Takip Et!
E-posta ile Abone Ol!

Bu platforma abone olmak ve yeni yazıların bildirimlerini e-postayla almak için e-posta adresinizi girin.

sinop cezaevi

Tarihi Sinop Cezaevi

Tarihi Sinop Cezaevi: Türkiye’de önemli bir tarihi yapı. Kültürel mirasımızdan biri. Sinop’un simgesi haline gelmiş bir cezaevi.

“Büyük ve korkunç bir kaledir. 300 demir kapısı, dev gibi gardiyanları, kolları demir parmaklıklara bağlı ve her birinin bıyığından 10 adam asılır nice azılı mahkûmları vardır. Burçlarında gardiyanlar ejderha gibi dolaşır. Tanrı korusun, oradan değil mahkûm kaçırtmak, kuş bile uçurtmazlar.” Evliya Çelebi seyahatnamesinde böyle bahsetmiştir Sinop Cezaevi denilen bu zindandan.

Üç yanı denizle çevrili olan ve tarihî Sinop Kalesi’nin surları içinde bulunan kale, yaklaşık 4.000 yıl önce inşa edilmiştir. Yunanlar, Pontus, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlılar, kendi dönemlerinde kaleyi korumuş ve güçlendirmişlerdir. İç kale, 1887 yılında zindan olarak kullanılmaya başlanmıştır. Sinop mutasarrıfı Veysel Paşa, yeni binaların yanı sıra bir hamam da eklemiştir. 1939’da çocuk hapishanesi olarak kullanılmak üzere bir bina daha inşa edilmiştir (çocuk ıslahevi).

Tarihi Sinop Cezaevi krokisi (Wikipedia Turkish)

“Anadolu’nun Alcatraz’ı” veya “Giren, çıkamaz” olarak adlandırılan cezaevi, birçok olaya ve kişiye tanıklık etmiştir. Refik Halit Karay, Mustafa Suphi, Ahmet Bedevi Kuran, Burhan Felek, Osman Cemal Kaygılı, Osman Deniz gibi birçok gazeteci ve siyasetçi, burada zaman geçirmiştir. Cezaevinin en ünlü konuğu ise Sabahattin Ali’dir. Sinop Cezaevi’nde bulunduğu süre boyunca birçok şiir ve öykü kaleme almıştır. Yazılarında, cezaevindeki fiziksel koşulların zorluklarından ve mahkûmların özgürlük özlemlerinden bahsederken, aynı zamanda yaşanan sorunları da dile getirir.

“Duvar” adlı öyküsünde Sabahattin Ali şu şekilde yazar: “Uzun zamanlar deniz kenarında ve surlar içindeki bir hapishanede kaldım. Kalın duvarlara vuran suların sesi taş odalarda çınlar ve uzak yolculuklara çağırırdı. Tüylerinden sular damlayarak surların arkasında yükseliveren deniz kuşları demir parmaklıklara hayretle gözlerini kırparak uzaklaşırlardı. Benim kaldığım hapishanede her şey, her ses, hürriyeti gözlerin önüne kadar getirmek, sonra birdenbire çekip götürmek için yapılmış gibiydi.”

“Aldırma Gönül”ü yazdığında da Sinop Cezaevi’ndeymiş Sabahattin Ali. Düşünsenize şair denizi duyabiliyor, koklayabiliyor ama göremiyor. İşte bu satırları yazıyor sonra:

Dışarda deli dalgalar
Gelip duvarları yalar
Seni bu sesler oyalar
Aldırma gönül aldırma…

Bu sayfadan alıntı yapın:

APA 7: Gelerli, E. (2024, February 20). Tarihi Sinop Cezaevi. PerEXP Teamworks. [Blog Link]

Yorum Yap

Related Posts
Total
0
Share