Influenza A virüsü, yüksek bulaşıcılığı ve sürekli değişen yapısıyla her yıl milyonlarca insanı etkileyen ciddi bir solunum yolu enfeksiyonudur. Küresel salgınlara yol açabilen virüs, özellikle risk grupları için hayati tehlike oluşturur. Bağışıklık sistemini aşmak için genetik yapısını sürekli değiştiren influenza, her sezon yeniden ortaya çıkarak hastalığı kaçınılmaz hale getirir. Peki, bu döngü nasıl kaçınılmaz şekilde işliyor?
Influenza A nedir?
Influenza A virüsü, (TDK’ye göre grip, enflüanza) dünya çapında yaygın görülen ve dönemsel salgınlara yol açan bir solunum yolu enfeksiyonudur. En bilinen türlerinden biri domuz gribi olarak da adlandırılan H1N1’dir. Her yıl yaklaşık 5 milyon kişi bu virüse bağlı klinik enfeksiyon geçirirken 250.000 ila 500.000 kişi hayatını kaybetmektedir. Özellikle 65 yaş üzerindekiler, hamileler, 5 yaş altındaki çocuklar, kronik hastalığı olanlar ve bağışıklık sistemi baskılanmış bireyler için ciddi bir risk tehlikesi barındırır. [5]

(Kredi: Wikipedia English)
Hastalığın semptomları arasında yüksek ateş, kuru öksürük, baş ağrısı, kas ve eklem ağrıları, halsizlik, boğaz tahrişi ve burun akıntısı yer alır. Virüs, solunum yoluyla hızla bulaşarak akciğerleri etkileyebilir ve zatürre gibi ciddi komplikasyonlara yol açabilir. Enfekte yüzeylerden temas yoluyla da yayılabilen bu hastalıktan korunmak için düzenli el hijyeni, kalabalık ortamlardan kaçınma ve risk grubundakiler için yıllık aşı önerilmektedir. Peki, bu virüs nasıl oluyor da kendini sürekli güncelleyerek her seferinde bağışıklık sistemimizi yeniden alt etmeyi başarıyor? [5]
Influenza A’nın mikrobiyolojik yapısı
Influenza virüsü, temel olarak A, B, C ve D olmak üzere dört ana gruba ayrılır. Ancak özellikle Influenza A virüsü, yapısında bulunan iki önemli protein—hemaglutinin (HA) ve nöraminidaz (NA)—ile daha detaylı alt tiplere bölünür. Virüslerin adlandırılması; tipiyle birlikte izole edildiği canlı türü, bulunduğu bölge, izolasyon yılı ve numarası gibi bilgilerle yapılır. Örneğin A/Panama/2007/1999 (H3N2) şeklinde isimlendirilen bir virüs, 1999 yılında Panama’da izole edilmiş bir Influenza A alt tipini ifade eder. Burada HA alt tipi H3, NA alt tipi ise N2’dir. [3] [6]
Virüsün vücuda girişi, yüzeyindeki HA proteini sayesinde gerçekleşir. Bu protein solunum yollarındaki hücrelerin yüzeyinde bulunan sialik asit adı verilen özel bir yapıya bağlanarak enfeksiyonun ilk adımını atar. Ancak HA, bağışıklık sisteminden kaçabilmek için sürekli olarak küçük değişiklikler geçirir. Bu yüzden grip, her yıl tekrarlayan ve değişen bir hastalıktır. NA proteini ise virüsün hücreden ayrılmasını sağlar. Hücre yüzeyindeki bağları keserek yeni virüslerin serbest kalmasını ve çevredeki diğer hücrelere bulaşmasını kolaylaştırır. Aynı zamanda solunum yollarında doğal bir savunma bariyeri oluşturan mukus tabakasını zayıflatarak virüsün yayılmasını hızlandırır. [3] [6]

