Follow
Subscription Form

Bal Arılarının Biyolojik ve Sosyal Özellikleri

Merhaba, bu makalede arıların evriminden, anatomilerden, toplama ve tozlaşma faaliyetlerinden, kovan içi aktivitelerinden, hiyerarşiden, nasıl iletişim kurduklarından ve ekosistemdeki yerlerinden bahsediyoruz. Bu makaleyi okuyarak bu konuda yetki bilgiye sahip olabilirsiniz.

Arıların evrimleri ve taksonomileri

Günümüzde 20,000’i aşkın (bazı kaynaklarca 25,000) arı türü bilinmektedir ve her yıl yeni türler keşfedilmektedir. Arılar, yaban arıları ve karıncalarla beraber Hymenoptera takımında ve Apidae familyasında bulunurlar ki bu da onları kuzen yapar. Modern arılar, günümüzden 120 milyon yıl önce yaşamış eski yaban arılarından (eşek arıları) evrimleşmişlerdir. Bu arılar oldukça yırtıcıydı ve çiçeklerden polen yemeye evrimleşmeden önce böcek yerlerdi, yani etoburlardı. Şu andaki arıların yoğunluklu olarak nektar (enerji için) ve polen (protein ve sağladığı diğer besleyiciler için yerler, polenler ayrıca larvalar için besin olarak kullanılır ve tozlaşma sağlanır) içeren bir diyete sahip olmalarının asıl sebebi ise çiçeklerle beraber karşılıklı evrim geçirmiş olmalarıdır. Şimdi, hikayeyi biraz daha geri saralım: Arılar ve diğer uçan böcekler diyetlerine polen yemeyi eklemeden önce tahmin edebileceğiniz gibi bitkiler için üremek oldukça zordu. Eski bitkilerin ve şu anki bitkilerin hâlâ kullandığı bir çözüm olarak rüzgar görülebilir. Ancak bu yöntem verimsizdi ve şans üzerine kuruluydu. Çünkü polenler yere düşüp israf olabilirlerdi. Daha önce de bahsettiğimiz gibi polen besleyici bir maddedir. Bu sebeple bazı kanatlı böcekler polen yemeye başladılar ve bazıları bu işte uzmanlaştı. Uzmanlaşan böcekler daha fazla polen bulabilme amacıyla çiçekten çiçeğe uçarken kıllarına veya eklemlerine takılan bazı polen tanecikleri başka çiçeklerin dişi organlarına düşerek onları dölledi. Böcekler sayesinde tozlaşmış oldular ve bitkilerle bu tozlayıcı böceklerin (diğer ismiyle tozlaştırıcılar) karşılıklı evrimlerinin (EN: coevolution) ilk adımları atılmış oldu. 

Myanmar’da bulunmuş yaban arısı fosili, modern arılarının en yakın akrabalarından biridir.

Sonrasında böcekler sayesinde tozlaşabilen bitkiler arasında rekabet başladı. Cinsel seçilim etkisiyle bitkiler, tozlayıcıların dikkatini çekebilmek için taç yaprakları geliştirdiler, farklı renklere ve desenlere büründüler, nektar üretmeye başladılar. Hepsi daha fazla tozlayıcının dikkatini çekip daha fazla üreyebilmek içindi. Diğer yandan böcekler de evrimleşiyorlardı. Örneğin kelebekler ve bazı sinekler, daha fazla enerji alıp daha fazla çiçeğe konabilmek için nektarları daha etkili bir şekilde toplamalıydılar. Bu yüzden nektar emebilecekleri uzun ve boru şeklinde olan ağız parçaları geliştirdiler. “Hortum” (EN: probocis) denilen bu parçalar günümüzde hâlâ gözlemlenebilir. Kelebekler bu yönde bir evrim geçirmiş olsalar da bu karşılıklı evrimdeki en dominant grup arılardı. Peki, arılar tam olarak nasıl etçil diyetlerinden otçul diyete, genellemeyi bir kenara bırakırsak hepçil diyet, geçiş sağladılar? Öncelikle unutmamak gerekir ki eski yaban arıları yırtıcıydı, av yakalar ve onlarla yuvalardaki küçük kurtları, larvaları, beslerlerdi. İşte arılar da eskiden Sphecidae, şimdilerdeyse Crabronidae’ye taşınmış olan bu yırtıcılardan evrimleşmişlerdir. Bu yaban arıları yaprak bitleriyle, çekirgelerle, çok çeşitli böceklerle ve örümceklerle beslenirlerdi. Bir noktada Sphecidae yaban arıları artık yuvalarını böcek ölüleri ile değil polenle doldurmayı denemiş olmalılar. Polen protein açısından zengin olduğu için, özellikle avın az olduğu kurak zamanlarda iyi bir besin takviyesi sağladı. Bu sayede ilk kez larvalar polenle beslendi ve arılar bu larvaları protein dolu polenlerle besleyebilmek için polen toplamaya göre evrimsel nitelikler kazandılar. Yaban arıları ise yavrularını tamamen polenle beslemek için evrimleşen ilk arı olmuştu. Bu ayrıca arıların neden uçan böceklerin çiçeklerle olan karşılıklı evrimlerinde dominant bir tür olduğunu da açıklar nitelikte.

