalıklar, sinir sisteminin ana hücreleri olan nöronların miyelin kılıflarının hasar gördüğü ve sonucunda ortaya çıkan hastalık durumunun oluşmasına denilir. Bu hastalık durumlarında ileti hızının yavaşlaması ya da durması nörolojik problemleri yol açar. Korpus kallozum özelinde üç tane demiyelinizan hastalık sayılabilir:

Multipl skleroz

Multipl skleroz (MS), bağışıklık sisteminin sinir sistemindeki miyelin kılıflara ve onu koruyan hücrelere saldırmasıyla sinir liflerinde ortaya çıkan yaralanma, iltihaplanma ile merkezi sinir sisteminde en sık görülen demilinizan hastalıktır. Korpus kallozum ise merkezi sinir sisteminde en büyük beyaz maddeye sahip lif demetidir ve bilişsel işlevlerin koordinasyonu ve entegrasyonunda büyük bir role sahiptir. Korpus kallozum demiyelinizan lezyonlardan en sık etkilenen bölgelerden biridir dolayısıyla korpus kallozumun işlevleri noktasında problem yaşanması mümkündür. Özellikle Relapsing-Remitting MS türünde test edilen hastalar için yapılan gözlemlerde 5 yıldan az MS hastası olan bir grupta %47.8’inin bilişsel bozukluğa sahip olduğu bulundu (Hindawi). Bilişsel işlev bozukluğu Korpus kallozumdaki DTI değerleri değişikliği ile birlikteydi, DTI (Difüzyon tensör manyetik rezonans görüntüleme), beynin beyaz madde alanını görüntülemek için kullanılan bir teknolojidir. MS her ne kadar miyeline yönelik olarak görülse de hem MS plaklarında hem de normal görülen beyaz maddelerde akson kaybı bildirilmiştir. Bu durum demiyelinizasyondan daha az belirgin olabilir ancak semptomlarının patogenezi açısından önemi kabul edilmektedir.

(Mayo Clinic)

MS’in kendi içinde de farklı çeşitleri söz konusudur, bunlar:

Klinik izole sendrom (CIS): MS öncesi dönem veya MS başlangıcı olarak kabul edilen dönemler için kullanılan MS hastalığını ifade eder.

Relapsing-Remitting MS (RRMS): MS hastalığının en yaygın formu olan bu türde hastalık ataklar şeklinde kendini göstermekle birlikte klinik belirtileri de göstermektedir.

Primer progresif MS (PPMS): Hastalığın semptomlarının hastalığın başından beri sürekli kötüleşerek devam ettiği MS hastalığını ifade eder.

Sekonder progresif MS (SPMS): Relapsing-remitting MS giderek ilerlemiş olan ve belirtilerini daha belirgin hale getirmiş olan MS türünü ifade eder.

Multipl sklerozun neden ortaya çıktığına bakılmak gerekirse nedeni halen bilinmemektedir (Mayo Clinic). Bağışıklık sisteminin vücudun kendi dokularına saldırdığı otoimmün bir hastalık olarak kabul edilir. Bazı insanlar geliştirmeye açıkken bazıların olmaması ise genetik ve çevresel faktörlerin kombinasyonundan ötürü kaynaklandığı düşünülmektedir. MS hastalığı ise kendini şu belirtilerle beraber gösterir: Vücudun herhangi bir tipik bölgesinde meydana gelen bir veya birden fazla uzuvda uyuşma veya güçsüzlük durumu, belirli boyun hareketlerinde (Özellikle öne doğru olanda) elektrik çarpması hissi (Lhermitte belirtisi), titreme, koordinasyon eksikliği, dengesiz yürüyüşler, görme problemleri (Çift görme, bulanık görme, görememe vb.), cinsel-bağırsak-mesane fonksiyonlarında yaşınılan problemler. MS’in teşhisi ise kan testleri (MS ile ilişkili spesifik biyobelirteçleri gözlemek amacıyla), omurilikten sıvı alınması (Lomber ponksiyon testinde BOS sıvısının biyokimyasal analizi yapılır), manyetik rezonans görüntüleme (MRI), optik koherens tomografi (OCT) (Gözün arkasındaki optik sinirlerin incelenmesi), görsel uyarılmış potansiyeller (VEP) (Sinir yollarının uyarımını kontrol etme amacı) testi şeklindedir. Tüm bunların yanı sıra demiyelinizan hastalıkların bir tedavisi olmadığından ötürü multipl sklerozun da bir tedavisi yoktur. Mevcut yapılanlar hastalığın seyrini değiştirmeye yönelik veya semptomatik tedavilerdir. Bu tedavilerin ise amaçladıkları unsurlar şunlardır: Atakların etkilerini en az seviyeye indirgemek, seyrinin değişmesi, semptomların yönetilebilmesi.

