Mars’ta yaşam, insanlığın gelecekteki en büyük bilimsel ve mühendislik hedeflerinden biri olarak görülüyor. Kızıl Gezegen’in sert koşullarına rağmen, gelişmiş teknoloji ve sürdürülebilir ekosistemler ile orada kalıcı bir koloni kurmak mümkün olabilir. Bu süreç Mars’ı dünyalaştırma yani atmosferini, su döngüsünü ve ekolojik sistemlerini Dünya benzeri hale getirme fikrini de içeriyor. Peki, bu teori gerçekten uygulanabilir mi?
Mars’ın biyografisi
Mars’ta yaşam, insanlığın hayal gücünü uzun zamandır cezbeden, Güneş Sistemi’ndeki en ulaşılabilir hedeflerden biridir. Kızıl rengiyle gökyüzünde parlayan bu gezegen, “bir gün yeni bir dünya olabilir mi?” sorusunu beraberinde getiriyor. Dünya’ya kıyasla daha küçük bir yapıya sahip olan Mars’ın çapı 6.779 kilometre, bu da Dünya’nın yalnızca %53,2’si kadar. Kütlesi ve hacmi ise sırasıyla Dünya’nın %10,7’si ve %15,1’i kadardır. Güneş’ten 1.52 astronomik birim uzaklıkta konumlanan bu gezegen, Dünya’ya göre daha az güneş ışığı alır. Mars’ta bir koloni kurulabilmesi için bu düşük güneş enerjisi seviyesine uygun çözümler geliştirilmelidir. Mars’da bir gün yaklaşık 24.6 saat sürerken bir yılı 687 Dünya gününe denk gelir. [15]
Mars’ın kuzey yarımküresinde yer alan Borealis Basin, Mars’ın dikkat çekici unsurlarından biridir. Bilim insanları, bu devasa havzanın, milyarlarca yıl önce gerçekleşen büyük bir çarpışmanın sonucu oluştuğunu düşünmekte. Yaklaşık 10.600 kilometre çapındaki bu alan, Mars yüzeyinin yaklaşık %40’ını kaplıyor ve Güneş Sistemi’ndeki en büyük çarpma yapılarından biri olarak kabul ediliyor. [6]

Peki neden Mars? Güneş Sistemi’nde Venüs veya Europa gibi daha yakın veya su açısından zengin yerler varken Mars’ta yaşam fikri neden öne çıkıyor? Venüs aşırı yüzey sıcaklığı ve yüksek basıncı nedeniyle yaşama elverişsizdir. Europa gibi buzlu uydular ise çok uzak ve şimdilik erişimimiz dışındadır. Mars, tüm bu seçenekler arasında en makul hedeftir.
Burada bir koloni kurabilmek için atmosfer koşullarını dengelemek, oksijen sağlamak, su ve besin üretmek, sürdürülebilir enerji kaynakları oluşturmak gerekmektedir. Ayrıca Dünya ile kesintisiz iletişim kurabilecek altyapılar oluşturulmalı ve insanları radyasyon gibi tehditlerden koruyacak güvenli yaşam alanları inşa edilmelidir. Bu süreçte Mars’ı dünyalaştırma, yani atmosferini kalınlaştırarak Dünya benzeri bir çevre oluşturmak, uzun vadeli hedeflerden biri olarak görülmektedir. [6]