Influenza A, enfekte edebileceği hücreleri özel bir tanıma mekanizması ile seçer. Yüzeyinde bulunan HA proteinleri, konak hücredeki belirli yapılarla etkileşime girerek virüsün hücre içine alınmasını sağlar. İnsan solunum yollarında bu bağlanmayı mümkün kılan yapılar bulunduğundan virüs kolaylıkla vücuda giriş yapabilir. Hücre içine girdikten sonra endositoz adı verilen bir mekanizma ile virüs, hücre içinde bir kesecik içerisine alınır. Buradaki asidik ortam, virüsün kabuğunun açılmasını ve genetik materyalinin serbest kalmasını sağlar. Bu süreçte M2 adı verilen bir protein devreye girerek virüsün iç yapısını değiştirir ve çoğalması için gerekli ortamı hazırlar. İlginç bir şekilde, bazı grip ilaçları bu M2 proteinini hedef alarak virüsün hücreden çıkmasını engellemeye yönelik geliştirilmiştir. [3] [6]
Virüsün çoğalması hücre çekirdeğinde gerçekleşir. Burada virüsün genetik materyali kopyalanır ve yeni virüslerin üretilmesi için gerekli proteinler sentezlenir. M1 adı verilen bir protein, yeni virüs partiküllerinin oluşmasına yardımcı olurken, NA proteini virüslerin hücreden ayrılmasını sağlayarak yayılmasını hızlandırır. NA, hücre yüzeyinde tutunan virüsleri serbest bırakarak hızla diğer hücrelere bulaşmasına olanak tanır. Aynı zamanda virüsün kendi yapısında bulunan bağları da temizleyerek enfekte olma kapasitesini artırır. [3] [6]
Bağışıklık sistemi, Influenza virüsü ile savaşmak için iki temel savunma mekanizmasına sahiptir. İlk savunma hattı doğuştan gelen bağışıklık sistemidir. Bu sistem, fiziksel bariyerler, virüsü yutan bağışıklık hücreleri ve enfeksiyonun yayılmasını engelleyen kimyasal sinyallerden (interferonlar gibi) oluşur. Konak hücreler, virüsün belirli bileşenlerini tanıyıp bağışıklık sistemini harekete geçirir. Ancak virüs, bu mekanizmaları aşmak için sürekli değişim geçirir. [2]

Bağışıklık sisteminin ikinci savunma hattı, B ve T hücreleri aracılığıyla gerçekleşen adaptif bağışıklıktır. B hücreleri virüsü tanıyıp ona karşı özel antikorlar üretirken T hücreleri doğrudan enfekte olmuş hücreleri hedef alarak virüsü yok eder. Ancak Influenza virüsü, bağışıklık sisteminden kaçabilmek için sürekli mutasyon geçirir. HA ve NA proteinlerindeki küçük değişimler, bağışıklık hücrelerinin virüsü tanımasını zorlaştırır. Bu sürece antijenik sürüklenme denir ve grip virüsünün her yıl farklılaşmasına neden olur. [2] [3] [6]
Daha büyük çaplı değişimler ise antijenik kayma adı verilen mekanizmayla gerçekleşir. Eğer aynı hücreye iki farklı Influenza virüsü girerse, genetik materyalleri birbirine karışarak yeni ve tamamen farklı bir virüs ortaya çıkabilir. Bu tür değişimler, bağışıklık sistemini hazırlıksız yakalayarak büyük salgınlara yol açabilir. Antijenik kayma sonucunda teorik olarak yüzlerce farklı kombinasyon oluşabilir ve bu da bağışıklık kazanmayı zorlaştırır. İşte bu nedenle grip virüsü, evrimsel süreçte oldukça başarılı bir adaptasyon mekanizması geliştirmiştir ve her yıl yeni türlerle karşımıza çıkmaya devam etmektedir. [2] [3] [6]
Influenza A ve tarihi pandemiler
Influenza A virüsü geçmişi, salgınlarla şekillenmiş bir tarih sunar. Bilinen ilk büyük salgın 18. yüzyıl Rusya’sında ortaya çıktı ve Avrupa’ya yayılarak üç yıl boyunca etkisini sürdürdü. Ancak modern bilim insanlarının ilgisini en çok çeken salgın, Birinci Dünya Savaşı’nın sonlarında patlak veren ve tarihe “İspanyol Gribi” olarak geçen pandemiydi. O dönemde hâkim görüş, hastalığın bakteriyel bir etken tarafından yayıldığı yönündeydi. Ancak 1930’lu ve 1940’lı yıllarda yapılan araştırmalar, burun salgılarından Influenza A virüsünün izole edilebileceğini gösterdi. Bu keşif, aşı geliştirme süreçlerinde bir dönüm noktası oldu. Fakat virüsün hızla mutasyona uğraması, geliştirilen aşıların uzun süreli bağışıklık sağlayamaması gibi önemli bir sorun yarattı. Her yeni varyant, dünyayı yeniden tehdit eden bir salgının habercisi olabilirdi.

