Mikrobiyoloji, bilimsel gerçeklerin en sık çarpıtıldığı alanlardan biri. Yanlış yorumlanan deneyler, bağlamından koparılan bilgiler ve kulaktan kulağa yayılan efsaneler bu alanı sarmalayan safsataların temelini oluşturuyor. Axology Dergi için yaptığım bu özel röportajda, Dr. Öğrt. Üyesi Selcan Arslan Özel ile mikrobiyolojide yaygın yanlışları ele aldık ve akademik bakış açısıyla çürüttük. Bilimin ışığında keyifli bir sohbet sizleri bekliyor.
- Doğal bağışıklık, aşılarla kazanılan bağışıklıktan daha mı güçlüdür?
- Soğuk algınlığı ve grip aynı şey midir?
- Öksürük ve hapşırma sırasında ağız kapatıldığında mikropların yayılması tamamen engellenir mi?
- Grip aşıları her yıl değişmek zorunda mıdır yoksa bu bir endüstriyel manipülasyon mu?
- Virüsler canlı mıdır?
- Antibiyotikler, bakteriyel enfeksiyonlarla birlikte virüsleri de öldürebilir mi?
- Güneş ışığı tüm virüsleri öldürür mü?
- El dezenfektanlarının her türlü mikrobu öldürebileceği doğru mu?
- Çiğ süt, pastörize sütten daha mı sağlıklıdır?
- Sarımsak tüketmek virüs enfeksiyonlarını önler mi?
Doğal bağışıklık, aşılarla kazanılan bağışıklıktan daha mı güçlüdür?
Selcan Arslan Özel: Doğal bağışıklık, hastalığı geçirip vücudun ona karşı bağışıklık kazanmasıdır. Hem bu her zaman güçlü ve kalıcı olmaz hem de hastalığı geçirirken ciddi risklerle karşı karşıya kalabilirsiniz. Mikrobik hastalıklar organ yetmezlikleri, kalıcı arazlar hatta ölümle sonuçlanabilir. Evet hiçbir sorun yaşamadan doğal bağışıklık kazanabiliriz de ama tüm bu ciddi sorunlarla da karşılaşabiliriz.
Aşıyla bağışıklık nasıl sağlanıyor? Virüs ya da bakteri zayıflatılmış ya da etkisiz hale getirilmiş biçimde vücuda veriliyor. Bağışıklık sistemi, gerçek hastalıkla karşılaşmadan önce bu mikrobu tanıyıp ona karşı savunma geliştiriyor. Yani hastalığı geçirmeden bağışıklık kazanıyorsunuz. Daha da önemlisi bu süreç kontrollü olduğu için hastalık sırasında karşılaşabileceğiniz ölüm veya sakat kalma gibi riskler ortadan kalkıyor.
Peki, aşıyla bağışıklık doğal bağışıklıktan daha mı zayıf? Hayır. Aşılar da doğal enfeksiyon gibi bağışıklık sistemini harekete geçiriyor. Üstelik bağışıklık seviyesinde azalma olursa ek dozlarla bu koruma sürdürülebiliyor. Doğal bağışıklıkta ise böyle bir kontrol mekanizması yok. Mesela kızamık ve suçiçeğini geçirmek oldukça güçlü bağışık yanıt oluşturur ama özellikle küçük çocuklar bu hastalıkları çok ciddi geçirebilir ve arazlar kalabilir hatta ölümle sonuçlanabilir. Çocuk felci hastalığı yine benzer şekilde. Aynı zamanda bu hastalıkların aşıları da çok güçlü ve ömür boyu süren bağışıklık oluştururlar. Hatta artık aşılama ile çocuk felci hastalığını görmüyoruz, bu aşının çok önemli kazanımlarından biridir.