Mars’a ulaşmak ve burada bir koloni kurmak, insanlık tarihinde yeni bir çağın başlangıcıdır. Dünya’daki yaşam koşulları giderek zorlaşırken farklı gezegenlere yayılma fikri bilim insanlarının gündeminde giderek daha fazla yer kaplamaktadır. Mars, en erişilebilir seçenektir. Burada yaşam kurabilmek için karşılaşılan tüm teknik engellerin üstesinden gelinmelidir. Ancak bu başarıldığında Mars’ı dünyalaştırma sadece bir teori olmaktan çıkıp, insanlığın geleceği için somut bir adım haline gelecektir. Böylece Mars yalnızca bir bilimsel keşif noktası değil, insanlığın ikinci evi olacaktır.
Mars’ı dünyalaştırma için teorik gereksinimler
Mars’ı kolonileştirme girişimi, insanlığın gezegenler arası varlığını genişletme çabalarının en iddialı projelerinden biri olarak görülebilir. Ancak bu sürecin başarıyla yürütülebilmesi için çok sayıda bilimsel ve mühendislik temelli zorluğun aşılması söz konusudur. Mars’ta yaşam için gerekli olan yaşam destek sistemleri, enerji üretimi, atmosferin düzenlenmesi, su ve besin kaynaklarının sürdürülebilirliği gibi temel unsurların sağlanması, Mars’ta uzun vadeli bir koloni inşa etmenin kaçınılmaz gereksinimleridir.
Mars atmosferi, koloni yerleşimi açısından en büyük engellerden biridir. Gezegenin manyetik alanının eksikliği, atmosferinin büyük kısmının uzaya kaçmasına neden olmuş, yüzey basıncını Dünya’nın yalnızca %0,6’sına düşürmüştür. Bu durum yüzeyde sıvı suyun varlığını engellemekte ve radyasyon seviyelerini insan sağlığı için ciddi riskler taşıyacak boyutlara ulaştırmaktadır. Mars’ın manyetik alanı geçmişte çekirdeğindeki hareketli demir ve nikel akışları tarafından üretiliyordu. [6]

Ancak gezegenin iç dinamikleri zamanla zayıflamış, çekirdek hareketi durma noktasına gelmiş ve bunun sonucunda manyetik alan ortadan kalkmıştır. Manyetik alanın eksikliği, güneş rüzgârlarının Mars atmosferini sürekli olarak aşındırmasına ve atmosfer basıncının kritik seviyelere düşmesine yol açmıştır. Atmosfer yoğunluğunu artırmaya yönelik öneriler arasında kutuplardaki donmuş karbondioksitin kontrollü buharlaştırılması ve Mars regolitindeki gazların açığa çıkarılması bulunmaktadır. Ancak manyetik alan eksikliği giderilmediği sürece bu önlemler yalnızca geçici çözümler sunacaktır. Mars’ta yaşam teorisinin mümkün kılınabilmesi için atmosferin güçlendirilmesi ve koruma mekanizmalarının oluşturulması büyük önem taşımaktadır. Manyetik alan kaybı nedeniyle, güneşten gelen yüklü parçacıklar atmosferdeki hafif gazları süpürmüş ve gezegenin yüzey basıncını önemli ölçüde düşürmüştür. Günümüzde, Mars yüzeyinde Dünya’dakinin yaklaşık yüzde 0.6’sına denk atmosfer basıncı bulunmaktadır. [1] [6]
Su kaynaklarının eksikliği, Mars’ı dünyalaştırma teorisinin sürdürülebilirliği açısından başka bir kritik engeldir. Günümüzde Uluslararası Uzay İstasyonu’nda kullanılan su geri dönüşüm sistemleri, Mars’ta uygulanabilir bir çözüm olarak değerlendirilmektedir. Ancak yüzey altındaki buz katmanlarının madencilik yöntemleriyle çıkarılması ve elektrokimyasal süreçler aracılığıyla su elde edilmesi gibi alternatifler, daha büyük ölçekli ve uzun vadeli çözümler sunmaktadır. Besin üretimi de benzer şekilde zorlayıcıdır. Mars regolitinin düşük organik madde içeriği ve yüksek toksisite seviyesi, bitki yetiştirme sürecini karmaşık hale getirmektedir. Özel sera sistemleri ve gübre takviyeleri bu sorunu kısmen çözebilir ancak yüksek verimli tarım yöntemleri geliştirilmeden Mars’ta yaşam için gereken gıda kaynaklarının oluşturulması mümkün olmayacaktır. [8] [9]