Progresif multifokal lökoensefalopati

Progresif multifokal lökoensefalopati (PML), sinir hücrelerinin miyelin kılıflarını hedef alan bir virüs enfeksiyonunun neden olduğu beyaz madde hasarına denilir. (Buradan korpus kallozum ile ilişkilendirebilmek mümkündür) Polyomavirus JC (Genellikle JC virüsü olarak adlandırılır) normal hayatta insanların birçoğu tarafından taşınır. Bu virüsün etkili olduğu nokta bağışıklık seviyesinin düşük olması noktasında etkisini gösterir. Bazı diğer demiyelinizan hastalıklardan ötürü bağışıklığın düşük olmasıyla beraber de kendini gösterebilir, örneğin bu multipl skleroz olabilir ya da lenfoma da aynı şekilde olabilir. Bağışıklık sisteminin zayıflığı ve bu hastalık durumunun ortaya çıkması genelde HIV-1 enfeksiyonuna/AIDS’e yakalanan kişiler arasında yaygındır. En belirgin semptomlar sakarlık, gelişen zayıflık hali, görme ve konuşma problemleri ve bazen de kişilik değişiklikleridir. Bu hastalığın ilerlemesi yaşamı tehdit eden sakatlıklara, sıklıkla ölümlere yol açar. Hastalığın teşhisi biyopsi ardından/hastalığı gözlemlemek adına manyetik rezonans görüntüleme (MRI) yapılarak saptanabilir. Aynı şekilde omurilikten sıvı alınma tıbbi teşhis yöntemi kullanılarak BOS sıvısı içinde JC virüsü analiz edilebilir. Bu teşhis yöntemleri birbirini destekleyici nitelikte rol oynamaktadır. PML demiyelinizan bir hastalık olduğundan ötürü doğrudan bir tedavisi bulunmamaktadır. Tedavi bağışıklık sistemini zayıflatan etkenlere karşın harekete geçmek ve bağışıklık sistemini güçlendirmeye yönelik işlemektedir. (Örneğin bu durum AIDS’den kaynaklanıyorsa AIDS’e yönelik tedavilerin bu durumu olumlu etkilemesi beklenebilir.) (National Institute of Neurological Disorders and Stroke)