| Özellik | Doğal bağışıklık | Aşılarla kazanılan bağışıklık |
|---|---|---|
| Kazanılma yolu | Vücuda virüs, bakteri veya patojenin girmesiyle kazanılır. | Aşılar zayıflatılmış veya inaktive edilmiş patojenler içerir. |
| Süre | Uzun vadeli olabilir ancak zamanla zayıflayabilir. | Genellikle uzun süreli, bazen pekiştirme dozu gerekebilir. |
| Bağışıklık gücü | Doğal enfeksiyon, bağışıklık yanıtını güçlü bir şekilde tetikler. | Aşılar vücudu daha kontrollü şekilde bağışıklığa hazırlar. |
| Yan etkiler | Enfeksiyon nedeniyle ciddi hastalık ve komplikasyon riski vardır. | Genellikle hafif yan etkiler (baş ağrısı, ateş, kızarıklık). |
| Hız | Bağışıklık yanıtı enfeksiyonla birlikte zaman içinde gelişir. | Hızlı bağışıklık kazanımı, aşı uygulandıktan sonra kısa süre içinde başlar. |
| Spesifiklik | Vücutta oluşan bağışıklık genellikle belirli patojene özgüdür. | Aşılar belirli patojenlere karşı çok hedefli bağışıklık sağlar. |
| Riskler | Yüksek hastalık ve ölüm riski özellikle bağışıklık sistemi zayıf bireylerde. | Aşıların bağışıklık yanıtını uyarırken hastalık riski yoktur. |
| Faydalar | Enfeksiyon sonrası kalıcı bağışıklık sağlar. | Bağışıklık kazanırken hastalık riski yoktur. |
| Yararlı etkiler | Genellikle güçlü bağışıklık sağlar ancak hastalığı geçirmenin zararı olabilir. | Güvenli bir yöntemle bağışıklık kazanımı sağlar, toplu bağışıklık katkısı sağlar. |
| Zamanla değişim | Enfeksiyonlar mutasyonlar geçirebilir ve bağışıklığı etkileyebilir. | Aşılar virüslerin mutasyonlarına karşı yeniden geliştirilebilir. |
Tetanoz örneğine bakalım. Tetanoz örneğine bakarsak; Tetanoz geçirmek kalıcı bağışıklık sağlamaz, yani oldu da tetanoz geçirdiniz ve hayatta kaldınız tekrar tetanoz olabilirsiniz. Ama tetanoz aşılama şeması tetanoz gibi ölümcül bir hastalıktan sizi ömür boyu korur. Hepatit B için de benzer bir durum söz konusu, Hepatit B virüsünü aldığınızda, kalıcı bağışıklık kazanabilirsiniz, taşıyıcı olabilirsiniz ya da hasta olabilirsiniz. Yani hiç güvenli değil ama Hepatit B aşılama şeması ile ömür boyu bağışıklık kazanırsınız ve hasta olmazsınız. Yıllar geçtikçe aşılarla ilgili tecrübeler ve bilimsel çalışmalar arttıkça ek doza ihtiyacı olduğunu düşündüğümüz durumlarda ortadan kalkabilmekte.
Aşılar bilimsel verilerle sürekli güncelleniyor. Gerçek yaşam verilerinin artması ile aşıların güvenirliği ve etkinliği ile ilgili bilgi düzeyimiz artmaktaya devam etmektedir. Son yıllarda insan ömrünün uzamasının en büyük katkı sağlayıcıları ikisi aşılar ve antibiyotilerdir. Ayrıca toplumun büyük çoğunluğunun aşı olması toplumsal bağışıklığı da güçlendiren ve hastalıkların o toplumda görülmesini azaltan bir katkı da sunmaktadır. Özetle doğal bağışıklık her zaman sağlıklı ve güvenli bir şekilde oluşmayabilir. Aşılarla daha kontrollü ve uzun süren, hastalığı geçirmeden daha güvenli bir bağışıklık kazanmış olursunuz.
Soğuk algınlığı ve grip aynı şey midir?
Selcan Arslan Özel: Hayır, kesinlikle farklı hastalıklar. En büyük fark etken virüslerin farklı olması. Soğuk algınlığına genellikle rinovirüs, koronavirüs veya RSV (respiratuvar sinsityal virüs) gibi virüsler neden olur. Bu virüsler daha çok üst solunum yollarını etkiler. Yani burun akıntısı, hafif boğaz ağrısı, hafif öksürük gibi belirtiler yapar ama akciğerlere inmez, sistemik etkisi olmaz. Ateş çoğu zaman görülmez ya da çok hafif seyreder. Günlük yaşamı çok fazla etkilemez, birkaç gün içinde iyileşirsiniz.