Enerji üretimi de Mars’ı dünyalaştırma sürecinde sürdürülebilir bir koloni inşa etmenin temel taşlarından biridir. Güneş panelleri, düşük güneş radyasyonu ve sıkça yaşanan toz fırtınaları nedeniyle istikrarsız bir enerji kaynağı olarak değerlendirilmektedir. Rüzgar türbinleri de atmosfer yoğunluğunun düşüklüğü nedeniyle verimli çalışmamaktadır. Bu bağlamda nükleer enerji en güvenilir seçeneklerden biri olarak öne çıkmaktadır. Küçük ölçekli Kilopower reaktörleri, uzun vadeli enerji ihtiyacını karşılamak için ideal bir çözüm sunabilir. Alternatif olarak gelecekte nükleer füzyon teknolojisinin geliştirilmesi, enerji üretimini daha verimli hale getirebilir. Ancak füzyon reaktörlerinin enerji üretebilecek seviyeye gelmesi için önemli teknolojik ilerlemelere ihtiyaç duyulmaktadır. [2] [4] [5] [12]

Mars’ı dünyalaştırma, yalnızca teknik ve bilimsel engellerin aşılmasını gerektirmekle kalmayıp, insanlığın uzaydaki varlığını şekillendirecek dönüştürücü bir adım olacaktır. Atmosferin düzenlenmesi, enerji üretimi ve kaynak yönetimi gibi konular, ileri mühendislik çözümleri gerektirmektedir. Ancak bu zorluklara rağmen Mars’ta yaşam ve kalıcı bir insan yerleşimi kurma hedefi giderek daha ulaşılabilir hale gelmektedir. Bu süreç sadece Mars’ın kolonileştirilmesi ile sınırlı kalmayıp aynı zamanda gelecekteki yıldızlararası keşiflerin de temelini oluşturacaktır.
Koloni kurmak neden imkansıza yakın?
Mars’ı dünyalaştırma için sürdürülebilir bir koloni kurmak sadece bir grup insanı oraya göndermekten çok daha fazlasını gerektiriyor. Yaşam destek sistemleri, bu tür bir girişimin temel taşları arasında yer alıyor. Mars’ın sert koşulları, Dünya’da alışık olduğumuz konforun neredeyse hiçbirini sunmuyor. İnsanlar için güvenli barınaklar inşa etmek Dünya ile kesintisiz iletişim sağlamak ve enerji kaynaklarını yönetmek, çözüme kavuşması gereken hayati meseleler. Bu zorlukların üstesinden gelmek hem teknolojik hem de bilimsel anlamda büyük bir ilerlemeyi zorunlu kılıyor.
İlk büyük sorun: barınma ihtiyacı. Mars yüzeyi, radyasyona maruz kalmayı kaçınılmaz kılıyor. Gezegenin manyetik alanı olmadığından güneşten ve derin uzaydan gelen kozmik ışınlar doğrudan yüzeye ulaşıyor. Dünya’da atmosfer tarafından süzülen bu radyasyon türleri, Mars’ta bu radyasyonu engelleyecek bir manyetik alan olmaması sebebi ile insan sağlığı için ciddi bir tehdit oluşturuyor.
İyonize edici ve iyonize etmeyen radyasyon, elektromanyetik tayftaki enerji seviyelerine göre ayrılır. İyonize edici radyasyon, alfa ve beta parçacıklarının yanı sıra morötesi, X-ışınları ve gama ışınları gibi yüksek enerjili elektromanyetik dalgaları içerir. Bu radyasyon türleri, bir elektrona çarptığında onu yörüngesinden kopararak kimyasal değişimlere neden olabilir ve uzun vadede kansere yol açabilir. Mars’ta yaşam için bu tür radyasyonun etkilerini minimize etmek şart.