Bal arısının anatomisi

Bal arıları kafa bölümü, toraks bölümü ve karın bölümü olmak üzere üç kısımdan oluşmuştur. Buradaki organları ve yapıları detaylıca ele almak gerekirse:

Arılarda kafa(Head) – toraks(Thorax) – karın(Abdomen) bölümleri

Kafa Bölümü 

Antenler (Duyargalar): Bal arılarının antenleri çok işlevlidirler. Bal arılarının antenlerinde bulunan saç benzeri mekanoreseptörler sayesinde hava parçacıklarının hareketi algılanır ve işitme sağlanır. Yani bal arılarının (ve diğer birçok arının) antenleri, aslında kulaklarıdır! Unutmayalım ki ses dediğimiz şey bir titreşimdir, yani algılanabilmesi için illaki kafanın yanında kulak olması zorunlu değil. Antenler ayrıca 170 koku alıcısıyla (İnsanlarda 400) koku almayı da sağlar ancak kokuyu algılayabilen tek parça antenler değildir. Tat alma ve dokunarak iletişim de görevleri arasındadır. 

Bileşik Gözler: Bal arılarının beş gözünden ikisi bu gözlerdir. Bal arısına bakarken gördüğünüz büyük gözler yine bu gözlerdir. Her bileşik göz, birçok göz ünitesinden oluşur. Bu birimler ayrı bir görüntü alır ve bilgiyi tek bir görüntüde birleştirildiği beyne iletir. Bu süreç aynı zamanda bal arısının dünyayı polarize ışıkta görme yeteneğine de yardımcı olur. Polarize görüş, bir çift güneş gözlüğüne bakmak gibidir. Bu tür bir görüş, arıların daha hızlı gezinmesine ve bilgileri işlemesine olanak tanır ve gözlerini gün ışığının sertliğinden korur. Dünyayı kutuplaşma yoluyla görmek, arılara onları besin kaynaklarına ve kovana geri götüren bir tünel görüşü şekli verir. Ommatidia denen ve her biri fotoreseptör, destek ve pigment hücre gruplarını içeren küçük yapılarda yine kafa kısmında bulunur. Bileşik göz kraliçe arıda 3.000, işçi arıda 4.000 ve erkek arıda 8.000’den fazla basit gözün birleşmesinden meydana gelmiştir. 

Basit Gözler: Bal arısı üç basit gözünde UV ışığını toplayan tek bir merceğe sahiptir. UV ışığı, arının polenin yerini karanlık bir nokta olarak görmesini sağlar, böylece nereye konacaklarını bilirler. Basit gözlerin her biri binlerce küçük üniteden oluşmaktadır.

Bal arısı gözleri: A-İki bileşik göz, B-Üç basit göz.

Tükürük Bezi: Tükürük bezlerinin birçok işlevi vardır. Hipofaringeal bez gibi, tükürük bezleri de arı sütü üretmek için gerekli olan bazı bileşikleri üretir. Tükürük bezleri, şekeri eritmek için kullanılan sıvıyı üretir ve ayrıca vücudu temizlemek ve koloninin kimyasal kimliğine katkıda bulunmak için kullanılan bileşikleri üretir. İşçi bal arılarında tükürük bezi, kafada ve göğüste olmak üzere iki bez halinde gelişir. 

Hortum: Daha önce uçan böceklerin ve çiçeklerin karşılıklı evriminde değindiğimiz hortum, bal arılarında da karşımıza çıkmaktadır. Bolca şeker içeren nektarın toplanmasında ve kraliçenin tüylerini temizlenmesinde kullanılan hortum, insan diline benzetilebilir ancak insan diline daha çok benzeyen glossa sadece arılarda değil, diğer böceklerde de bulunur. Hortum arıya göre oldukça uzundur. Hortum esas olarak nektar, su ve bal gibi sıvıları kovan içinde emmek, diğer arılarla yiyecek alışverişi yapmak ve ayrıca nektardan suyu çıkarmak için kullanılır. 