Grip ise çok daha ağırdır. Etkeni influenza virüsüdür ve sistemik bir hastalıktır. Sadece solunum yollarını etkilemez, bütün vücuda yayılır. Yüksek ateş, şiddetli kas ve eklem ağrıları, halsizlik, titreme, baş ağrısı… Gerçek grip geçirdiğinizde bunu çok net anlarsınız. Hani halk arasında “Paçavra hastalığı” denir ya, gerçekten öylesine kötü hissettirir. Kaslarınız lime lime edilir, kolunuzu kaldıracak hâliniz olmaz. Günlerce yataktan çıkamazsınız hatta bazı vakalarda hastaneye yatış bile gerekebilir.
| Özellik | Soğuk algınlığı | Grip |
|---|---|---|
| Etkileyen virüs | Çoğunlukla rinovirüsler ve diğer üst solunum yolu virüsleri. | Influenza virüsleri (A, B, C türleri). |
| Semptom başlangıcı | Yavaş başlar genellikle birkaç gün içinde gelişir. | Ani başlangıç, aniden yüksek ateş ve halsizlik başlar. |
| Ateş | Genellikle yoktur veya hafif seviye de olabilir. | Yüksek ateş yaygındır (38-40°C). |
| Boğaz ağrısı | Yaygındır ancak genellikle hafif seviye de kalır. | Boğaz ağrısı olabilir ama genellikle daha şiddetlidir. |
| Burun akıntısı ve tıkanıklık | Yaygın, burun akıntısı ve tıkanıklık sık görülür. | Daha az yaygın, burun tıkanıklığı olabilir ancak genellikle daha az belirgindir. |
| Öksürük | Hafif genellikle kuru öksürük. | Şiddetli ve genellikle kuru öksürük. |
| Vücut ağrıları ve yorgunluk | Hafif yorgunluk olabilir. | Şiddetli vücut ağrıları ve halsizlik yaygındır. |
| Baş ağrısı | Baş ağrısı nadiren görülür. | Baş ağrısı yaygındır genellikle şiddetlidir. |
| Semptom süresi | 7-10 gün içinde iyileşme görülür. | Semptomlar 1-2 hafta sürebilir ancak halsizlik daha uzun sürebilir. |
| İnsanlar arasındaki yayılma | Yayılma genellikle daha yavaş ve sınırlıdır. | Hızla yayılabilir özellikle salgın dönemlerinde. |
| Tedavi | Semptomatik tedavi (istirahat, bol sıvı, burun spreyi vb.). | Antiviral ilaçlar (özellikle erken dönemde) ve semptomatik tedavi. |
| Bağışıklık yanıtı | Genellikle kısa süreli, geçici bağışıklık. | Grip aşıları ile uzun süreli bağışıklık mümkündür. |
Özellikle yaşlılar, çocuklar ve kronik hastalığı olanlar için grip ciddi risk oluşturur. Kalp problemleri, akciğer enfeksiyonları gibi komplikasyonlara yol açabilir. O yüzden gribi soğuk algınlığıyla karıştırmamak lazım. İnsanlar hafif bir nezle geçirip “Grip oldum” diyor ama genelde bu grup soğuk algınlığıdır. Hafif bir burun akıntısı baş ağrısı ve günlük yaşama devam edilebilir. Grip ise işinizi, günlük yaşantınızı etkileyebilen daha ağır seyreden bir hastalıktır. Özetle etkenleri ve kliniği farklı iki ayrı hastalıktır.
Öksürük ve hapşırma sırasında ağız kapatıldığında mikropların yayılması tamamen engellenir mi?
Selcan Arslan Özel: Hayır, tamamen engellemez ama ciddi oranda azaltır. Burada önemli olan nasıl kapattığınız çünkü her yöntem aynı derecede etkili değil. Eğer elinizle kapatıyorsanız mikropları doğrudan elinize bulaştırıyorsunuz demektir. Sonra o elle kapı koluna, masaya, telefona dokunduğunuzda mikropları her yere yaymış oluyorsunuz. O yüzden el ile kapatmayı kesinlikle önermiyoruz.
Peki ne yapmalıyız? En iyi yöntem tek kullanımlık mendil kullanmak. Hapşırdıktan veya öksürdükten sonra mendili hemen çöpe atmalısınız. Cepte taşımak, masaya koymak gibi alışkanlıklar bulaş riskini artırır. Mendil yoksa dirsek içine hapşırmak en güvenli yöntemlerden biri. Kolunuzu kullanarak öksürdüğünüzde virüsler doğrudan havaya saçılmak yerine kumaşa hapsolur ve yayılma azalır.