Marchiafava-Bignami hastalığı

Marchiafava-Bignami hastalığı (MBD) kötü beslenen alkoliklerde (Alkolizm) baskın olan, korpus kallozumun demiyelinizasyonu-nekrozu durumunun gerçekleşmesine verilen ve çok nadir görülen bir hastalıktır. Hastalığın etiyolojisi incelendiğinde bir belirsizlik söz konusu. Bu noktada varsayımsal bir ifade kullanabilmek mümkündür: Muhtemelen hastalığa alkolün neden olduğu nörotoksisite ve B-kompleks vitaminlerinin eksikliğinin kombinasyonuna atfedilebilir. Farklı sebeplerden de kaynaklanabilmesi mümkündür ancak temelde sebebi bu noktaya atfedilmektedir. Klinik olarak semptomları incelendiğinde oldukça değişken ve nonspesifik bir durumla karşılaşılsa da belirli nörolojik semptomlarla beraber gelen kronik alkol kötü kullanımı veya malnütrisyonlu (Beslenmenin yetersiz veya fazla olma durumu) hastalarda bu durum düşünülebilir. Bu semptomlar şu şekilde sıralanabilir: Demans (Mental fonksiyon bozukluğu), mental durum değişikliği, spastisite (Motor foksiyonlardaki hasar), dizartri (Motor konuşma bozukluğu), ataksi (Koordinasyon problemi), yürüme anormallikleri ve nöbetler vb.. Aynı şekilde bildirilen diğer klinik bulgular arasında şunlar da yer almaktadır: Bilateral simetrik hareketlerin desenkronizasyonu (Vücudun sağ ve solunun senkrone olmaması), tek taraflı agrafi (Yazı yazma fonsiyonu bozukluğu), apraksi (İşlev yitimi), dispraksi (Motor planlama bozukluğu) ve anomi (Kelime bulma problemi). MBD’nin teşhisi korpus kallozumdaki incelme durumunu incelemek adına manyetik rezonans görüntüleme (MRI) ile yapılır. MBD için bugüne kadar herhang, kanıtlanmış bir tedavi bulunmamaktadır. Genelde hastalık yönetimi bir diğer kronik alkolizmden kaynaklan wernicke-korsakoff sendromu ile benzer şekilde ilerlemektedir (Diğer alkolizm problemleri ile de benzerlik gösterebilir). MBD vaka raporlarının çoğu yüksek doz kortikosteroidlerin (Steroid yapılı sentetik ilaç) yanı sıra tiamin (B1 vitamini), folat (B9 vitamininin bir türü) ve B vitamini komplekslerinin endovenöz uygulamasına (Damar yolu ile) olumlu bir yanıt göstermiştir. (NCBI)

Vasküler (Damarsal) lezyonlar

Enfarktüsler

Enfarktüs kan akışındaki bir bozulma nedeniyle kanın pıhtılaşması sonucu iskeminin (Kan damarlarından tıkanma sonucu oksijen ve beslenme kaynağı gelmemesi durumu) olması ve sonucunda dokuda yapı ve işlev bozukluklarının gerçekleşmesine denilir. Korpus kallozuma giden atardamar yollarının tıkanması bu noktada iskemiyi tetikleyebilir. Bu durum da yapısal ve işlevsel problemlere yol açabilir. Ancak dikkate alınması gereken bir nokta ise korpus kallozum enfarktüsü yaygın değildir, bunun sebebi ise üç ana arterden gelen zengin kan akışından kaynaklanmaktadır: Anterior komünikan arter, perikallozal arter ve posterior perikallozal arter (BMC Neurology) Enfarktüs lezyonları genel olarak splenium bölgesinde yayılım gösterirler. Korpus kallozum enfarktüsünün epidemiyolojisi ve patolojisi her ne kadar iyi anlaşılamamış olsa da bunlara yönelik çalışmalar bu konuda fikir verebilmektedir: Korpus kallozum enfarktüsüne yönelik 59 kişinin yer aldığı bir çalışmada (NCBI) 52 kişinin çoklu enfarktüs 7 kişinin ise izole korpus kallozum enfarktüsü vardı. Bu veriye dayanarak en olası nedeni emboliye (Pıhtının farklı bir yerde oluşup kan akışıyla birlikte farklı bir lokasyondaki kan akışını tıkaması) dayandırılması mümkündür. Bu noktada korpus kallozum enfarktüslerinin sebebi hemodinamik bozukluklara (Kan akışı ve metabolizmanın işlememesi) dayandırılabilir. Bu hastalığın semptomları ise hangi sorunlardan müzdarip olduğuna yönelik incelenerek çıkarıldı: Korpus kallozumdaki lezyonlar ile açıklanamayan uzuvlarda güçsüzlük ve/veya uyuşukluk, konuşma yetersizliği/beceriksizliği, baş dönmesi. Ancak bunlar da yine korpus kallozum ile tam anlamıyla ilişkilendirilememiştir. Korpus kallozum enfarktüsü diğer iskemik lezyonlarla beraber ortaya çıktığı için tipik semptom ve bulguları olmamaktadır (NCBI). Teşhisler genellikle manyetik rezonans görüntüleme (MRI) kullanılabilse de hemodinamik bozukluğu saptamak için servikal Doppler ultrason görüntülemesi (Kan akışının hızını ve yönünü ölçmek için yüksek frekanslı ses dalgaları kullanılan bir tıbbi teşhis yöntemi, boyun tarafı için) ve Transkraniyal Doppler (TCD) (Kan akışının hızını ve yönünü ölçmek için yüksek frekanslı ses dalgaları kullanılan bir tıbbi teşhis yöntemi) yöntemi de kullanılabilir. Aynı şekilde hemodinamik yöntemler erken teşhise de yardımcı olabilir. Korpus kallozum enfarktüsünün tedavisi genel serebral enfarktüsün tedavisinden farklı değildir ve şunları içerir: Antiplatelet tedavi (Kan pıhtısı oluşmasını engelleyen ilaç tedavisi), lipid ve kan basıncının düşürülmesi ve ilgili risk faktörlerinin azaltılması (NCBI).

