Bu film, yine izlemeye değer filmler arasında bir yer ediniyor. Şaşkınlığınız, filmden benim gibi beklentinizin dışında bir film çıkması da olabilir aynı zamanda. Halihazırda “Yatmadan Önce 100 Fırça Darbesi” beklerken… Aşk, tutku, ihtiras. Ve tabii ki genetik ilişki şüphesizlikleri karşılıyor bizi… Ve “Grinin 51. Tonu” çıkıyor karşımıza. Metropol sıkışık hayatında kedi-fare oyunu ne kadar şirket içinde yaşanırsa, ne kadar çalışanların berbat ilişkisi ve birbirleri için kötü düşünce ve algısı gelirse… Aklınıza ne gelirse… Patronların acımasızlığı, iş hayatının acımasızlığı, çalışan göya arkadaşların acımasızlığı… Tadında hepsinden var.
Biz de tabii ki hepsinin aşağı-yukarı hepsinin yaşandığı dünyada olduğumuz için ne patrona, ne iş arkadaşlarına, ne de yeri geldiğinde kendimizi bulduğumuzda “Vay şüphesiz!” demedik ve seyreyledik kopan fırtınaları… Genel anlamıyla arkadaş ilişkisinde tahmin ettiğimiz kadın-erkek figürleri karşımızda… Ateşli ikilimiz, aynı şirkette yasak da olsa, hazzından olsa gerek gizemli bir ilişki yaşıyor. Yasaklılığı da, şirket kuralları gereği… Yoksa patronun karısı, kızı veya oğlu, damadı vb. meselesi değil yani… Yanisinde de bu durumun, Mürgen Anlı ve türevlerine yem olacak tarafı yok… Bizimkiler de bu kuralları tabii ki ihlal ederek, her neyse anlaşılmıyor (ki çok bariz bazı sahnelerde), film bu ya işte sevişiyorlar her fırsatta…
Ancak ilişkileri, gizli bir şekilde hanım ablanın ailesine yansıyor ve bizdeki gibi nişan falan filan planlıyorlar teyze, dayı, emmi, yenge… Hemen takalım takıları düğün dernek aradan çıksın diyorlar. Tabii ki maaşı dolar, yöro balyaları halinde aldıkları için, adamlar rahat be kuzum… Düğün salonu kaç lira olmuş, altın alabilir miyiz, çeyrek almayalım da gram takarız, yemeksiz yapalım da evlerine eşya alırız derdi yok yani kimsede… Kına, düğün dert değil anlayacağınız…
Esas oğlan da burada ön plana çıkıyor yavaş yavaş… Yükselmenin derdinde ama talih kuşu tam tersi bir ıkınma ile kızımızın omuzuna (evet, haklı bir başarı ve şans nedeniyle) pötürüyor. İşte burada filmin kırılmaları başlıyor. “Fair Play” burada sadece futbol terimi olmaya başlıyor anlayacağınız.

Kadının aşağılanması, hakarete uğraması, hakkı olmadığının hissettirilmesi falan filan… Kimse kendine yediremiyor ofiste, çünkü erkek egemen ofis, erkek egemen idareci… Kurtlar sofrası ofis, erkek ve haliyle testosteron kokusu dolu tenekeler… Haliyle yıpratma politikaları starting… Yetmiyor tabi, esas oğlan şüphesiz, eşi olacak kadına komplolar kuruyor. Yanlış yönlendirmeler, manipülasyonlar yapıp gözden düşürüyor. Ama an geliyor ve helal olsun garıya diyoruz bir an, dik durup bek vuruyor ablamız… Ve kafasına göre hareket edip rüzgarı kendine çeviriyor, rövaşatayı çat yapıştırıyor 90’a… Vuruyor bir günde voleyi. Seyirciler şaşkın, ağızlar açık… Ve tabii başarısı da boş dönmüyor üst makamlardan. Ve çukka bir çek zuhur ediyor eline. Toplantıların gözbebeği halinde parıltılı sahne ışıkları altında.
Ama tabii ki bu, eniştenin kafasını bozuyor, şirkette mahalle karısı gibi dedikodu yapan küçük kafalar… Yenge hakkında asılsız söylentiler… Ve yine huzursuz olmasına ve karşı hamle yapmasına yol açıyor bu durumlar eniştenin, yediremiyor kendine bu ışıltıların gölgesini… Hatta evlilik teklifi misali diz çöküp patrona bile yalvarıyor, ki bu vurgu da bir iş ilişkisinin evlilik gibi hayallerle dolu olduğunu yansıtmış bence… Ama patron “Sen benim tipim değilsin… Hıhhh” diyerek köpek çekiyor…
Ee sonrası, tabii kırmızı tuborgu içip içip, kafa bimilyon evde hatuna çıkışıyor bizimki. Eziklemeler, hakaretler, iğneden ipliğe her şeyi yüzüne vurmalar falan… Hanım abla sinir küpü, uyku yok, psikoloji de kalmıyor – 273°K vücut ısısı… Bu sefer, o da nispet derecesi işler yapıyor hoyratça, yaklaşık +18 bir gece… Sen de az olmamışsın ha dediğimiz birkaç sahnede yaşanıyor maalesef…
Ertesi gün mahalle dedikodusu yine dönüyor ofiste… “Söylemezsen olmaz de mi?” halt etmiş yanında. Abi de bunun üzerine, yaşadıklarının önüne geçemediği için kolonya, ispirto ne bulursa içip, ablanın en önemli toplantısında 3’ü 1 arada var mı diyerek toplantı odasına dalıveriyor. Sonra da patlatıyor balonu, biz bununla fındık gibi döşüyoruz sizin haberiniz yok diyerek ve ne varsa odada öte beri atarak… Çaycı bir yana, Çaykur demleme çay poşetleri bir yana… Bir an havada uçanın Mahmoood Tea kavanozu olduğuna bile iddiaya girebilirim. Sonra… Güvenlik, polis, jandarma, bekçi… Kolluk kuvvetlerden kim varsa atıyor bunu dışarı.