Ama şu önemli: %100 koruma diye bir şey yok. Giysilerimiz tamamen kapalı yüzeyler değil, mikroskobik gözenekleri var ve virüsler o gözeneklerden dışarı çıkabiliyor. Yine de büyük oranda virüs yükünü azaltmış oluyorsunuz. Ne kadar az virüs yayılırsa bulaşma ihtimali de o kadar düşer. Yani ağız kapatmak kesinlikle işe yarar ama hastalığın yayılmasını sıfırlamak mümkün değil.
Grip aşıları her yıl değişmek zorunda mıdır yoksa bu bir endüstriyel manipülasyon mu?
Selcan Arslan Özel: Evet, grip aşıları her yıl değişmek zorunda çünkü grip virüsleri -özellikle de influenza virüsü- sürekli olarak mutasyona uğruyor. Bu virüsler antijenik drift ve antijenik shift dediğimiz değişimlerle kendilerini sürekli yeniliyorlar. Antijenik drift, küçük ve sürekli mutasyonlar demek. Bu yüzden bağışıklık sistemimiz bir önceki yıl tanıdığı virüsü tam olarak aynı şekilde tanıyamıyor. Antijenik shift ise daha büyük ve köklü değişiklikler içeriyor; bu, pandemi riski oluşturabilecek yeni türlerin ortaya çıkmasına sebep olabiliyor.
Şimdi, grip aşılarının her yıl güncellenme süreci nasıl işliyor? Dünya genelinde grip vakaları takip ediliyor. Hangi virüs türleri baskın, nerelerde hangi mutasyonlar olmuş? gibi sorulara cevap aranıyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) her yıl bu verileri analiz ederek önümüzdeki grip sezonu için en muhtemel virüs tiplerini belirliyor. Ancak iş burada bitmiyor. Aşı üreticileri bu öngörülere göre aşıları hazırlıyor ve aşıların piyasaya sürülmesi için aylar öncesinden çalışmalar başlıyor. Sonuçta yeni grip sezonuna girerken aşının hazır olması gerekiyor.

Gelelim şu sıkça sorulan soruya: “Bu işin içinde ticaret var mı? Aşılar gerçekten gerekli mi yoksa ilaç firmalarının bir oyunu mu?” Evet, ilaç sektörü ticari bir sektör ve burada büyük yatırımlar dönüyor. Ancak bu, aşıların gereksiz olduğu anlamına gelmez. Grip özellikle 5 yaş altı çocuklarda, 65 yaş üstündeki bireylerde ve kronik hastalığı olan kişilerde ciddi komplikasyonlara yol açabiliyor. Zatürreye, hastaneye yatışlara ve hatta ölüme sebep olabiliyor. Dolayısıyla grip aşısı tamamen bilimsel verilere dayanan hayat kurtaran bir uygulama.
Şimdi, “Ben grip aşısı oldum ama yine grip oldum, o zaman bu aşılar işe yaramıyor” diyenlere gelelim. Burada birkaç önemli nokta var:
- Seni hasta eden virüs, aşının içeriğinde olan virüslerden olmayabilir. Ama yine de aşının sağladığı kısmi bağışıklık sayesinde hastalığı daha hafif geçirirsin.
- Grip olmadın aslında soğuk algınlığı oldun. İnsanlar nezleyi de grip sanıyor ama ikisi farklı şeyler. Grip aşısı nezleye karşı işe yaramaz.
- Aşı hastalığı tamamen engellemese bile grip geçirildiğinde çok daha hafif atlatılmasını sağlar. Hastaneye yatış riskini, zatürre ve diğer ciddi komplikasyonları büyük ölçüde azaltır.
Bir de şu var: Grip aşısını düzenli olmak önemli. Son yıllarda yapılan araştırmalar genç yaşlardan itibaren düzenli olarak grip aşısı yaptıran kişilerin ileri yaşlarda gribe karşı daha güçlü bir bağışıklık geliştirdiğini gösteriyor. Yani grip aşısını sadece yaşlanınca olmaya başlamak yerine genç yaşlardan itibaren düzenli yaptırmak yaşlılıkta daha güçlü bir koruma sağlıyor.
Ben de yıllardır ailemle birlikte düzenli olarak grip aşısı oluyorum. Bu, aşıların etkinliğini gerçekten gözlemlemenin ve sürekli bir koruma sağlamanın iyi bir örneği. Aile bireylerimle birlikte her yıl grip aşısı olmamız hem kişisel olarak hem de çevremizdekiler için önemli bir koruma sağladı. Ayrıca bu alışkanlık uzun vadede bağışıklığımızı güçlendirmemize yardımcı da oluyor. Grip aşısının yalnızca risk grubundaki bireyler için değil, her yaş grubundaki insanlar için önemli olduğunu ve herkese önerildiğini unutmamak gerekir.

