Follow
Subscription Form

Müzik ve Müziğin Türleri

Bu makalede müziğin ana ve alt tanımlarını türlerini ve viyana üçlüsünü ele alıyoruz. Başta Klasik müzik olmak üzere rap, pop, barok gibi müzik türlerinin alındığı bu makaleyi okuyarak bu konu hakkında bilgi sahibi olabilirsin.

Müzik nedir?

Müzik kelime anlamı ve tanımı; birtakım duygu ve düşünceleri belli kurallar çerçevesinde uyumlu seslerle anlatma sanatı, musiki: Müzik eğitimi. 2. anlamına değinecek olursak bu biçimde düzenlenmiş seslerden oluşan eserlerin okunması veya çalınması: Bu akşam güzel bir müzik dinledik. Müzik düzenli ses veya seslerin bir araya gelmesidir. Müzik yapmak, sesleri ve tonları bir sıraya koyma, toplu bir beste oluşturmak için bunları birleştirme sürecidir. Müzik her insan toplumuna nüfuz eden bir sanattır. Müzik çok yönlü bi sanattır; Şarkıda kelimelerle, dansta fiziksel hareketlerle kolayca uyuşma gösterir. Müzik ikiye ayrılır: Sözlü müzik ve enstrümantal müzik. Duygu ve düşünceleri tek sesli ya da çok sesli anlatma sanatı olan ve bu biçimde düzenlenmiş seslerden oluşan yapıtların; okunarak ya da çalınarak anlatımını bulduğu müzik, insanları ortak duygularda birleştiren güçlü bir bağdır. Ayrıca müzikal sesleri birbirinden ayıran özellikler de vardır, bunlar dörde ayrılır: Yükseklik, şiddet, tını, süre. Yükseklik, sesler arasındaki kalınlık, incelik farkıdır. Şiddet, sesler arasındaki kuvvetlilik, hafiflik farkıdır. Tını, sesler arasındaki renk farkıdır. Süre, seslerin zaman içinde devamlılığıdır. Ses müziğin, müzik olmasını sağlar. Sesleri göstermeye ve okumaya yarayan özel işaretlere de nota denir. Notalar seslerin alfabesidir. Her nota işaretinin bir matematiksel değeri vardır. Böylesine duygulara hitap eden bir iletişim türünün matematiksel temellere dayanması ise ilk bakışta şaşırtıcı gelebilir. Ancak, müzik dilinin temellerini oluşturan nota, ritim ve perde gibi kavramların hepsi matematik kullanılarak açıklanabilir. Böylece müzik, adeta matematiğin duyulabilen bir haline dönüşür. Evrenin sayılar ve aralarındaki ilişkilere göre kurulduğuna inanan Pisagor, müziği de bu yönüyle ele alarak ondaki matematiksel gizemi yazıya dökmüş; müziğin matematiksel oranlara indirgenebileceğini ortaya koyup diatonik skalayı keşfederek “Kürelerin armonisi” önermesini ileri sürmüştür. Geometrinin babası olarak bilinen Öklid de müzik konusunda Pisagor’un takipçisidir. Matematik âlimleri Kindî ile Farabî’nin eserlerinde ve İhvan-ı Safa’nın müzikle alakalı risalelerinde (10. yüzyıl) de Grek izleri görülür. Farabî, ilimleri tasnif ettiği ”İhsâ’ü’l-‘Ulûm” adlı eserinde matematik faslında müziğe de yer vermiş ve Pisagor gibi müziği yüksek ilimlerden kabul etmiştir. Kindî’nin ”Risâle fî Hubri Te’lîfi’l-Elhân” isimli eseri ise ebced notasının yer aldığı ilk eserdir. Yani matematik denince ilk akla gelen önemli isimler de müzikle matematiği asla ayırmamışlardır.

Klasik müzik

Klasik müzik diğer müziklerden tamamen ayrılmış, halk müziklerinden büyük farklılıklar gösteren elit bir tabakaya hitap eden müzik türüdür. Klasik müzik dinleyicilerinin halkın seçkin kitleleri olduğu görüşür kabul görmektedir. Tohumları Avrupa’da atılmış olan klasik müzik, bütün dünya tarafından benimsense de üretim oranı ve yaygınlığı bakımından Avrupa her zaman klasik müziğin merkezi olarak kabul edilmiştir. Klasik müzikle ilgilenmeye başladığınızda bilmeniz gereken ilk şeylerden biri ”Klasik” terimini en doğru 1750’den 1820’ye kadar icra edilen müziğin tanımladığıdır. Klasik müziğin bazı özelliklerine gelecek olursak eğer: –Klasik müziğin temel özellikleri arasında sadelik, denge ve şeffaflık vardır. -Klasik müzik, vokale olduğu kadar enstrümantal müziğe de önem verir. Örneğin, Mozart ve Beethoven ses içermeyen senfoniler de yazdı, buradaki amaç hüzün ve mutluluk dışındaki duyguları da enstrümantal olarak dinleyiciye aktarabilmekti. -Klasik müzikte duygu yelpazesi geniştir. Klasik besteciler, özellikle Beethoven, müzik aracılığıyla dinleyiciye çok daha geniş bir duygu yelpazesi (umutsuzluk, sevinç, coşku vb.) sunarlar. -Klasik müzikte eserler konçerto, senfoni, sonat gibi isimler alabilir. -Klasik müzikte duygu yelpazesi oldukça geniştir. -Başka müzik türlerinden gruplar sayılarını az tutma eğilimindeyken klasik müzik orkestrası 60 veya daha fazla müzisyene sahip olabilir. Sayılarını az tutma eğilimindeyken -Klasik müzik senfonisi yaylılar, nefesli çalgılar, üflemeli çalgılar ve perküsyon olmak üzere dört geniş aileye ayrılır. -Enstrümantal müzikler, özellikle de klasik müzik, sözlü müzik türlerine kıyasla zeki kimseler tarafından daha fazla tercih edilmektedir. Klasik müzik, ”Rönesans Dönemi”, ”Barok Dönem”, ”Klasik Dönem”, ”Romantik Dönem”, ” Çağdaş Dönem” olarak beş farklı başlıkta dönemlere ayrılmıştır. Şimdi bu dönemlere ayrıntılı olarak göz atacağız. 

