Takip Et!
E-posta ile Abone Ol!

Bu platforma abone olmak ve yeni yazıların bildirimlerini e-postayla almak için e-posta adresinizi girin.

Somut Olmayan Kültürel Varlıklarımız

Kültür, soyut zenginliklerimizin bir araya geldiği eşsiz bir hazine sandığıdır. Geçmişimizden aldığımız mirası geleceğimize taşıyan, köprü görevi gören önemli bir unsur olarak öne çıkar.

Nevruz Bayramı

2. serimizle tekrar devam ediyoruz, değerli okurlarımız. Somut olmayan kültürel varlıklarımızdan biri olan Nevruz’u konuşmaya devam edelim. Nevruz’un birçok farklı ülke tarafından kutlandığına şahit olmaktayız. Azerbaycan, Hindistan, Irak, İran, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan gibi ülkelerde farklı ritüellerle karşılaşıyoruz; baharın gelişi coşkuyla kutlanıyor. Nevruz, navrız, mevris, saban toy, ulusun ulu günü, cılgayak, martın dokuzu gibi isimlerle anılmakta ve kelime anlamı olarak “yeni gün” anlamına gelmektedir.

Dünyanın en geniş kültürlerinden birine sahip Nevruz Bayramı, “kötü söz orucu”, “çevre temizliği ve alav alav”, “ölü bayramı”, “yaşlı ve hastaları ziyaret”, “çocuk günü”, “gençlik günü” ve “yeddi levin” adlı 7 aşamada kutlanmaktadır. Uzun ve zorlu kış aylarının ardından doğanın baharla yeniden canlanmasını simgeliyen Nevruz, Orta Asya’dan Anadolu’ya birçok coğrafyada toplumsal birliği, dayanışmayı ve yardımlaşmayı teşvik eden zengin içeriğiyle varlığını sürdürecektir.

Balaban

Balaban, genellikle Orta Doğu ve Kafkasya müziklerinde kullanılan geleneksel bir enstrümandır. Bu enstrüman, düdük ailesine aittir ve özellikle Azerbaycan, İran, Türkmenistan, Kazakistan, Gürcistan ve diğer bazı Orta Asya ve Kafkasya ülkelerinde yaygın olarak kullanılır. Balaban, genellikle kamış veya bambu gibi malzemelerden yapılır.

İki parçadan oluşan bu enstrümanın bir ucu çalgıcının ağzında, diğer ucu ise çalgıcının parmakları arasında bulunur. Balaban çalındığında, çalgıcının nefesiyle birlikte kamışın titreşimleri sesi oluşturur. Bu enstrümanın tarihi oldukça eskiye dayanmakta olup, farklı kültürlerde çeşitli türleri ve varyasyonları bulunmaktadır. Ayrıca, müzik türlerine göre farklı tonlamalara ve özelliklere sahip balabanlar üretilmektedir.

Balaban, genellikle geleneksel halk müziği, dini müzikler ve bazı özel törenlerde kullanılır. Zaman içinde birçok müzik türünde kullanılabilen bu enstrüman, geleneksel kültürlerin müzik mirasında önemli bir yer tutar.

Geleneksel sohbet toplantıları

Geleneksel sohbet toplantıları; Sıra Gezmeleri, Sıra Name, Barana Sohbetleri, Yaran, Sıra Yarenler, Kürsübaşı Sohbetleri, Velime Geceleri, Cümbüş, Delikanlı Teşkilatı, Gençler Kurulu, Gezek, Keyf/Kef, Muhabbet, Oda Teşkilatı, Oturmah, Sohbet, Erfane olarak da adlandırılan farklı yörelerde farklı sayıda erkek gruplarının yılın özellikle kış aylarında ve belli kurallar çerçevesinde bir araya geldikleri sosyal dayanışma işlevli toplantıların genel adıdır. Toplantılar için sıklıkla Perşembe, Cuma veya Cumartesi günü seçilir. Akşam saatlerinde başlayan toplantılar, gece yarısına doğru sona erer. Her üyenin toplantıya zamanında gelmesi ve zamanında ayrılması beklenir.

Geleneksel sohbet toplantıları, özellikle Yaran Sohbeti adı altında Çankırı ilinde, Yaren Teşkilatı adıyla Kütahya ili Simav ilçesinde, Sıra Gecesi adı altında Şanlıurfa’da, Kürsübaşı Sohbeti adı altında Elazığ’da, Barana Sohbetleri adıyla Balıkesir Dursunbey ilçesinde yaşatılmakta ve Türkiye çapında tanınmaktadır. Ayrıca Cümbüş adıyla Ankara ve çevresinde, Delikanlı Örgütü adıyla Ankara ili Kazan ilçesinde, Gençler Heyeti adıyla Niğde ili Dündarlı ilçesinde, Gezek adıyla Kütahya Merkez ve Isparta’da, Kef/Keyif adıyla Antalya ve Isparta illerinde, Muhabbet adıyla Ankara ili Beypazarı ilçesinde, Kırşehir, Yozgat illerinde, Karabük Safranbolu ilçesinde, Oda Teşkilatı adıyla Balıkesir Edremit ilçesinde, Manisa Soma ilçesinde, Oturmah adıyla Van ilinde, Sıra Yarenleri adıyla Konya ili Akşehir ilçesinde, Erfene/Arfane adıyla Ardahan’da, Gezek adıyla Afyon’da, Erfane/Gezek adlarıyla Bursa’da, Sıra Gecesi/Herfene sıra adlarıyla Erzincan’da, Velime Geceleri adıyla Diyarbakır’da var olduğu tespit edilmiştir.