Özetle grip virüsü her yıl değiştiği için grip aşıları da değişmek zorunda. Bu durum ilaç firmalarının bir oyunu değil, tamamen virüslerin biyolojisiyle ilgili bir durum. Aşılar tamamen bilimsel verilere dayanarak hazırlanıyor ve özellikle risk grubundakiler için hayati önem taşıyor. “Bu iş tamamen para için yapılıyor” gibi düşünceler, aşı karşıtı söylemlerin bir parçası olsa da bilimsel gerçekler grip aşılarının gerekliliğini net bir şekilde ortaya koyuyor.
Virüsler canlı mıdır?
Selcan Arslan Özel: Virüslerin canlı olup olmadığı canlılık tanımımızla doğrudan ilgilidir. Eğer canlılığı kendi başına çoğalabilen, üreyebilen ve enerjisini kendisi üretebilen bir varlık olarak tanımlıyorsak o zaman virüsler canlı değildir. Çünkü virüsler kendi başlarına çoğalamazlar ve yaşamlarını sürdürebilmek için bir konakçı canlıya ihtiyaç duyarlar. İnsanlar, hayvanlar, kuşlar, tavuklar, domuzlar gibi canlıların hücrelerine girerek onların DNA veya RNA’sını kullanır ve bu hücrenin enerjisini kullanarak kendilerini çoğaltırlar.
Ancak virüsler bir konakçıya entegre olduktan sonra çoğalabiliyorlar ve bu da onları canlılıkla ilişkilendiren bir özellik olarak görülebilir. Bir anlamda virüslerin canlılık durumu hâlâ bilimsel bir tartışma konusudur ancak biyolojik evrimde ve hastalıkların yayılmasında önemli bir rol oynadıkları kesin bir gerçektir. Virüslerin yaşamın bir parçası olarak evrimde ve mikroplar arasında önemli yerleri vardır. Bu bağlamda “canlı mıdır?” sorusu aslında bakış açımıza göre değişen bir sorudur. Bir canlı vücuda girdiğinde çoğalmaya devam eder, bu da bir canlılık göstergesi olarak değerlendirilebilir.
Halk arasında yaygın olan yanlış inanışlar virüslerin tamamen cansız olduğu ya da sadece zararlı oldukları yönündedir. Ancak virüsler, insan yaşamının evriminde ve biyolojik süreçlerde önemli yerler tutarlar ve milyonlarca yıl öncesinde de varlardı. Şimdi de varlar ve var olmaya devam edecekler. Bu yüzden onları sadece zararlı olarak görmek eksik bir anlayıştır.
Antibiyotikler, bakteriyel enfeksiyonlarla birlikte virüsleri de öldürebilir mi?
Selcan Arslan Özel: Antibiyotiklerin bakteriyel enfeksiyonlarla birlikte virüsleri de öldürebileceği yönündeki inanış gerçekten yanlıştır. Antibiyotikler yalnızca bakterilere karşı etkili olan ilaçlardır. Bakteriler canlı organizmalardır ve antibiyotikler onların yaşamını hedef alarak etki gösterir. Ancak virüsler biyolojik olarak farklı yapılar olduğundan antibiyotiklerden etkilenmezler. Virüslere karşı etkili olan ilaçlar ise antiviral ilaçlardır ve bunlar tamamen farklı bir tedavi sınıfına girer.
Bu yanlış inanış halk arasında özellikle soğuk algınlığı ya da grip gibi viral enfeksiyonlarda antibiyotik kullanımına yönelik bir baskı yaratabiliyor. Grip ya da soğuk algınlığı gibi viral enfeksiyonlar genellikle kendiliğinden iyileşir. Ancak bazı durumlarda viral enfeksiyonlar üzerine bakteriyel enfeksiyonlar eklenebilir. Örneğin grip sonrası bir kişi yeniden ateşlenirse ya da öksürükleri artar, balgamlı öksürük gibi belirtiler ortaya çıkarsa o zaman bakteriyel bir enfeksiyonun eklenmiş olabileceğini düşünebiliriz. Böyle bir durumda antibiyotik kullanımı gerekebilir ancak antibiyotikler yalnızca bakteriyel enfeksiyonlar için kullanılır; virüsler için değil.