:max_bytes(150000):strip_icc():format(webp)/fair-play-exclu-script-100423-1-166af68aaa264189909e5b33e8929a0e.jpg)
Abla fırtınalar estiriyor… Ama ne yaparsın, işinden kariyerinden olacak bu şahsa değmez diyor içinden. Hatun tabii ki akıllı, erkek gibi aklı güney yarım kürede çalışmıyor… Azıcık da uyanıyor bu duruma ve bundan adam olmaz diyerek, enişteye sapık etiketi yapıştırıyor. “Beni takip ediyor, benimle evlenmek istiyor, yok benim gibisi yokmuş buralarda, elimi sıcak sudan soğuğuna temas ettirmeyecekmiş, köydeki yerleri benim üzerime yaptıracakmış, anasıgil ölünce büyük miras kalacakmış, aşkımız Tülin ve Caner’den daha büyük bir aşk olacakmış” dillerden dillere… Falan filan… Ama ben yüz vermedim, şimdi acısını çıkarmaya çalışıyor efendibeyciğim patronum, diyor. Patron da koyuver gitsin g*tüne, sen karışma gerisine diyor…
Tam bu esnalarda ablanın annesi mahalleden arkadaşlarla, emmi, teyze haberleştik sana kafede söz kesicez gel çabuk deyince yenge bir hırsla enişteyi aramaya başlıyor, ki “Gel herkese yaptıklarını anlat şerefsiz.” namına… Şenakrak Kardeşler Düğün & Pub’a doğru yola koyuluyor.
Yenge bir bakıyor ki şerefsizlikte master degree enişte, çoktan sote bir yere çekilmiş piizleniyor ufaktan. Yenge de bunun görünce “Anlat bakalım herkese, ne b*k yediğini deyyus! Seni tanıdığım güne lanet olsun. Sigortalı bir işim olsun istedim, evime katkım olsun istedim… Sen ne yaptın? Sen üç milyar yedi yüz elli milyon. Sen, milyar, sen para çekmişsin. Sen bu parayı, sen ne yaptın? Evde aç kaldı çocuklar açtır, sen para vermiyorsun. Mutfak tüpü bitiyor. Sen bana ne diyorsun biliyosun. Senin dinini imanını s….” Enişte de tutamaz kendini tabii… “Melak… La Melak… Bi susar mısın? La oğlum, bi susar mısın?” derken…
Barın tartışması kadınlar tuvaletine taşınıyor ama tabii kafalar da güzel… Bağırış, çağırış… Barışma sevişmesi olacak usulca derken. Abi, ablayı ilişkiye zorluyor, az da fazla zorluyor alkolün etkisiyle… Hatun kişinin de gönlü var ama hard rock herkesin sevdiği bir müzik tarzı değil sonuçta… Sonrasında da sertlik göz altında istenmeyen, sahalarda görmek istemediğimiz Grinin 52. Tonu oluyor… Var’a gitmeye gerek yok, zaten nefes nefese biz de dahil oluyoruz duruma.

Ertesi günlerden bir zaman… Hikaye bu ya, abla bu sefer hesap sormaya gittiğinde çanta, bavul, ıvır zıvır paket… Enişte keyifte bekliyor koltukta… Hanım ablaya dank ediyor tabii pıçağı kaptığı gibi haşır haşır vuruyor enişteye… Bu sefer o eziliyor, özür dilitiyor, hadi lan hadi göster delikanlılığını misali…
Abi, salya sümük yerde… Her zaman ki asıl kaybeden… Ablaya dönüyoruz kamerada… Hafif bir “Haşır dı bilekbort” bakışı ve… Fin…
Ve… Gelgelelim bizde ne bıraktı film… Başta anlamak gerekir ki kadınlar başarılı olabilirler ki sayısız örnekleri var dünyada, hayatımızda, hatta evimizde… Annelerimiz, eşlerimiz, kardeşlerimiz… Bu erkek egemen bir dünyada, başarılar yanlış izlenim ve düşüncelerle kirletiliyor… Bunu yine tekrar bir kınamakta fayda var…
Ve hak eden hak ettiğini almalı… Keser döner sap döner, elbet gün gelir hesap döner.
Bu sayfadan alıntı yapın:
APA 7: Özcan, A. (2023, December 17). Fair Play (Adil Oyun) Film İncelemesi. PerEXP Teamworks. [Blog Link]
Sergi & Müze Gezginleri Aralık 2023 Sayısı: Fair Play (Adil Oyun) Film İncelemesi
Fair Play (Adil Oyun) Film İncelemesi, Sergi & Müze Gezginleri kuruluşu (Dergi) bünyesinde oluşturulmuş Sergi & Müze Gezginleri Aralık 2023 serisine ait blog yazısıdır.
Bu eserin kullanım hakları ve dağıtımı Sergi & Müze Gezginleri’ne aittir.