Tarih boyunca insan sağlığını ciddi şekilde tehdit eden Influenza pandemileri arasında en dikkat çekeni az önce de değinildiği üzere 1918-1919 yıllarında dünyayı kasıp kavuran İspanyol Gribi’dir. Kuş kökenli H1N1 virüsünün neden olduğu bu pandemi, yaklaşık 40 milyondan fazla insanın ölümüne yol açtı. Üç dalga halinde yayılan hastalık, genç erişkinleri hedef alarak diğer grip salgınlarından farklı bir tablo sundu. Bunun 19. yüzyılın başlarında yaşanmış başka bir pandemi ile bağlantılı olabileceği düşünülüyor. 1920’lere gelindiğinde virüs etkisini yavaş yavaş kaybetti ve mevsimsel grip formuna büründü. Bugüne kadar kaydedilen en ölümcül Influenza pandemisi olarak tarihe geçti. [1]


1957’de ortaya çıkan Asya Gribi, 1918 pandemisinin soyundan gelen bir virüs tarafından tetiklendi. Genetik değişimler sonucunda yüzey proteinlerinde farklılaşmalar meydana gelmişti. Ancak virolojinin daha gelişmiş olduğu bir dönemde ortaya çıktığı için hastalığın patogenezi daha iyi anlaşıldı. İlk olarak Güneydoğu Asya’da tespit edilen virüs, hızla dünyaya yayıldı. Ancak 1918 salgını kadar ölümcül olmadı ve iki yıl içinde mevsimsel grip formuna evrilerek 11 yıl içinde ortadan kayboldu. [1]
2009 yılında ise H1N1 alt tipine sahip başka bir influenza pandemisi dünyayı etkisi altına aldı: Domuz Gribi. Meksika’da tespit edilen bu yeni virüs, hızla yayılarak küresel bir tehdit haline geldi. Özellikle çocuklar ve genç yetişkinler bağışıklık sistemleri daha önce bu türe maruz kalmadığı için ciddi şekilde etkilendi. Sadece ABD’de 60,8 milyon vaka ve 12.469 ölüm kaydedildi. Virüs daha önce var olan Influenza A türlerinin genetik materyallerini yeniden birleştirmesiyle oluşmuştu. Hava yoluyla damlacık enfeksiyonu şeklinde bulaşan hastalık, virüsle kontamine yüzeylerden de yayılım gösterebiliyordu. Influenza virüsünün yüksek mutasyon yeteneğine rağmen, bilim insanları kısa sürede bir aşı geliştirdi. 2009’un Ağustos ve Eylül aylarında rapor edilen H1N1 aşıları, 5 Ekim itibarıyla uygulanmaya başlandı. Ancak bu aşı, çocuklar ve yumurta alerjisi olan bireyler için uygun değildi. Günümüzde mevsimsel gripler arasında yer almaya devam eden domuz gribi, influenza virüsünün evrimsel sürecini gözler önüne seriyor. [1] [4]

Influenza A virüsü, tarih boyunca insanlığı tehdit eden birçok pandemiye neden oldu ve olmaya devam ediyor. Sürekli değişen genetik yapısı, bağışıklık sistemini alt etme yeteneği ve hızla yayılma kapasitesi, onu her zaman yakından takip edilmesi gereken bir patojen hâline getiriyor. Geçmiş pandemiler, gelecekte karşılaşılabilecek olası tehditler için bilim insanlarına yol gösteriyor. Ancak virüsün sürekli değişen doğası, aşı çalışmalarını ve bağışıklık sistemine karşı geliştirdiği kaçış mekanizmalarını daha iyi anlamayı zorunlu kılıyor. Tüm bu veriler ışığında Influenza A’nın tarih boyunca yalnızca bir hastalık olarak değil, aynı zamanda bilim dünyası için de önemli bir araştırma konusu olarak kaldığını söylemek mümkün.
- AKADEMİK DERGİ Taubenberger, J. K., & Morens, D. M. (2010). Influenza: the once and future pandemic. Public Health Reports, 125(3_suppl), 15–26. [Makale Bağlantısı]
- AKADEMİK DERGİ Chen, X., Liu, S., Goraya, M. U., Maarouf, M., Huang, S., & Chen, J. (2018). Host immune response to influenza a virus infection. Frontiers in Immunology, 9. [Makale Bağlantısı]
- AKADEMİK DERGİ Taubenberger, J. K., & Kash, J. C. (2010). Influenza virus evolution, host adaptation, and pandemic formation. Cell Host & Microbe, 7(6), 440–451. [Makale Bağlantısı]
- AKADEMİK DERGİ Zhang, L., Zhang, X., Ma, Q., Ma, F., & Zhou, H. (2010). Transcriptomics and proteomics in the study of H1N1 2009. Genomics Proteomics & Bioinformatics, 8(3), 139–144. [Makale Bağlantısı]
- WEBSİTE Jilani, T. N., Jamil, R. T., Nguyen, A. D., & Siddiqui, A. H. (2024, March 4). H1N1 Influenza. PMC. [Makale Bağlantısı]
- AKADEMİK DERGİ Bouvier, N. M., & Palese, P. (2008). The biology of influenza viruses. Vaccine, 26, D49–D53. [Makale Bağlantısı]
APA 7: Akbulak, E. S. & Axology Journal. (2025, February 24). Influenza A Virüsü (Grip) Nedir? PerEXP Teamworks. [Makale Bağlantısı]