Özellikle riskli gruplar için grip gibi viral enfeksiyonlar sonrasında bakteriyel bir enfeksiyon eklenebileceği için antibiyotik tedavisi gerekebilir. Ancak grip ya da soğuk algınlığı gibi virüs kaynaklı hastalıklarda antibiyotik kullanımı gereksizdir ve bu da antibiyotiklerin aşırı kullanımını artırarak direnç gelişimine yol açabilir. Yani antibiyotikler bakterilere etkili olur, virüslere değil. Bu nedenle antibiyotiklerin doğru şekilde ve yalnızca gerektiğinde kullanılması çok önemlidir.
Güneş ışığı tüm virüsleri öldürür mü?
Selcan Arslan Özel: Evet, güneş ışığı bazı virüsleri öldürebilir ancak tüm virüsleri etkisiz hale getiremez. Virüslerin özellikleri, büyüklükleri ve zarflı ya da zarfsız olmaları gibi faktörlere göre değişkenlik gösterir. Özellikle zarflı virüsler, güneş ışığına ve dezenfektanlara daha duyarlıdır. Bu virüsler, solunum yolu virüsleri gibi güneş ışığına karşı daha hassastır. Ancak bu demek değildir ki güneş ışığı her virüsü yok eder. Güneş ışığı bu virüslerin etkinliğini azaltabilir ama tamamen ortadan kaldırmaz.
Bu yüzden ortamda güneş ışığının girmesi, havalandırmanın yapılması ve temizlik yapılması gibi etkenler virüslerin yayılmasını engelleyebilir. Yani bir odada güneş ışığının girmesi ve havalandırma yapılması virüslerin etkinliğini düşürür. Ama şunu unutmamak gerek: tek bir virüs bile hastalık oluşturmaz hatta binlercesi bile her zaman hastalık etkeni olmayabilir. Bu nedenle ortamın temizliği ve havalandırılması, virüslerin yayılmasını engellemek için önemli.
Ancak zarfsız virüsler daha dirençlidir ve güneş ışığından daha az etkilenir. Bu tür virüsler, daha zorlu koşullarda hayatta kalabilirler. Sonuç olarak evet, güneş ışığı zarflı virüsleri öldürebilir fakat tüm virüsler için geçerli değildir. Bu nedenle “güneş ışığı girmeyen yere doktor girer” şeklindeki eski deyim aslında bu etkileşimi fark ettikleri için söylenmiş bir söz olabilir. Özellikle kış aylarında evimizi güneşle havalandırmak çok önemli.
El dezenfektanlarının her türlü mikrobu öldürebileceği doğru mu?
Selcan Arslan Özel: El dezenfektanlarının etkinliği aslında birkaç faktöre bağlıdır. İlk olarak dezenfektanın içeriği çok önemli. Alkol bazlı mı, hidrojen peroksit bazlı mı olduğunu ve hangi oranda kullanıldığını bilmek gerekir. Alkol bazlı dezenfektanlar, alkol oranı ne kadar yüksekse o kadar etkili olurlar. Düşük alkol oranına sahip dezenfektanlar, mikropları öldürmede pek etkili olmaz. Bunun dışında hidrojen peroksit bazlı dezenfektanlar da farklı etkilere sahiptir, ama onlar da belirli oranlarda etkilidir.

Bunun dışında elinizde fiziksel bir kirlenme ya da yağlanma varsa dezenfektanların etkinliği azalabilir. Çünkü dezenfektanın mikroplara erişebilmesi için temiz ve kuru bir yüzeye ihtiyaç vardır. Ayrıca dezenfektanı düzgün bir şekilde uygulamak da önemlidir. Yalnızca avuç içini temizlemek yeterli olmayabilir, parmak araları ve tırnak etrafı gibi bölgelerin de temizlenmesi gerekir.
Hastane ortamlarında kullanılan dezenfektanlar, o ortamda karşılaşılan mikroplara karşı oldukça etkili olur çünkü bu dezenfektanlar, hastane mikrobiyolojisi göz önünde bulundurularak üretilir. Ama dışarıda satılan el dezenfektanları genellikle alkol bazlı olur ve alkol oranı düşükse mikroplara karşı o kadar etkili olmazlar. Çok yüksek alkol oranları ise elleri tahriş edebilir, çatlaklara yol açabilir ve bu da başka enfeksiyonlara sebep olabilir.