Rönesans Dönemi: Rönesans’ın kelime anlamı “yeniden doğuş” demektir. Rönesans müziği dönemi, sıradan insan yaşamında müziğin tekrar değerlendirilmesi ile yeni düşüncelerin doğma dönemidir. Bu dönemde insanlar kendi yaşamları ile dünyayı kurarken yaptıkları heyecan verici keşifleri müziğe yansıttı. Klasik Batı Müziğinde 15. yüzyılın başları ile 17. Yüzyılın ilk çeyreği arasına kadar süren döneme Rönesans Dönemi adı verilmektedir. Rönesans’ın yaşam sevinci, dansları, danslar da çalgıları arttırdı. Bu dönemde yeni çalgılar icat edildiği gibi, eski çalgıların da sesleri büyütüldü ve zenginleştirildi; org, klavsen, lavta, arp, flüt, yan-flüt, kornet, trompet ve tabii ki viyola bu döneme damgalarını vurdular. Her ne kadar bu yüzyıllarda varolmuş bir akım gibi gözükse de kendisinden sonraki akımlara referans olmuş ve günümüzde de yapılmaya devam etmektedir. Bu dönemin başlangıç bestecisi olarak Dufay gösterilmektedir. Dufay’ ın yarı dinsel, yarı oyunsal operası dönemin başlangıcı ve aynı zamanda ilk opera denemeleridir. Ayrıca besteci, bugün müzikte hala kullanılan müzikal bir yapı olan Cantus firmus’ u geliştirerek çok sesli müziğe yeni bir boyut kazandırmıştır. Rönesans Dönemi müziğinin en önemli özelliği olarak kilise müziğinin yeniden şekillenmesi olarak gösterilebilir. Bu dönemde, kilisenin çok sert kurallarından sıyrılarak müzikte yeni bir yapılanma içerisine girilmiştir. Yaklaşık 150 yıl süren Rönesans Dönemi içerisinden Dufay, Gombert, Palestirna, Gesualdo ve Monteverdi gibi pek çok önemli besteci çıkmıştır. 17. yüzyılın sonlarına doğru Rönesans Dönemi yerini Barok Döneme bırakmıştır. Rönesans müziği günümüzde hala yaygın olarak yapılmaktadır ve bunu geçmişte bulunan kaynaklarından yararlanarak yapmaktadır.

Barok Dönem: Müzik tarihinde 1600-1750 yıllarını kapsayan ve kendi içinde gelişen çağa “Barok” denir. Barokun anlamı: “Biçimsiz inci”dir. 18. yy sanatçıları bu dönemdeki eserleri fazla karmaşık, aşırı süslü, abartılı, düzensiz ve zevksiz olarak küçük düşürmek adına ‘Barok‘ nitelendirmesini kullanmışlardır. Barok sözcüğü yalnızca 17. yüzyıldaki genel tutumu nitelendirmekle kalmamış, Helenizm ile Gotik’in geç dönemlerindeki bazı belirtilerin anlatılmasında da kullanılmıştır. Furetiére’in 1690′da hazırladığı Fransız dilinin ilk sözlüğüne göre “baroque”, “tam yuvarlak olmayan incileri” anlatmakta kullanılan bir kuyumculuk terimidir. Saint-Simon 1711′de garip, rahatsız edici bir düşünceyi anlatmak için barok sözcüğünü kullanmıştır. Barok dönem, 1600 ile 1750 yılları İtalya’daki opera denemeleriyle başlamış, J.S.Bach’ın ölümüyle sona ermiş, tüm müzik türlerinde günümüze kadar kalıcı olan değişikliklerin oluşmasına neden olmuştur. Barok müzikte ezgiyi zenginleştirmek, armoniye yönelmek ve opera gibi yeni bir türün imkanlarından yararlanmak vardır. Orkestra ve solonun zıtlığından konçerto stili doğmuştur. Tril, turn, apojiyatür gibi süsleme stillerinin ilk olarak bu dönemde kullanılmasının yanı sıra, kreşendo, dekreşendo gibi nüanslara yer verilmemiştir. Eserde bir bölüm forte ise sonuna kadar forte, piano ise, sonuna kadar piano devam etmiş, bu dinamiğin dışına çıkmayan stilin ismine ‘‘teras dinamiği‘’ denmiştir. Çalgı müziği bu dönemde yükselmiş, keman ön plana çıkmıştır. Sonat ve konçerto gibi insan sesinin olmadığı müzikler yapılmaya başlanmış, polifoni ve homofoni hakimiyet kazanmıştır. 12 eşit aralıklı sisteme de bu dönemde geçilmiştir.

Klasik Dönem: Araştırmacılar ve tarihçilerin incelediği üzere, Klasik Dönem’in başlangıcı Bach’ın ölüm tarihi (1750), bitimi ise Beethoven’ın ölümünün üç sene sonrası(1830) olarak kabul edilmektedir. Her dönemin bir hazırlık aşaması olduğu gibi Klasik Dönem de kendi formuna ulaşmadan önce birçok akımdan etkilenmiştir. Bu akımlardan ilki olan ‘Rokoko’, Paris’te başlayan gözde bir akımdır. Bu akımın çıkma sebebi barok müziğin süslü ve karmaşık yapısına bir tepkidir. François Couperin ve Jean- Philippe Rameau bu akımın öncü isimlerindendir. J.S.Bach’ın oda müziklerinde Rokoko stilini kullanarak klasik çağı hazırladığı söylenmektedir. W.A.Mozart’ın ilk gençlik senfonilerinde de Rokoko stili görülmektedir. Rokoko’nun ardından, Almanların edebiyat dünyalarında başlayan, adını Klinger’in romanından alan ‘Fırtına ve Gerilim’ akımı doğmuştur. 1770’li yıllarda sezgi ve duygu her şeyin temeli olarak görülmektedir. Bu akım, Almanların derin duyarlılık göstergesi olarak simgelenir. Fransızların yapay süslemelerle işlenen Rokoko’suna Almanların biçemi olan Fırtına ve Gerilim bir başkaldırıdır. Zıtlıklardan beslenir, aynı zamanda duygulardan beslenmesi ile ön romantizm olarak da kabul edilir. Bir diğer etki; ‘Mannheim Okulu’ olmuştur. Bohemyalı besteci ve kemancı Johann Stamitz, Almanya’nın güneybatısında Mannheim Orkestrası’nı kurmuştur. Stamitz, 40 yaşında vefat eder ancak ardında bıraktığı orkestra, dönemin tüm bestecilerini etkilemiş ve senfoni biçimini yeni çağa sunacak bir orkestra geleneği bırakmıştır.