Uzayda karşılaşılan temel parçacık türleri arasında alfa ve beta parçacıkları ile yüksek enerjili nötronlar bulunur. Alfa parçacıkları helyum çekirdeklerinden oluşur ve kağıt gibi ince malzemelerle durdurulabilirken beta parçacıkları elektronlardan oluşur ve düşük yoğunluklu maddeler ile engellenebilir. Yüksek enerjili nötronlar ise yüksüz olduklarından Coulomb kuvvetiyle etkileşime girmez. Uzayda radyasyondan korunmak için çok katmanlı kalkanlar gereklidir; yüksek enerjili parçacıklar ve nötronlar için kurşun gibi yoğun malzemeler, beta parçacıkları ve ikincil radyasyonu emmek için hidrojence zengin katmanlar kullanılmalıdır.
Çözüm olarak, yüzeye inşa edilecek yapılar kalın duvarlarla ve hidrojence zengin malzemelerle kaplanmalı. Alternatif olarak, lav tüpleri gibi doğal oluşumlardan yararlanarak yer altı sığınakları oluşturmak mümkün. Bu mağara benzeri yapılar, radyasyondan korumanın yanı sıra sıcaklık dalgalanmalarını da en aza indirebilir.
İkinci kritik konu, Dünya ile sağlıklı bir iletişim altyapısının kurulması. Mars’ı dünyalaştırma konusunda iletişimsizlik birçok teknik problemi çözme konusunda vazgeçilmez bir öne sahip Mars ve Dünya, Güneş etrafındaki yörüngelerinde hareket ederken zaman zaman birbirlerinden milyonlarca kilometre uzaklaşabiliyor. Özellikle her 26 ayda bir Güneş, iki gezegenin arasına girerek iletişimi tamamen kesiyor. Bunu aşmak için Mars-Dünya hattında stratejik olarak konumlandırılacak haberleşme uyduları kritik bir rol oynayabilir. Bu sayede sürekli ve güvenilir bir iletişim sağlanabilir. Mevcut teknolojiler, büyük çanak anten sistemleriyle uzun mesafeli sinyalleri alıp göndermeye olanak tanıyor ancak bu sistemlerin Mars şartlarında nasıl adapte edileceği halen araştırma konusu. [11]

Enerji üretimi de çözülmesi gereken başka büyük bir problem. Mars’ta güneş panelleri, düşük güneş ışınımı ve sık sık meydana gelen toz fırtınaları nedeniyle verimli bir seçenek olarak görülmüyor. Rüzgar türbinleri ise Mars’ın ince atmosferi sebebiyle yeterli enerji üretemiyor. Bu durumda en makul seçenek, nükleer enerji kullanımı gibi görünüyor. Küçük modüler reaktörler, düşük kütleleri ve taşınabilir olmaları sayesinde ideal bir çözüm olabilir. NASA’nın geliştirdiği Kilopower reaktörleri, 10 kW’a kadar enerji üretebilen kompakt sistemler olarak Mars kolonisi için umut vaat ediyor. Ancak nükleer reaktörlerin güvenliği ve Mars’a taşınması başlı başına büyük bir mühendislik sorunu oluşturuyor.