Mandibulalar: Bal arılarının çeneleridir. İşçi arıların çeneleri (Dişi), kraliçe arıdan ve dronlardan (Erkek) farklıdır. Kraliçe arı ve dronlar ısırmaya, kesmeye yardımcı olması için evrimleşmişken işçi arıların çeneleri balmumu üretimine yardımcı olması için daha düz olmaya evrimleşmiştir. Mandibulaların altında gıda maddelerini tutabilen Maxilla (Arthropod mouthparts) bulunur. 

Labrum: Diğer ağız kısımlarını kısmen kaplayan ve ön dudak görevi gören kısa, geniş bir kanatçıktır. 

Beyin: Her ne kadar küçük olsa da yüksek kapasiteye sahiptir. Beynin ortasındaki önemli bir bölgeye “Mantar gövdesi” denir çünkü kesiti iki mantarı andırır. Bu alanın koku alma, öğrenme ve kısa süreli hafıza oluşumunda yer aldığı bilinmektedir ve son zamanlarda böceklerde uzun süreli hafıza oluşumunda da önemli olduğu gösterilmiştir.

Toraks

Göğüs: Bal arısının orta bölümüdür ve öncelikle hareket etmeye odaklanır. Göğüs altı bacak ve iki çift kanattan oluşur. Göğüs kafesindeki kaslar, arının uçuş sırasında kanatların hareketini kontrol etmesini sağlar. 

Kanatlar: Kanatlar, kitinleşmiş damarlarla desteklenmiş çok ince zar şeklindedir ve arka kanatta bir sıra kanca ile birbirine bağlanan iki çift halinde düzenlenmiştir. Ön kanatlar arka kanatlardan çok daha büyüktür, ancak ikisi de uçmaya yardımcı olur. Kalkış, yukarı ve aşağı vuruşlar sırasında her bir kanada pervane benzeri bir bükülme verildiği için gerçekleşir. Uçuşta arka kanatlardaki kanca sayesinde ikisi birlikte çalışır, uçuşu yönlendirmeyi de sağlarlar. 

Bacaklar: Bal arısının altı parçaya ayrılan üç çift bacağı vardır ve bu onları çok esnek kılar. Ön bacaklar antenleri temizlemek için özel olarak tasarlanmıştır, arka bacaklar ise polen sepeti adı verilen polen birikimine ayrılmış bir bölüme sahiptir. Her bacakta kavrama için pençeler ve arının kaygan yüzeylere inmesine yardımcı olmak için yapışkan pedler bulunur. Arıların bacaklarının uçlarında da tat alıcıları bulunur. Arının orta bacakları üzerinde polen fırçası denilen sert tüyler bulunur. Bunlar çiçeklerde bulunan polenin göğüsten ve ön bacaklardan arka bacaklara aktarılmasını ve arka bacaklarda bulunan polen sepetine toplanmasını sağlar. İşçi arının kovandaki diğer arılardan farklı, özel taraklar ve polen presi içeren arka ayakları vardır. Bunlar polen ve propolisi kovana geri taşımak, toplamak, paketlemek ve taşımak için kullanılır. 

Polen Sepeti (Korbikula): Arının arka ayaklarında bulunur ve içbükey bir yapıyı çevreleyen tüylerden oluşur. Bir arı bir çiçeğe ziyarete gittiğinde, kendisini tarar ve vücuduna yapışan polenleri arka ayaklarına doğru fırçalar. Daha sonra poleni polen sepetine saklar. Uçuş sırasında poleni bir arada tutmaya yardımcı olmak için biraz nektar karıştırılır. Son olarak, polen sepetindeki tüyler hepsini yerinde tutar.

Bacakları ve polen sepeti dolu bir bal arısı ve Meksika yıldızı çiçeği (Cosmos bipinnatus)

Karın

Üreme organları: Kraliçe arılarda karın, çiftleşme uçuşları sırasında ve yumurtaları döllerken yumurtlarken toplanan spermleri depolamak için kullanılan spermateka’ya sahiptir. Kraliçenin yumurtalıkları 1-2 hafta arasında olgunlaşarak yumurta üretmeye başlayacak ve ölene kadar yumurta bırakmaya devam edecektir. Erkek arılardaysa iş farklı. Onların cinsel organları boşalma tamamlandıktan sonra patlar ve arı ölür. Yani, erkek arıların hayattaki temel gayeleri üreme davranışını gerçekleştirdikten sonra ölmektir.