Klasik dönem, Bach ve Mozart’ı hazırlamış, piyano keşfedilmiş ve Bach ile tanıtılmıştır. Piyanonun keşfi üzerine konçertolar yazılmış aynı zamanda opera geniş kitlelere ulaşmayı hedeflemiştir. Bu hedefe ulaşmada Mozart ve Gluck’un eserleri önemli ve yeni bir boyut kazandırır. Ayrıca üflemeli çalgılar da Klasik dönemin sonunda önemli bir yer edinmiştir. Son etki olan ‘Aydınlanma’ en önemli akımdır. 18.yüzyılda gerçekleşen bu akım kilisenin yapaylığına karşı oluşan bir ayaklanmadır. Dinde doğallık önemli hale gelmiştir. Dünyasal, deneysel, özgürlükçü, eşitlikçi, pratik ve ilerici bir akım olan Aydınlanma, dünya geneline etki etmiş ve toplumsal etkisini Fransız İhtilali ile göstermiştir. İhtilal sonucunda ortaya çıkan bilimsel buluşlar, orta sınıfın doğması, sanayi devriminin yaşanması gibi toplum geneline etki eden durumlardan sanat da etkilenmiştir. Yine bu dönemde İlk kez, soyluların sarayının dışında büyük alanlarda konserler düzenlenerek halka yaklaşılmıştır.

Romantik Dönem: Brahms, Wagner, Chopin, Liszt, Paganini gibi birçok sanatçı bu dönemde yaşamış ve büyük katkılar sağlamışlardır. Siyaset ve felsefeden en çok etki alan dönem olmakla beraber, bütün sanatları etkileyen sanat felsefesi kavramının ortaya çıkması bu süreç içerisinde yer alır 1776 yılında Amerika’da yaşanan bağımsızlık hareketi, 1789 Fransız İhtilali dünya siyasetine damgasını vururken romantik sanatçı bu siyasi karışıklıklardan uzak durarak devam etmiştir. Beethoven, ‘9. Senfoni’si ile tüm insanlığı birleşmeye ve kardeşliğe çağırmıştır. Ancak 1870’li yıllarda tepkisiz kalınmayacak kadar sertleşen siyasi fırtınalar romantik dönem sanatçılarını da etkilemiştir. 19.yüzyılın başlarında müzik formları kalkarak, konser ve festivaller için komiteler kurulmuştur. Romantik dönem, klasik döneme birçok yenilik getirmiştir. Uzun ve açıklayıcı ezgiler, renklenen armoni, ritimdeki özgürlük ve esneklik bunların başında gelmektedir. Valse, Polonaise, Mazurka, Romance, Nocturne, Fantasia ve Ballade eklenen yeni formlar olmuştur. Romantik Dönem’in en önemli sanatçıları ise başlatıcısı Beethoven ve bitişi sayılan Wagner olmuştur.

Çağdaş Dönem: Yeni bir yüzyılın başlaması ile müzik de yeni bir döneme adımını atmıştır. Çağdaş dönem müziğinde sınırlar kesin hatlarla belirlenmemiştir. Besteciler yeni şeyler deneyerek alternatifler aramışlardır. Bu dönem müziği, romantik müziğe isyan gibidir. Debussy, Ravel gibi besteciler yenilikler aramışlardır. 20. Yüzyılda besteciler ait oldukları akıma göre değil tamamen aksine özgürlükçü, kendi kültürlerinin etkisiyle eserler vermişlerdir. Ayrıca önceki dönem bestelerini incelemişler, barok, klasik ve romantik müziğin özelliklerini eserlerinde hissettirmişlerdir. Kimi müzik tarihçisine göre 20. yüzyılda bestelenen müziğin tümü modernizm olarak anılmalıdır. Ancak hangi “izm” için geçerli olursa olsun, 20. yüzyıl, müzikte her türlü sınırın bilinçli olarak zorlanmasıdır : Teknikte, anlatımda, biçimde, biçemde, içerikte, özde tüm geleneksel kurallar eğilip bükülmeye, eriyip çökmeye başlamıştır. Bu dönemi adlandırmada genel kabul görmüş bir terim yoktur. Yeni müzik terimi bu müzik türünün felsefesi ile 19. Yüzyıl romantizmine karşıt olan arayışları daha iyi tanımlayacaktır. Yeni müzik Alman Avusturya romantizmine, onun temsil ettiği her şeye bir başkaldırıyı simgeler. Değişik besteciler değişik tekniklerle başarılı örnekler oluşturmuşlardır. 

Klasik müzik ve rap müzik

Tür olarak rap müzik, 1970’lerin başında, New York City’deki blok partilerinde ortaya çıktı. Bu partilerde MC’ler; DJ’leri tanıtır, şarkılar arasında konuşur, şakalar yapar ve kalabalığa enerji verirlerdi. Zaman geçtikçe MC’ler müzikle uyumlu bir şekilde konuşmaya ve kafiyeler yapmaya başladı ve rap müzik gelişti. 90’ların rapçileri ise kendilerini haydutlar ve gangsterler olarak tasvir ederlerdi çünkü onlara göre bu, “Başarılı olmak için olması gereken karakter”di. Bir sanatçının bu karakteri yaratması ve sürdürmesi gerekliliği, 90’lı yılların rap şarkılarında ortak bir temaya yol açtı. Rap, ghetto yaşamının hikayesi ve hip-hop’un ana akımda pop ve rock’a katılmasını engelleyen gangsterlerin marşıydı. Dönemin finansal açıdan en iyi olan rapçileri dahi şarkılarını şiddet, suç, yoksulluk ve ırkçılık üzerine yazarlardı. Rap’in ilk dönemi, yoksulluğun suçu doğurduğu fikrini kamuoyuna duyurdu.

