Sokrates ve John Locke savunduğu bilgi felsefesinin farklılığı benim için hep sorgulanmaya ve düşündürmeye değer olmuştur. Sokrates, doğduğumuzda zaten içimizde var olan bilgiyi savunur. Bilginin edinilmediğini, ancak doğuşla birlikte verildiğini iddia eder. Ancak, bu görüşün doğru olduğunu düşünmüyorum. Çünkü konuyla ilgili okuduğum neredeyse tüm nörobilim makaleleri, algıladığımız bilginin nöronlarımızda yeni bağlantılar oluşturduğunu gösteriyor. Yani, bilmediğimiz bir şey, beynimizde kendi başına var olmaz. Öğrenmeye başladığımızda, beynimizde aktif hale gelir.
Bu görüşten daha olası görünen bir başka görüş ise John Locke’un “boş levha” veya “tabula rasa” kavramıdır. İnsan zihni doğuştan boş bir levhadır. Söz konusu görüş, doğuştan gelen bilginin olmadığını, tüm bilginin deneyimler yoluyla edinildiğini destekler. Onların görüşlerinin en temel farkı, bilginin kaynağının nereden geldiğidir. Sokrates’in düşüncesine katılmama nedenlerimden biri, kendi düşüncesine aykırı olmasıdır. “Hiçbir şey bilmediğimi biliyorum” görüşünü ortaya koyar ve ardından bilginin, henüz bilmesek bile, zaten beynimizde var olduğunu söyler. Benim gözümde bu iki görüş arasında tutarlılık görmüyorum.
Sokrates’in bilginin doğuştan geldiği varsayımı, bilimsel bir dayanağa sahip değil ve bilimsel kaynaklar, bu varsayımın yanlış olduğunu kabul etmem için yeterince açıktır. İnsanlar doğduklarında bilgiye sahip değillerdir. Bilgiye erişmek, onu deneyimleme yolunda varılacak bir zafer noktasıdır.
Bu sayfadan alıntı yapın:
APA 7: Kara, Y. D. (2024, February 20). Sokrates & John Locke Felsefe Çatışması. PerEXP Teamworks. [Blog Link]
Bilginin kaynağı tartışmasında ben deneyimciyim. Kitaptan okuduğumuz ne kadar doğru ki? Deneyim, teorileri test edip bilginin gerçekliğini gösterir. Pratik bilgelik de deneyimle gelir. Hayatın zorlukları karşısında nasıl ayakta duracağımızı deneyimle öğreniriz.
Deneyimden gelen bilgi sağlam ve pratiktir, felsefede ve hayatta çok daha değerlidir.