Sonuç olarak dezenfektanı doğru şekilde kullanmak, içeriği hakkında bilgi sahibi olmak ve ellerin fiziksel durumuna dikkat etmek oldukça önemlidir. Doğru kullanıldığında dezenfektanlar bakterileri ve virüsleri öldürmede etkili olabilir. Ama dediğim gibi tek başına her zaman yeterli olmayabilir bu yüzden doğru şekilde uygulamak çok önemli.
Çiğ süt, pastörize sütten daha mı sağlıklıdır?
Selcan Arslan Özel: Çiğ sütün pastörize sütten daha sağlıklı olduğu iddialarına mikrobiyolojik açıdan baktığımızda doğru değildir. Şöyle açıklayayım: Evet, süt memeden aktığı anda aslında temiz ve steril olabilir. Süt çok çabuk enfekte olabilen bir üründür. Süt, hem besin değeri yüksek bir ürün olduğu için mikroorganizmaların üremesi için oldukça uygun bir ortam sağlar, hem de çeşitli faktörler -sağılma koşulları, kullanılan ekipmanların hijyeni, toplama ve saklama şartları- sütün mikrobiyal içeriğini doğrudan etkiler. Yani uygun şartlarda saklamayan sütün saatler geçtikçe mikrobiyal yükü artmaktadır. Eğer süt uygun hijyenik koşullarda sağlanmaz ve doğru şekilde soğutulmazsa mikrop üremesi çok hızlanabilir.

(Kredi: Semantics Scholar)
Çiğ süt Salmonella, E. coli ve Brucella gibi patojenlerle enfekte olur. O yüzden kaynağını tam olarak bilmediğimiz çiğ sütü tüketmek oldukça riskli olabilir. Hatta bazı mikroorganizmalar özellikle de Brucella, çiğ sütle doğrudan bulaşabilir ve ciddi hastalıklara yol açabilir. Brucella, Türkiye’nin özellikle Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerinde endemik olan ve halk arasında “peynir hastalığı” olarak bilinen bir hastalık yapar. Peynir yapımı sırasında sütün kaynatılmaması bu bakterilerin peynirle bulaşmasına neden olabilir.
Sütün kaynatılması, bu patojenleri öldürmek için önemli bir adımdır. Yani çiğ süt alıyorsanız mutlaka evde kaynatılması gerektiğini unutmamalısınız. Tabii ki kaynatma sırasında sütün bazı besin değerleri azalabilir fakat en azından mikrobiyal risklerden korunmuş olursunuz.
Pastörizasyon ise çok daha etkili bir yöntemdir. Pastörize süt, sütü mikrobiyal açıdan güvenli hale getirmek için kullanılan bilimsel olarak onaylanmış bir işlemdir. Bu işlem mikropları öldürürken sütü fazla ısıtmadan besin değerini korur. Çiğ sütün mikrobiyal tehlikeleri nedeniyle pastörize süt her zaman daha güvenli bir seçenek olarak karşımıza çıkar. Tabii ki kaynatma, evde alınacak tedbirlerden biri olabilir ama unutmayın ki pastörizasyonun sağladığı güvenlik seviyesi çok daha yüksektir.

Sonuç olarak çiğ süt hijyenik şartlar altında bile mikrobiyal riskler taşıyan bir üründür. Süt sadece içeriği değil, toplama ve saklama süreçleriyle de enfekte olabileceği için çok dikkatli olmak gerekir. Eğer çiğ süt alıyorsanız kaynatma işlemi yapmak, pastörize süt ise en güvenilir seçenek olacaktır. Unutmayın ki her köyden alınan süt sağlıklı değildir ve tırnak içinde söylüyorum her doğal ürün güvenli olmayabilir. Bu nedenle sütün kaynağını iyi bilmek ve uygun şekilde işlemek, sağlığınız açısından oldukça önemlidir.
Sarımsak tüketmek virüs enfeksiyonlarını önler mi?
Selcan Arslan Özel: Sarımsak tüketmenin virüs enfeksiyonlarını önleyip önlemediği konusu aslında oldukça tartışmalı. Evet, bazı bilimsel çalışmalarda sarımsağın içeriğindeki allicin gibi maddelerin bağışıklık sistemini desteklediği ve antiviral etkinlik gösterdiği belirtiliyor. Fakat burada önemli olan şu: Bu tür maddelerin etkileri, ne kadar tüketildiği, hangi formda alındığı ve vücudun buna nasıl tepki verdiği ile doğrudan ilişkilidir. Yani bir kişiye sarımsak yedirmek, otomatik olarak virüsleri engelleyecek veya enfeksiyonları önleyecek diye bir şey yok.