Bir rapçinin kim olabileceği ve hip-hop’un anlatabileceği hikayelerin tanımı 2000’lerin ortalarından bu yana süresiz olarak genişledi. Rap müziği sevmeyen biri dahi 2000 öncesi bir rap parçası ile günümüzde çıkan bir rap parçasının farklı olduğunu anlayabilir. Aradaki fark ise günümüz normlarıyla o döneme ait normların farklı oluşu ve rap müziğin sadece gangsterlik ile sınırlı kalmayabileceğinin anlaşılmasında yatar. Bu hususun anlaşılmasındaki ana unsur muhtemelen Kanye West’in ilk albümü olan The College Dropout’un yayınlanmasını takip eden yıllarda, giderek daha fazla rapçinin gangsta rapten uzaklaşması ve sanatçı olarak bireyselliklerini geliştirmeye yönelmeleridir. Albüm uyuşturucu ticareti, şiddet veya sokaklarda yaşamaya odaklanmak yerine dine ve West’in müzik arayışına odaklanmış durumdaydı. Günümüzün en başarılı rap sanatçıları, tasarruflu alışverişten yaşam tarzlarındaki aşırılıklara kadar her konuda rap yapıyor. Rap müzik ile klasik müzik arasındaki benzerlik ve farklılıklara gelecek olursak eğer: 

• Klasik müziğin izi Orta Çağ’ın ilk zamanlarına kadar sürülebilir. Böylece hem Avrupa’dan hem de daha uzak yerlerden yüzyıllar boyunca gelen etkilerle klasik müzik zengin ve çeşit çeşit gelişmelere tanıklık etmiştir. Rap müzik ise 1970’lere dayanır ve ABD’nin şehirli kültürüne sımsıkı bağlıdır. 

• Hem klasik müzik hem de rap müzik toplumsal olaylara değinebilir ve insanların sesi olabilir. İki tür de kendi halkları ve yeri geldiğinde tüm dünya için kullanılabilir. -Hem klasik müzikte hem de rap müzikte doğaçlama vardır. 

• Klasik müzikte eserler konçerto, senfoni, sonat gibi isimler alabilirken; rap müzikteki şarkılar konularına göre British Rap, East Coast Rap, alternatif rap, hardcore rap gibi isimler alabilir. 

• Rap müzikte beatlerin, elektronik ortamda beatmaker ve DJ’lerce yapılması yaygınken; klasik müzikte besteciler çoğunlukla altyapıları kendileri piyano başına geçerek oluşturur.

Lâkin günümüzdeki bazı besteciler bu altyapıları elektronik ortamda yapmayı da seçebilir.

Klasik müzik ve pop müzik

Popüler kelimesinin kısaltması olan pop müzik, oldukça geniş kitlelere hitap eder. Kökenine hem 19. yüzyılın sonlarına ve 20. yüzyılın başına kadar olan dönemde, ragtime döneminin caz gibi olan gösterişli melodileri de dahil olmak üzere çeşit çeşit müzik türlerinde hem de 1920’ler ve 1930’ların caz döneminin doğaçlama ritimlerinde ve 1940’larda hüküm süren büyük grup döneminin orkestralarında rastlanabilir. 1950’lerde, rap müzikteki gibi hızlı ritimlere sahip olan ancak kafiye kaygısı gütmeyen rock and roll adında yeni bir tür ortaya çıkmıştı ve Elvis Presley gibi sanatçılarla büyük ses getirdi. 1960’lı yıllarda pop müziğin yeni alt türleri ortaya çıkmış olsa da bir çoğu ancak 1970’lere kadar dayandı. Yerlerine ise Romantics ve Cheap Trick gibi gruplarca punk rock ve pop müziğin karışımı olan yeni bir tür çalınmaya başlandı ve power pop kategorisine eklendi. Diğer yandan ise bazı sanatçıların daha fazla kitle elde etme girişimlerinden dolayı country pop ortaya çıktı. Beatles da dahil olmak üzere İngiliz rock grupları uluslararası alanda etkili ve popüler hale geldi.

1980’li yıllardaki pop müzik sanatçıları, bu tür için devrim niteliğindeydiler. Elvis Presley’den otuz yıl sonra şarkıcı ve dansçı olan Michael Jackson pop müziğin tahtına oturdu. Bu yıllarda dijital kayıt alabilme imkanı olduğundan pop müzik daha da gelişti. Elektronik sesler müziğe entegre edilmeye başlandı ve tekno müzik gibi türler baş gösterdiler. Jackson, bu on yılın en büyük pop sanatçısı hâline gelirken Whitney Houston ve Madonna gibi kadınlar da isimlerinden söz ettiriyorlardı. 1990’larda kız grupları listeleri sallarken 2000’li yıllarda ise pop müzik artık sanatçılarına türlü türlü kapılar aralıyordu. Farklı alt türler sanatçılara yeni alternatifler tanıyordu. Klasik müzik ve pop müziğin bazı benzerlik ve farklılıklara gelirsek eğer: 

• Klasik besteciler, öğrenmesi ve yapması daha zor ve komplike melodiler kullanır. Bu nedenle çıkan parça besteci için oldukça ödüllendiricidir. Pop sanatçıları ise eksperiyetle tekrarlanan kısa ve basit melodik dizeler kullanır. Bu sayede şarkı daha akılda kalıcı olur. 

• Sıradan bir Bach parçasında düzinelerce farklı akor bulunabilirken pop müzikte akorlar, klasik müziğe göre çok daha öngörülebilir ve tekrarlıdır. Şarkıyı akılda kalıcı yapan özelliklerden biri de budur. -Klasik müzik bestelerinin çoğu toplumda nüfuzlu ve asil sınıflar için bestelenirken pop müzik parçalarında daha fazla kitleye hitap edilip daha fazla plak satmaya çalışılır.

• Pop müzik genellikle tonaldır ve oldukça türevlidir. Belirli akor dizileri pop müziğe sıkı sıkıya bağlıdır ve böyle olması doğaldır çünkü pop müziğin akademik olma kaygısı yoktur.