Arteriovenöz malformasyon

Arteriovenöz malformasyon (AVM) normal kan akışı ve oksijen akışını bozan, atardamarları ve damarları birbirine bağlayan kan damarlarının anormal bir şekilde oluşmasıdır. Korpus kallozumun arteriyovenöz malformasyonları tüm serebral arteriyovenöz malformasyonların %9-11’ini oluşturur. Ancak bu konuyla alakalı çok az sayıda literatür bulunmaktadır. Korpus kallozum AVM’leri zorlu vasküler malformasyonlarda ise olası kafa içi kanamaları ile karşılaşılabilmektedir. AVM’lerin nedeni açık değildir ve aileler arasında nadiren geçer, doğuştan geldiği düşünülmektedir. NCBI’ın araştırma makalesinde semptomlar şu şekilde sıralanmıştır: Kanama [Subaraknoid (SAH), intraventriküler ve intraserebral (ICH) bölgelerinde], nöbetler, baş ağrıları ve nörolojik defisitler (Yetmezlik, eksiklik). Teşhisi de manyetik rezonans görüntüleme (MRI), bilgisayarlı tomogrofi, serebral anjiyografi (Beyindeki kan damarlarını görüntüleme yöntemi) yöntemleri kullanılarak yapılabilir. Tedavi üzerine uygulanan yöntemler ise: Cerrahi rezeksiyon (Bir organın dokusunu veya bir kısmını veya tamamını çıkarmak için yapılan tedavi yöntemi), endovasküler tedavi [Minimal kesikler ile damar içi (Pek çok bölgeye erişim amacıyla genellikle ana kan damarları) tıbbi tedavi], radyocerrahi (Hedefi ortadan kaldırma amacıyla tek seferli yüksek doz radyasyon kullanma yöntemi) şeklinde sıralanabilir.

Travma

Kafa travması (Sarsıntı) kafa derisi, kafatası ve beynin herhangi bir şekilde hasar alması ve yaralanmasıdır. Genelde hafif şişlik/morluk şeklinde kendini gösterse de travmatik beyin hasarı ile de sonuçlanabilir. Fiziksel semptomları şu şekilde sıralanabilir: Baş ağrısı, kulak çınlaması, mide bulantısı, kusma, yorgunluk veya uyuşukluk. Psikolojik semptomları ise: Karışıklık ve sis içindeymiş gibi hissetme, travmatik olaydan kaynaklanan amnezi, sersemlemiş görünüm, geçici bilinç kaybı. Teşhis yöntemleri ise nörolojik muayene (Duyusal fonksiyonların kontrolü), bilişsel test, bilgisayarlı tomogrofi (BT) ve manyetik rezonans görüntüleme (MRI) gibi görüntüleme testleri gibi tıbbi teşhis araçları ve stratejileri kullanılarak yapılabilir. Tedavi yöntemleri ise beyni iyileştirme bu süreci hızlı tutmaya yöneliktir: Fiziksel ve zihinsel olarak dinlenme süreci, kademeli olarak rutin hayata dönüş, ilaç tedavisi (Sarsıntı sürecini daha az ağrılı atlatmak üzere alınan ağrı kesici nitelikli ilaçlar).

NOT: Korpus kallozumdaki lezyon çeşitliliği yalnızca bunlar ile sınırlı olmak zorunda değildir. Bölgesine, yayılımına ve büyüklüğü gibi etkenlere bağlı olarak çeşitleri artırılabilir. Bu makalede özel olarak öne çıkanlara değinilmiştir (Radiopaedia).

Kaynaklar

Exit mobile version