Sarımsak özellikle çiğ tüketildiğinde içerdiği allicin maddesi nedeniyle daha fazla etkinlik gösteriyor. Allicin sarımsağın kesildiği veya ezildiği an ortaya çıkan bir bileşiktir ve bu bileşen, bazı virüsler üzerinde etkili olabilir. Ancak bu etkinliğin de ne kadar güçlü olduğu, hangi tür virüslerde işe yaradığı, bu etkinliğin ne kadar süre devam ettiği konusunda net ve kesin bilimsel kanıtlar bulunmamaktadır. Yani sarımsak bağışıklık sistemine fayda sağlayan bir besin olabilir ancak bunu “virüslerden korur” şeklinde kesin bir şekilde söylemek; biraz abartılı olur.
Sarımsağın gerçekten etkili olabilmesi için önemli olan bir diğer faktör de ne kadar ve ne sıklıkla tüketildiği. Sarımsağın antiviral etkilerinden faydalanmak için belirli bir miktar tüketmek gerekebilir ama bu miktar ne kadar olmalı, bunu belirlemek oldukça zor. Ayrıca sarımsağın etkileri kişiden kişiye değişebilir ve bu da bu tür doğal besinlerle ilgili bilimsel çalışmaların hala tam anlamıyla yeterli olmadığı bir durumdur. Çiğ sarımsak tüketmek bile kokusu ve tadı nedeniyle pratikte zorlayıcı olabilir ve bu da insanların sarımsağı yeterli miktarda almasını engelleyebilir.
Bir de şu var: Her ne kadar sarımsak sağlıklı bir besin olsa da bir virüs enfeksiyonundan korunma konusunda asıl başvurulması gereken yöntemler çok daha farklıdır. Aşılar, günümüz tıbbında virüs enfeksiyonlarına karşı kesinlikle en etkili yöntemdir ve bilimsel olarak da kanıtlanmışlardır. Sarımsak veya benzeri doğal takviyeler, virüs enfeksiyonlarıyla mücadelede bir alternatif oluşturmaz. Aşıların yerini alabilecek bir şey yoktur çünkü aşılar vücudun bağışıklık sistemini özel bir şekilde hazırlayan ve belirli virüslere karşı koruma sağlayan çok daha etkili ve güvenilir yöntemlerdir.
Sonuç olarak sarımsak; evet, sağlıklı bir besin kaynağıdır ve bağışıklık sistemini destekleyebilir. Ama bunu doğrudan enfeksiyonlardan korunma aracı olarak görmek yanıltıcı olabilir. Eğer sarımsağı seviyorsanız ve çiğ olarak tüketebiliyorsanız elbette, faydalıdır ancak bunun “günlük bir diş sarımsak yedin mi virüsler sana bulaşmaz” gibi bir etkisi olduğu söylenemez. Aşılar, ilaçlar ve tıbbi müdahaleler, viral enfeksiyonlardan korunmak için çok daha güvenilir ve etkili yöntemlerdir. Sonuçta doğal beslenme önemli ama doğru bir tedavi ve koruma yöntemi için bilimsel olarak kanıtlanmış yaklaşımları takip etmek her zaman en doğrusudur.
Bu yazıda mikrobiyolojideki yaygın yanlışları ve yanlış anlamaları uzman bir bakış açısıyla ele almayı amaçladık. Dr. Öğrt. Üyesi Selcan Arslan Özel’in değerli katkılarıyla bilimsel gerçeklere dayalı olarak bu safsataların ne kadar yanıltıcı olabileceğini bir kez daha vurguladık. Mikrobiyoloji gibi karmaşık ve derin bir alanda doğru bilgilere ulaşmanın önemi her zamankinden daha fazla. Bilim, bize her zaman doğruyu gösterir ancak bu yolda dikkatli olmak, araştırma ve eleştirel düşünme becerilerimizi geliştirmek büyük bir gereklilik.
APA 7: Axology Journal. (2025, March 10). Selcan Arslan Özel ile Röportaj (E. S. Akbulak, Interviewer). PerEXP Teamworks. [Röportaj Bağlantısı]