Klasik müzik ve blues

Blues müzik, Afrikalı-Amerikalı topluluklardan ve 1890’ların Güney Amerika’sının siyah kültürel erime potasından ortaya çıkan müzik biçimine ve müzik türüne verilen addır. Blues terimi muhtemelen şiddetli alkol yoksunluğuna eşlik edebilen yoğun görsel halüsinasyonlar için 17. yüzyıl İngilizcesi “mavi şeytanlar” ifadesinden kaynaklanmaktadır veya birçok Batı Afrika kültürü tarafından yas tutanın kıyafetlerinin talihsizlik ve acıyı belirtmek için maviye boyandığı yas törenlerinde kullanılan mavi çivit mavisini içeren mistisizmden türetilmiştir. İlk görüşü destekler nitelikte olarak “mavi”, 1800’lerde, “sarhoş” için kullanılan argoydu ve “mavi” ile içki içmek arasındaki bağlantı bugün hâlen Colorado, Illinois, Indiana, Iowa, Louisiana, Maine, Minnesota, Missouri gibi bazı eyaletlerde kullanılan “mavi yasalar” ile korunmaktadır. Tarlalarındaki yorucu çalışmaları sırasında, siyah köleler, işlerinin angaryasına ritim vermek için bir “çağrı ve yanıt” şarkı söyleme yöntemi geliştirdiler. Şarkıları, eldeki görevin ritmine göre doğaçlama yaptılar. Baş şarkıcı, başka bir şarkıcıya zaman vermek için bir satırı iki kez tekrarlardı. Sömürgeciler, birçok Afrika dili tonal olduğu için davulcuların konuşmayı taklit edebildiğini fark etmediler. Üstünde durulması gereken bir başka husus da Afrikalılar’ın Afro-Amerikalı olurken, dillerinden ve dinlerinden sıyrılmış olsalar bile etik ve estetiklerini sürdürmeleridir. Bu değerleri yabancı bir dünyaya aktarmaları ve ırksal ve kültürel sınırları aşan yeni bir müzik yaratmışlardır.

Kökeni iyi belgelenememiş olan blues müziğin Amerika İç Savaşı’ndan sonra Mississippi’de geliştiği düşünülüyor. Blues; kilise müziği, ragtime, saha bağırışları, halk ozanlarının gösterileri ve beyaz nüfusun halk müziğinden etkilenmiştir. Kırsal olarak blues, Mississippi’nin yanında Georgia ve Carolina ile Texas olmak üzere üç ana bölgede gelişmiştir. Georgia ve Carolina’ın blues müziği netliği ve ritmin düzenliliği; Texas’ın blues müziğitek telli seçilmiş arpejlerden oluşan esnek gitar hatlarının eşlik edişi, net şarkı söylemesi; Mississippi’nin blues müziği vokalinin konuşmaya benzeyişi, gitar eşliğinde ritmik ve vurmalı oluşu, genellikle bir slayt veya darboğaz kullanılışı ile öne çıkmıştır. Georgia ve Carolina bluesu diğerlerinden daha melodik, Mississippi bluesu ise üç stil arasında en yoğun ve en etkili olandı.1873 yılında Alabama’da, müzik aletlerini yasaklayan kuralcı bir evde doğan William Christopher Handy, gizlice gitardaki yeteneklerini geliştirirken bir yandan da ilk grubunda trompet çalabilmek için aşırı gayret sarfediyordu. Hem müzisyen hem de müzik öğretmeni olmadan önce birtakım garip işle de uğraşmıştı. Handy’nin “Bluesun Babası” unvanını kazanışı ilginç bir hikayeye dayanır: Handy, gecikmiş bir treni turda beklerken, yakınlarda şarkı söyleyen ve gitar çalan bir adamın sesini duydu. Adam bıçağının ucunu tellere bastırıyor, üç akor dizisi boyunca kayan kromatik notalar üretiyordu. Handy için sıkıcı gibi gözüken bu yolculuk bir anda “perili” bir hâl almıştı. Handy hemen bu üç akor boyunca hareket eden 12 barlık şarkı yapısını düzleştirilmiş “mavi notalar” kullanarak kopyaladı. Vokal kısmı ise tekrarlanan ve üçüncü bir satırla cevaplanan dört çubuktan oluşuyordu. Bu keşif zamanla bugün bildiğimiz şekliyle blues müziğe dönüşecekti. Handy, daha sonra bir kampanya şarkısı için nota olarak yazılan ilk blues şarkısı olan Memphis Blues’u yayınladı. Yeni oluşundan dolayı şarkı garipti, aynı zamanda çok tutmuştu. Klasik müzik ve blues müziğin benzerlik ve farklılıklarına gelecek olursak eğer

• Blues sözleri genellikle kişisel sıkıntılarla uğraşırken, müziğin kendisi, kendine acımanın çok ötesine geçer. Blues aynı zamanda kötü şansın üstesinden gelmek, ne hissettiğini söylemek, hayal kırıklıklarından kurtulmak ve sadece eğlenmekle ilgilidir. -Blues müzik, özellikle Chicago’da, hâlâ çok sevilen bir tür olsa da “en popüler” olmaya uzak bir aday. 

• Blues müziğin iki temel bileşeni olan lirik (veya vokal) form ve harmonik form günümüzde “blues” olarak tabir ettiğimiz müzik türünü yapmak için beraber çalışır. -Çok sayıda Afrikalı-Amerikalı, başarısız yeniden yapılanma, kasvetli ekonomik koşullar, Güney’deki baskı ve 1915 ile 1940 arasında Kuzey’de daha iyi muamele umudu nedeniyle Güney’i terk ettiğinden, blues da onlarla birlikte yayıldı. 

• Blues’un temelini 5 tonlu (penta) pentatonik gamlar oluşturuyor. Blues ile ilgili çarpıcı olan şey, minör bir pentatonik gamın notalarını bir majör anahtarda kullanabilmenizdir. Bu, klasik müzik için geçerli değildir, minörden majöre çalmak armonik bir hata olarak kabul edilir.