Mars yüzeyinde hayatta kalmak için ısı yönetimi de önemli bir mesele. Gezegenin yüzey sıcaklıkları -143°C’ye kadar düşebiliyor. Bu, yaşam alanlarının içeride uygun bir sıcaklığı koruması için ciddi enerji ihtiyacını beraberinde getiriyor.
Kutup bölgelerindeki buzulların eritilerek su kaynağına dönüştürülmesi, hem içme suyu ihtiyacını karşılamak hem de atmosferin kalınlığını artırmak açısından önemli bir adım olabilir. Mars’ta yaşam konusunda da en önde gelen fikirlerden birisi de tartışmasız bu düşüncedir. Mars’ın toprağında yüksek miktarda donmuş su bulunduğu biliniyor ve bu kaynakları kullanmak koloninin sürdürülebilirliği açısından kritik bir avantaj sağlayabilir.
Son olarak insan sağlığına yönelik tehlikeler arasında düşük yerçekimi de yer alıyor. Mars’ın yüzeyindeki kütleçekim ivmesi yalnızca 3.71 m/s², yani Dünya’nın üçte biri kadar. Bu, kas ve kemik yoğunluğunun zamanla azalmasına yol açabilir. Uzun süreli Mars görevlerinde, Dünya’ya geri dönme ihtimali olan astronotlar için bu büyük bir risk teşkil ediyor. Günümüzde Uluslararası Uzay İstasyonu’nda uygulanan düzenli egzersiz programları, düşük yerçekimi ortamında kas kaybını önlemeye yardımcı oluyor. Ancak Mars’ta uzun süreli kalışlar için bu sorunun nasıl çözüleceği konusunda net bir yol haritası bulunmuyor. [12]
Mars’ı nasıl yaşanılabilir yaparız?
Mars’ta yaşam teorisini mümkün hale getirmek günümüzde gezegen mühendisliği ve astrobiyoloji alanlarının en büyük zorluklarından biri olarak değerlendirilmektedir. Mevcut koşullarda, Mars atmosferi son derece seyrek olup yüzey basıncı yalnızca 0.6 kPa seviyesindedir. Karşılaştırmalı olarak, Dünya’daki deniz seviyesi basıncı 101.3 kPa civarındadır, bu da Mars yüzeyinin insan fizyolojisi için ölümcül olduğu anlamına gelir. Ancak jeolojik veriler, Mars’ın geçmişte daha yoğun bir atmosfere ve yüzeyinde sıvı suya sahip olduğunu gösteriyor. Bu bağlamda gezegeni yeniden yaşanabilir hale getirmek için hangi mühendislik yaklaşımlarının uygulanabileceği kritik bir araştırma alanıdır.
Mars’ı dünyalaştırma için ilk aşamada atmosferin yeniden kalınlaştırılması hedeflenmelidir. Mevcut teoriler, Mars’ın kutuplarında donmuş hâlde bulunan karbondioksit buzullarının serbest bırakılarak yüzey basıncının artırılabileceğini öne sürmektedir. Bunun kontrollü bir şekilde gerçekleştirilmesi, sera etkisi yaratarak gezegenin sıcaklığını artırabilir. Buna rağmen marsın yüzey basıncı en fazla birkaç katına çıkabilir ki bu değer de dünyanın yanında çok küçük kalır. Bu süreçte kutuplara nükleer reaktörler yerleştirilerek karbondioksidin süblimleşmesi sağlanabilir. Böylece atmosferin yoğunluğu artarak yüzey koşulları daha elverişli hale gelebilir. Ancak Mars’ın manyetik alan eksikliği, kalınlaştırılmış atmosferin uzun vadede güneş rüzgârları tarafından uzaya sürüklenmesine neden olacaktır. Bu nedenle atmosferin korunması için ek önlemler geliştirilmelidir. [6]

Alternatif yaklaşımlar arasında Güneş ile Mars arasına dev bir yansıtıcı ayna yerleştirmek bulunmaktadır. Böyle bir yapı, güneş ışığını Mars’ın kutup bölgelerine yönlendirerek donmuş karbondioksidin daha hızlı süblimleşmesini sağlayabilir. Daha radikal bir öneri Phobos 10.6 × 1015 kg ve Deimos 1.51×1015 kg gibi Mars uydularının kontrollü olarak yüzeye çarptırılmasıdır. Çarpışmanın üreteceği kinetik enerji kutuplardaki buzulların erimesine ve atmosfere daha fazla gaz kazandırılmasına yardımcı olabilir. Böyle bir çarpışma 15 trilyondan daha fazla atom bombasının aynı anda patlaması kadar miktarda enerji açığa çıkaracaktır. Bu Mars’ta yaşam teorisini mümkün hale getirebilecek olasılıkta bir simülasyon olarak değerlendirilebilir. Ancak böyle bir müdahalenin yaratacağı jeolojik etkiler ve potansiyel riskler dikkatle değerlendirilmelidir.