Türk kahvesi kültürü

Türk kahvesi kültürü ve geleneği, İstanbul’da 16. yüzyılda kahvehanelerde başlayarak köklü bir geçmişe sahiptir. Bu gelenek, eşsiz lezzeti ve sosyal etkileşime katkı sağlayan iki önemli özellikle öne çıkar.

Türkiye genelinde her kesimden insan tarafından benimsenen bu geleneğe özellikle aileler, kap kacak üreticileri, kahvehane ustaları, çıraklar, işçiler ve kahve telvesi satıcıları katılır. Türk kahvesi, ülkemizi ziyaret eden turistler için Türk hayat tarzının sembolü olarak kabul edilmektedir. Bu gelenek, Türk toplumu tarafından kültürel mirasın bir parçası olarak benimsenmiş olup, her kültür seviyesinden birey tarafından paylaşılmaktadır. 16. yüzyıldan bu yana kahvehaneler, en küçük yerleşim yerlerinde bile yaygınlaşmıştır, bu da Türk kahvesine olan talebin sürekli arttığının bir göstergesidir.

Türk kahvesi, sadece içecek olarak değil, aynı zamanda özel hazırlama teknikleriyle de ön plana çıkar. Geleneksel yöntemler, cezve, fincan, havan gibi özel araçlar ve gümüş takımlarının kullanımını içerir. Zaman alan hazırlama teknikleri, Türk kahvesinin benzersiz yumuşak, aromatik ve yoğun tatını korumasını sağlar. Türk kahvesinin kendine özgü aroması, telvesi ve köpüğü, diğer kahvelerden ayırt edilmesini kolaylaştırır. Türk kahvesi, sadece bir içecek değil, aynı zamanda toplumsal bir etkileşimi teşvik eden kültürel bir pratiktir.

Minyatür sanatı

Minyatür, olayları veya bilgileri resimlerle anlatma sanatıdır. Osmanlı döneminde “nakış” veya “tasvir” olarak adlandırılan bu sanatı icra edenlere nakkaş, müsavvir, minyatür sanatçısı, tasvir sanatçısı veya şebihnüvis denir. Tarihsel süreç içinde farklı bölgelerde gelişen minyatür sanatı, İslamiyet’in etkisiyle yeni bir çehreye bürünmüş, el yazması kitaplara nakşedilen minyatürler yaygın görsel ürünlerden biri haline gelmiştir.

Osmanlı minyatür ekolü, yıllar içinde gelişen ifade ve anlatım ilkelerine imparatorluğun kültürel çeşitliliğini katarak farklı bir tasvir dili oluşturmuştur. 19. yüzyıldan itibaren minyatür sanatının uygulandığı yerler çeşitlenmiş, minyatürler duvarlara, tuvallere, ahşap, çini ve deri gibi materyallere daha yaygın bir şekilde uygulanmıştır.

Nakkaşlar, resimlerini yumurta akı ile cilalanmış kağıtlara yaparlar. Kullanılan malzemeler genellikle kuş tüyleriyle yapılan “kalem” fırçalar ve organik boyalardır. Günümüzde endüstriyel boya maddeleri ve malzemeleri de kullanılmaktadır. Nakkaşlar, pamuktan yapılmış bir tabakayı mermer üzerine yayarak düzleştirir ve fildişi cisimlerle parlatır. Şekillerin kenar çizgileri çini mürekkebi ile çizilir ve figürler renklendirilir.

Minyatür sanatı, ülkemizde yüzlerce yıllık bir geçmişe sahip olan tarihi ve kültürel mirasımızın önemli bir parçası olarak kabul edilmektedir. Bu özel kültürel varlıklarımızı koruma ve sahip çıkma amacımız en nihai hedefimizdir. Sizlerle yeniden buluşmanın heyecanı ile yazıma burada son verirken keyifli okumalar diliyorum.

Bu sayfadan alıntı yapın:

APA 7: Atıcı, A. (2023, December 17). Somut Olmayan Kültürel Varlıklarımız. PerEXP Teamworks. [Blog Link]

Sergi & Müze Gezginleri Aralık 2023 Sayısı: Somut Olmayan Kültürel Varlıklarımız

Somut Olmayan Kültürel Varlıklarımız, Sergi & Müze Gezginleri kuruluşu (Dergi) bünyesinde oluşturulmuş Sergi & Müze Gezginleri Aralık 2023 serisine ait blog yazısıdır.

Bu eserin kullanım hakları ve dağıtımı Sergi & Müze Gezginleri’ne aittir.

Yorum Yap

Related Posts
Total
0
Share