Klasik müzik ve barok müzik

“Kırık inci” (Kimi kaynaklarda “biçimsiz inci” ve türevleri olarak bahsedilir) Portekizce’deki (kimi kaynaklarda İtalyanca, İspanyolca veya Fransızca’dan geldiği bahsedilse de en yaygın görüş kökeninin Potekizce’ye ait olduğudur.) “barroco”dan türetilen barok, Batı Avrupa sanat döneminde 1600 yılı civarlarında başlamış ve 1750 yılında sonlanmış dönemi ifade eder.

Rönesanstan sonra kilisenin Avrupa üzerindeki siyasi etkisini önemli ölçüde kaybetmesi üzerine İtalya’dan Vivaldi, Corelli ve Frescobaldi; Fransa’dan Couperin, Charpentier ve Rameau; Almanya’dan Händel, Bach, Shutz, Schein gibi aydınlanmış besteciler barok müziğe önemli katkı sağladılar. Bunlar ve daha nice barok dönemi bestecilerinin amacı dinleyicinin duygularına nüfuz etmekti. Oldukça süslü bir tarz olan barok müziği, hem en yüksek hem de en düşük notalarda yoğun bir şekilde enstrümantaldi. Rönesans ile yeni enstrümanlar ve bu enstrümanları inşa etmenin yeni yolları vardı, bu da besteciler için artık daha geniş bir müzik yelpazesi olacağı anlamına geliyordu. Özellikle rüzgar olmak üzere yeni enstrümanlar genellikle vokallerin yerini aldı veya aynı derecede ön plandaydılar. Barok dönemi bestecileri temel olarak “basso continou”yu kullanırlar, her parçada doğaçlamada bulunurlardı. Varlıkların güzelliğinden duygusal bir etkilenim ön plandadır ve barok anlayış bu etkiyi ince ayrıntılarıyla işler. Duyguların dışa vurumu çok daha önemli bir noktaya gelmiş, önemli yeniliklerinden birisi karşıtlıkların tercih edilmesi olmuştur. 16. yüzyılın sona ermesiyle birlikte İtalyan besteciler ‘Madrigal’ adını verdikleri, şiirler üzerine yazdıkları çok sesli müzikler üzerine yoğunlaşmaya başlamışlardır. C. Monteverdi, insan sesinin kullanıldığı, koro müziğinin öncü isimlerindendir. Monteverdi’nin opera eserleri ve madrigalleri, barok dönemin ilk zamanlarının zirve noktası olmuş, daha sonra gelecek müziğe liderlik etmiştir. Barok döneminden bahsedeceğimiz zaman Duygulanım Doktrini’ne (Doctrine of Affections) de değinmemiz gerekir. Bu doktrin, bir bestenin sadece notalar ve akorlardan oluşan bir müzik parçası olmadığını, aynı zamanda bestecinin kendi duygularını notalar aracılığıyla dinleyiciye aktardığı bir duygu dili olduğunu savunur. Müziğin farklı tutkuları ifade etme ve duygusallığı ortaya çıkarmadaki dramatik gücü vurgulanır. Doktrin, besteciler arasında yerleşmeye başladığında; aşk, hüzün, sevinç, nefret gibi duygular daha sık ifade edilmeye başlandı. Alman doğumlu besteci ve teorisyen Johann Mattheson (1681-1764) tanınmış bir opera bestecisiydi ve Duygulanım Doktrin’nin önde gelen savunucularından biriydi. Klasik müzik ile barok müziğin bazı benzerlik ve farklılıklarına gelecek olursak eğer:

• Klasik müzik piyanoya aşinayken barok müzik harpsikord (klavsen) ve diğer yaylı çalgıları daha çok sever. -Klasik müzisyenler, beste yaparken bazı kurallara sıkı sıkı uymak zorundaydı ancak barok müzisyenler kompozisyon biçiminde daha fazla özgürlüğe sahiptiler.

• Barok topluluklar 20-30 oyuncudan oluşan oda gruplarının büyüklüğüne yönelirken klasik çağdaki orkestralar bu grupların 2-3 katından fazla olabilirdi.

• Oda müziği hem klasik hem de barok müzikte gelişmiş olsa da Klasik Dönem’de Yaylı Çalgılar Dörtlüsü ve Beşlisi’nin çıkışı aradaki sınırı belirler.

• Barok dönemindeki önemli yeniliklerden biri de tezatlığın tercih edilmesidir. Tek düzelik, yani her çalgıcının müziği aynı anda çalıp aynı anda bitirmesi barok dönemin yapısına hiç uygun değildir.

• Barok hem ahenkli hem de ahenksiz kombinasyonların dengelenmesini arzu ediyor olsa da bu arzuya gelecek Klasik Dönem kadar değer vermemiştir.

Viyana üçlüsü

(Klasik müzik sanatçıları) Şimdiye dek; müziğin ne olduğundan, tarihinden, insanlara ve canlılara katkılarından ve klasik müzikten bahsettik. Şimdi ise klasik müziğe hizmet etmiş, başka bestecileri etkilemiş ve zati çokça tanınan “Viyana Üçlüsü”nden bahsedeceğiz.

Wolfgang Amadeus Mozart, tam ismiyle Johann Chrysostom Wolfgang Amadeus Mozart, 27 Ocak 1756 yılında Avusturya Salzburg’da doğdu. Mozart, kendini en çok Wolfgang Amadé veya Wolfgang Gottlieb diye çağırırdı. Mimar ve mücellitleri de içeren güzel bir aileden gelen babası, Leopold, Mozart’ın doğduğu yıl yayınlanmış olan ünlü bir keman çalma el kılavuzunun yazarıydı. Annesi, Anna Maria Pertl, yerel yönetimde aktif orta-sınıf bir ailenin kızıydı. Ablası, Anna Maria (Nannerl) ile Mozart doğan yedi çocuktan hayatta kalan ikisiydi. Mozart, döneminin tüm müzik türlerinden eserler çıkardı¹. Bu formlar yeni değildi, ancak Mozart bu türlerin gelişmişliklerini ve aktarılan duyguların azami seviyelerini ilerletti. Klasik piyano konçertosunu neredeyse tek başına geliştirdi ve popüler hale getirdi. Büyük ölçekli ayinlerin yanı sıra danslar, eğlenceler, serenatlar ve diğer hafif eğlence biçimleri de dahil olmak üzere çok sayıda dini müzik yazdı. Mozart, başka müziklerin püf noktalarını özümseyerek kendi müziğine uyarlamak gibi bir yeteneğe sahipti. Çocukken, Londra’da, Alman besteci J. C. Bach² ile tanıştı. İtalya’da, her ikisinden de pratiğini geliştirmek için ilham aldığı İtalyan uvertürü ve opera buffasıyla karşılaştı. Mozart olgunlaştıkça devamlı Barok türünden uyarladığı özellikleri kendi müziğine entegre etmeye başladı. Son on yılında ise kromatik uyumu sık sık kullandı. Haydn ve Beethoven ile Viyana klasik okulunun başarısını zirveye taşıdı. 5 Aralık 1791 yılında, 35 yaşında, öldü.¹ Mozart; piyano sonataları ve konçertoları, opera çalışmaları, keman konçertoları, dini müzikler, senfoniler dahil olmak üzere ömrüne 600’ün üzerinde çalışma sığdırmıştır.²