Atmosfer yoğunlaştırıldıktan sonra su döngüsünü başlatmak bir diğer kritik adımdır. Mars yüzeyinde gözlemlenen kurumuş akarsu yatakları, geçmişte gezegende aktif bir su döngüsünün var olduğuna işaret etmektedir. Günümüzde yüzeyin altında ve kutup bölgelerinde donmuş su rezervleri olduğu bilinmektedir. Atmosfer basıncı belirli bir eşiğin üzerine çıkarılırsa, su sıvı halde kalabilir ve Mars yüzeyinde göller ya da küçük denizler oluşabilir. Ayrıca sera etkisini güçlendirmek için Dünya’da kullanılan kloroflorokarbon (CFC) gazlarının Mars atmosferine salınması önerilmektedir. Ancak manyetik alan eksikliği, büyük moleküller olan CFC gazlarının yüksek enerjili güneş radyasyonu tarafından parçalanmasına neden olabilir.

Bu girişimlerin başarılı olması halinde bile Mars yüzeyinde kalıcı bir insan yerleşimi kurmak için radyasyon sorununun çözülmesi gerekmektedir. Dünya atmosferi ve manyetosferi, yüksek enerjili parçacıkları ve güneşten gelen radyasyonu filtrelerken Mars bu tür korumalardan yoksundur. Bu nedenle uzun vadeli insan varlığı için yaşam alanlarının yeraltında özellikle lav tüpleri içinde inşa edilmesi önerilmektedir. Lav tüpleri doğal bir radyasyon kalkanı görevi görebilir ve sıcaklık değişimlerini minimuma indirerek stabil bir yaşam alanı sağlayabilir. Eğer yüzeyde bir yapı inşa edilmesi gerekiyorsa hidrojence zengin malzemelerden oluşan kaplamalar ve kalın kurşun katmanları radyasyona karşı ek koruma sağlayabilir. [3] [13] [16] [17] [18]

Bu tarz teknik problemleri çözmek için 3D yazıcılar çok kullanışlıdır, tek sorun gerekli materyali bulmaktır. Mars için konuşursak Mars toprağı demir açısından zengindir (Mars’ın kırmızı olmasının sebebi toprağındaki paslanmış demirdir). Bu topraktan gerekli materyalleri ayırıp kullanmak ise başka bir araştırma konusudur. NASA teknoloji transferi programı tarafından yayımlanan bir projede Mars toprağı ve polimerleri birleştirerek oluşan bileşiği üretim materyali olarak kullanılan bir 3D yazıcı geliştirdiğinden bahseder. Bu yazıcı Mars regoliti ile bazı polimerleri birleştirerek kullanışlı sonuçlar elde etmeyi vaad eder. Ayrıca Washington State University’deki araştırmacılar tarafından yapılan deneyler sonucunda Mars toprağı ile titanyum bileşiklerinin karıştırılması sonucunda saf titanyumdan daha sağlam yapı malzemeleri elde edildiğini duyurdu ancak saf Mars toprağı ile yapılanların kırılgan olduğu gözlemlendi. [10]