Johann Christian Bach. Mozart’a etki eden ve belli bir süre öğretmenliğini yapmış olan Alman besteci. Johann Sebastian Bach’ın en küçük oğludur. 

Ludwig van Beethoven, 1770 yılında Almanya’nın Bonn kentinde bir saray müzisyeninin oğlu olarak doğmuştur. Babası, Johann van Beethoven, Leopold ve Mozart’ın performanslarından haberdardı ve kendi oğlunun da böyle olmasını istiyordu. Beethoven’ın ilk öğretmeni olan babası onu uzun saatler boyunca odasına kapatır ve piyano çalmasını isterdi. İlk halka açık performansını daha sekiz yaşında sergilemiştir. Beethoven, ilk parasını aynı zamanda kendisine bestecilik dersleri vermiş olan ve ilk bestesi WoO 63’ü de yayınlamasını sağlayan Christian Gottlob Neefe’in¹ yanında asistanlık yaparak kazanmıştır. Beethoven’ın hayatı erken, orta ve geç olmak üzere üç döneme ayrılır. Mozart ile çalışma umuduyla Viyana’ya giden Beethoven kısa bir süre sonra annesinin hastalandığı haberini alır ve aynı yıl, Beethoven 17 yaşındayken, annesi ölür ve kardeşlerine bakmak üzere beş yıl Bonn’da kalır. Bu beş yıllık sürenin ardından erken dönem başlar.

Erken Dönem Beethoven: 1792’de Viyana’ya taşındı, böylece hemen hemen 1800’e² kadar sürecek olan erken dönem başlamış oldu. Viyana’da, Joseph Haydn’ın yanında çalışırken piyanist olarak ünlense de sonradan yaptığı bestelerle bu unvan değişti. Soylu anılmak için piyanodaki yeteneklerini kullandı. Beethoven’ın duyma yetisi bu dönemde körelmeye başlamış olsa da bunu uzunca bir süre etrafındakilerden gizledi. Her ne kadar Romantik Dönem’in babası olarak bilinse de ilk dönemlerindeki bestelerin çoğu Haydn ve Mozart’ınkiler gibi klasik idi. Müziği genellikle dramatik, bazı zamanlarda abartılı ve aşırı dinamiklerle harmanlanıyor olurdu.

Orta Dönem: Kahraman Dönem’i³ olarak da bilinir. Böyle denmesinin sebebi ise bu dönemin Beethoven açısından oldukça üretken geçmiş olmasıdır

Beşinci senfoni, keman konçertosu, Eroica⁴ ve Fidelio⁵ operası bu dönemde bestelenmiştir. Beethoven artık daha cesur ve bireysel tonları daha çok kullanan biridir. Beethoven; parçaları uzun tutuyor, tekniğini geliştiriyor ve maksimum etki için imaları üstünde çalışıyordur.

Geç Dönem: Beethoven, sağırlığından ve hastalığındandolayı içine kapanık bir hâle bürünür. Viyana’daki politik ve ekonomik değişikler de Beethoven’ın yavaşlamasını sağlayan etmenlerdendi. Lâkin kimilerine göre bu geç dönemde çıkmış olan 9. senfoni⁷ ve Missa Solemnis gibi eserler Beethoven’ın en iddialı ve harika eserleri olarak görülmektedir. Bu döneme ait eserler entelektüel derinlikleri, biçimsel yenilikleri ve yoğun, son derece kişisel ifadeler barındırır. Bölüm sayıları ve düzenlemeleri Beethoven tarafından yenilenmiştir. Beethoven, 26 Mart 1827 yılında ölmüştür. Ölümünden sonra, Viyana’daki apartmanında, bulunan aşk mektubunda “Ölümsüz Sevgili” ifadesi geçer ancak kim olduğu bilinmez.

¹: Alman opera bestecisi ve şefi olan Neefe aynı zamanda Leipzig Üniversitesi’nde (Leipzig, Saksonya, Almanya) hukuk okumuştur.
²: Bazı kaynaklar Erken dönemin sonunu 1800, bazıları 1802 olarak belirtir.
³: İngilizcede “Heroic Period” olarak kullanımı yaygındır. Beşinci senfoni, Eroica ve Fidelio dışında pastoral senfonileri olduğu için (en ünlü pastoral şiiri için bkz: 6. Senfoni) bazı kesimler Kahraman dönemin bir kısmını “kahraman” kabul etmez.
⁴: Beethoven, Avrupa’ya demokrasiyi getireceğini düşündüğü için Eroica’yı Napolyon’a adamıştır. Napolyon kendini imparator ilan edince (1804) adama geri çekilmiştir.
⁵: Fransız Devrimi sırasında yaşanmış Leonore isimli bir kadının hikayesine dayanan bu opera, Beethoven’ın tek operasıdır.
⁶: Beethoven’ın ölümüne dair en yaygın görüş sirozdan öldüğüdür.
⁷: 9. senfoninin bitiş bölümü olarak bestelenmiş olan Neşeye Övgü (Ode to Joy) kısmı Avrupa Birliği marşı olarak kullanılır.
⁸: Antonie Brentone ve Josephine van Brunswak “Ölümsüz Sevgili” için olabilecek en güçlü isimlerdir. Ancak bu kişiler hâlen sadece adaydır.