Mars’ı dünyalaştırma konusuna dair teorik modeller, insanlı ve robotik görevlerle deneysel sınama fırsatı bulacaktır. Önümüzdeki on yıllarda atmosferik manipülasyon, toprak iyileştirme ve kapalı ekosistem deneyleri gibi yöntemlerin uygulanabilirliği, nicel verilerle test edilecektir. Bu süreç, gezegen ölçekli habitasyon stratejilerinin optimizasyonunu doğrudan etkileyecek astrojeokimyasal ve mühendislik verileri üretecektir. Dünyalaştırmanın başarıya ulaşması durumunda Mars, insanlığın çok gezegenli yaşam hedefinde kritik bir basamak olacaktır.
- RAPOR Simonsen, L. C., & Nealy, J. E. (1991). Radiation protection for human missions to the Moon and Mars (NASA TP-3079). National Aeronautics and Space Administration. [Makale Bağlantısı]
- WEBSİTE Wilson, C. (2019). Energy Sources and Colonization on Mars. North American Young Generation in Nuclear. [Makale Bağlantısı]
- AKADEMİK DERGİ Rokaya, N., Carr, E. C., Wilson, R. A., & Jin, C. (2024). Lichen-Mediated Self-Growing construc8on materials for habitat outfitting on Mars. arXiv (Cornell University). [Makale Bağlantısı]
- AKADEMİK DERGİ Woo, T., Baek, C., & Jang, K. (2022). Analysis of terraforming on mars using nuclear power for the beginning of space colonization. Nuclear Technology and Radiation Protection, 37(3), 253–257. [Makale Bağlantısı]
- AKADEMİK DERGİ Jayasinghe, N., & Gunasekara, U. (2022). Nuclear power as a possible way to terraforming the Mars for starting the colonization. In Lecture notes in electrical engineering (pp. 623–634). [Makale Bağlantısı]
- KONFERANS BİLDİRİSİ Kahwaji, R., & Ghantous, B. (2011). Terraforming, A Reality Or Science Fiction? In 62nd International Astronautical Congress. International Astronautical Congress. (Dipnot: Mars’ta yaşam teorisi) [Makale Bağlantısı]
- WEBSİTE NASA. (n.d.). Mars. National Aeronautics and Space Administration. [Makale Bağlantısı]
- WEBSİTE Cranford, N. (2021, March 25). The menu for Mars: Designing a deep space food system. National Aeronautics and Space Administration. [Makale Bağlantısı]
- WEBSİTE Gaskill, M. L. (2023, June 20). NASA Achieves Water Recovery Milestone on International Space Station. National Aeronautics and Space Administration. [Makale Bağlantısı]
- WEBSİTE NASA. (n.d.). Spacesuits. National Aeronautics and Space Administration. [Makale Bağlantısı]
- WEBSİTE NASA. (n.d.). Communicating with Missions. National Aeronautics and Space Administration. [Makale Bağlantısı]
- WEBSİTE Mahoney, E. (2016, April 18). Deep Space Habitation Overview. National Aeronautics and Space Administration. [Makale Bağlantısı]
- AKADEMİK DERGİ Wamelink, G. W. W., Frissel, J. Y., Krijnen, W. H. J., Verwoert, M. R., & Goedhart, P. W. (2014). Can plants grow on Mars and the Moon: A growth experiment on Mars and Moon soil simulants. PLoS ONE, 9(8), e103138. [Makale Bağlantısı]
- WEBSİTE Sia, J. (2020, September 16). Generating Energy on Mars: ISRU Part 3. The Mars Society of Canada. [Makale Bağlantısı]
- WEBSİTE NASA. (n.d.). Mars: Facts. National Aeronautics and Space Administration. [Makale Bağlantısı]
- AKADEMİK DERGİ Duri, L. G., Caporale, A. G., Rouphael, Y., Vingiani, S., Palladino, M., De Pascale, S., & Adamo, P. (2022). The Potential for lunar and Martian regolith simulants to Sustain plant Growth: A Multidisciplinary Overview. Frontiers in Astronomy and Space Sciences, 8. [Makale Bağlantısı]
- PATENT NASA. (2020). Regolith-Polymer 3D Printing (KSC-TOPS-88) (Patent No. KSC-TOPS-88). In NASA Technology Transfer Program (KSC-TOPS-88). U.S. Patent and Trademark Office. [Patent Bağlantısı]
- AKADEMİK DERGİ Buhler, P. B., & Piqueux, S. (2021). Obliquity‐Driven CO2 exchange between Mars’ atmosphere, regolith, and polar cap. Journal of Geophysical Research Planets, 126(5). [Makale Bağlantısı]
APA 7: Göktaş, S. M. & Axology Journal. (2025, February 16). Mars’ta Yaşam Mümkün mü? – Mars’ı Dünyalaştırma!. PerEXP Teamworks. [Makale Bağlantısı]
Dergiyi görüntüle!