Franz Joseph Haydn, 31 Mart 1732’de Avusturya’nın Rohrau şehrinde doğmuştur. İlk müzik izlenimlerini babasının türkü söyleyişlerinden ve arp çalışından almıştır. Babası Mathias da annesi Maria da müzik eğitimi almamıştı ancak Mathias gençken kendi kendine arp çalmayı öğrenmişti. Mathias ve Maria oğullarına bahşedilmiş müzik yeteneğinin farkında olsalar da Haydn’ın, Rohrau’da kaliteli bir müzik eğitimi alamayacağını biliyorlardı. Haydn altı yaşına geldiğinde, Hainburg’da okul müdürlüğü ve koro yönetmenliği yapan uzak akrabaları Johann Matthias Franck, Haydn’ın müzisyenlik üzerine eğitilmesi için kendi yanında çırak olarak kalmasını teklif etti. Haydn, Franck’ın yanına gitti ve bir daha ailesiyle yaşamadı. Haydn, ilk müzik öğretmeni olan Franck’ın yanında; okuma, yazma, aritmetik müzik¹ derslerini görürken diğer yandan her pazar şarkı söyler ve resmi bayramlarda bölge kilisesinde kilise müzikleri söylerdi. İki yılın ardından, Haydn sekiz yaşına geldiğinde, Viyana’daki ünlü St. Stephen Katedrali’nin yöneticisi Georg von Reutter’un dikkatini çekmişti. Ailesinin de izniyle Viyana’ya giden Haydn, burada erkek kardeşi Micheal ile birlikte dokuz yıl kaldı² ve bu süreçte solo şarkı söylemenin, koro sesi olmanın ve orkestraya eşlik etmenin temel prensiplerini özümsedi. Aynı zamanda şan, keman ve piyano konusundaki yeteneklerini de geliştirdi. 1750’li yıllarda ilk olarak Kont Karl von Morzin’in yanında çalışmaya başladıysa da Kont’un maddi durumunun kötüleşmesi üzerine işsiz kaldı. Hayatını, dersler vererek ve kilise müziğine kemancı, orgcu ve şarkıcı olarak katılarak kazanıyordu. 1752 yılında, İtalyan şan öğretmeni ve besteci Nicola Porpora’dan³ önceki bestelerinde eksik olan dizgi sanatını öğrendi.

Haydn, 1761 yılında asil Macar ailesi Esterhâzy’nin hizmetine girdi. Önce Prens Paul Esterhâzy’ye, 1762’de onun ölümünden sonra da Prens Nicholas’a hizmet etti. Burada 30 yıl geçiren Haydn’ın hayatı oldukça üretkendi. İlk başlarda kondüktör⁴ iken sonralarda Prens Nicholas Esterhâzy’nin yeni bir malikane açması ve Gregor Werner’in⁵ ölümünün üzerine orkestra şefi (Kapellmeister) oldu. 12 müzisyenden oluşan bir orkestra ile bir grup şarkıcıyı yönetmekte olan Haydn’ın görevleri; her hafta iki opera ve iki konçertoyu hazır hâle getirmek, Pazar Ayinleri için hazırlanmak ve müzik üzerine istenebilecek her türlü şeyi yerine getirmekti. Esterhâzy Ailesinin müzik ihtiyaçlarını karşılamak için hemen her türde eser vermişti. Senfonileri ve yaylı dörtlüleri önemli bir başlangıç noktası oluşturmuş, onun izinden giden Mozart ve Beethoven’a gerçek bir öğretmen olmuştur. Bu 30 yılı değerlendirdiğimizde Haydn’dan etkilenmemek elde değil. 1770’e geldiğimizde Haydn’ın dilinin zenginleştiğini ve 40 senfoni, çokça konçerto ve opera, org müziği bestelemiş olduğunu görürüz. 1771 ve 1780 yılları arasında müziği ciddileşti, derinleşti ve önüne yeni yollar çıkardı. Son zamanlarında Haydn’a hizmetçileri tarafından çok iyi bakılmış, çok sayıda ziyaretçi ve halk nişanı almıştır. Hastalığı sırasında İmparatorun İlahisi’ni çalarak kendini teselli etmişti. Mayıs 1809’a gelindiğinde ise Napolyon komutasındaki Fransız ordusu Viyana’ya bir saldırı başlattığı ve 10 Mayıs’ta mahallesini bombaladığı için, son günleri pek sakin geçmedi. 26 Mayıs’ta Haydn, İmparatorun İlahisi’ni alışılmadık bir zevkle üç kez çaldı. Aynı akşam yere yığıldı ve ölüm döşeğinde olduğu anlaşıldı. 31 Mayıs 1809’da, 77 yaşında, kendi evinde öldü.

¹: Archytas’a göre müziğin üç anlamından biridir. Şarkı söyleme, piyano ve keman dersleridir.
²: Ergenlikte sesin değişimi nedeniyle ayrılmak zorunda kalmıştır.
³: Nicola Antonio Porpora (1686-1768), İtalyan bir besteci ve şarkı öğretmeniydi.
⁴: İngilizcede “Vice kapellmeister” olarak bilinir, ayrıeten müzik terimi olarak şef de denir.
⁵: Avusturyalı besteci Gregor Joseph Werner (1693-1766), Esterhâzy ailesinin Haydn’dan önceki orkestra şefiydi.
⁶: Haydn 1790’ların başında Londra’yı gezdiğinde, özellikle İngiliz marşı “God Save the King”in görkemli seslerinden etkilendi ve marşı olmayan Avusturya’nın da aynı derecede etkileyici bir şeyi hak ettiğine karar verdi. Daha sonra Lorenz Leopold Haschka’nın “Gott erhalte Franz den Kaiser” (“Tanrı İmparator Franz’ı Korusun) sözlerine bir ilahiyi hazırladı ve bu marş bir yüzyıldan fazla bir süre Avusturya marşı olarak hizmet etti.

Kaynaklar

Total
0
Shares
2 comments

Leave a Reply

Previous Article

Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB)

Next Article

Periaqueduktal Gri (PAG)

Related Posts
Total
0
Share