Kalp: Memelilerden farklı olarak bal arıları ve böceklerin açık dolaşım sistemi vardır, yani kanları damar veya atardamar gibi tüplerde bulunmaz. Böceklerdeki kan veya hemolenf, vücut boşluğunda serbestçe akar ve kalp yoluyla pompalanır. Arıların kalbi, ostium adı verilen valflerle birbirine bağlanan karıncıklardan oluşur. Kalp, kalp açıklıkları sayesinde hemolenfi tüm vücutta hareket ettirmeye yardımcı olmak için pompalayan bir tüp gibi davranır. 

Ballı Mide: Bal arılarında nektar taşımak için kullanılan bir saklama kesesidir. Bal midesi bu bölgeden sıvıların vücuda girmesini engellemek için sertleştirilir. Proventrikül ise nektar ve katı maddelerin akışını kontrol edebilen, bal arısının ön bağırsağının veya bal midesinin daralmış bir kısmıdır. Bu, bal arılarının nektarı bal midesinde sindirilmeden depolamasını sağlar. 

İğne: Arının karnının ucunda bulunan ve zehir enjekte etmek için kullanılan keskin bir organdır, arının tek gerçek savunma hattıdır. Bal arıları yalnızca tehdit edildiklerinde son çare olarak sokarlar çünkü iğnelerini kullandıktan sonra genellikle ölürler. Bir kovandaki üç tür (Kraliçe, işçi, erkek) arıda iğne farklılıkları vardır:

1-İşçi: İğne dikenlidir ve insan derisine takıldığında, arı kendini kurtarmak için çabalarken yırtılır. Bu genellikle işçinin ölümüyle sonuçlanır.

2-Kraliçe: Bir kraliçenin iğnesinin dikeni yoktur ve bu nedenle onu kaybetmeden tekrar tekrar sokabilir. Lâkin kraliçe arının sokmasına az rastlanır.

3-Erkek: İğneleri yoktur.

İşçi arının genel yapısı ve diğer arılar ile karşılaştırması

Bal arısının bir günü

Bal arıları polenleri nasıl toplar?

Bal arıları doğal tozlayıcılardır, günlerini çiçekten çiçeğe polen taşıyarak geçirirler. Bu olay doğaya katkı sağlarken koloninin üretkenliğini ve başarısını arttırır. Bal arıları ayrıca, başta larvalar olmak üzere, koloninin beslenmesini sağlamak için de polen toplarlar. Çünkü polen bal arılarının hayatında büyük yer kapladığı için poleni etkili bir şekilde taşımalılardır. 

Bal arısının bir günü

Toplama ve tozlaşma

Polen toplamanın birçok farklı yolu vardır. Diğer tozlayıcı türler belirli bir bitki türüne yapışırken, bal arıları daha az seçicidir. Polilektik tozlayıcılardır, yani nektar toplarken çeşitli çiçek türlerini ziyaret ederler. Bir bal arısı çiçekten çiçeğe giderken, vücudundaki kürk polenleri toplar. Bu polen daha sonra arı ile hareket eder ve bir sonraki çiçekte bırakılır, böylece bitkilerin tozlaşmasını sağlar. Arılar polen aramasalar bile çiçekleri bu şekilde tozlaştırırlar. Sadece nektara ihtiyaç duyan bir çiçeği ziyaret ederlerse, polen onlarda kalır ve bitkiden bitkiye gider. 

Kovan için toplanma

Arıların çiçekler arasında polen taşıdığını biliyoruz, peki bal arıları kovan için polenleri nasıl toplar? İşlem aynı şekilde başlar: Bir bal arısı çiçekler arasında uçar ve polen vücudundaki kıllara yapışır. Bu kez, polenin ziyaret ettiği bir sonraki çiçeğe taşıyıp oraya aktarmak yerine, poleni arka ayaklarına doğru iletmek için bacaklarını kullanır. Burada polen sepeti polenleri toplar ve tutar. Bu polen sepetleri dolduğunda, işçi arı, larvaları beslemek için polenleri saklamak üzere kovana geri döner, daha sonra kovanı yeni çiçek gezintileri yapmak üzere terk eder.

Arı kovanı hiyerarşisi ve aktiviteleri

Kovanların her birinde yaklaşık 50.000 arı vardır. Her kovanın bir kraliçesi ve her dron arı için 100 işçi arısı vardır. Kraliçenin tek işi üremedir, dron arının işi ise kraliçeyle çiftleşmek. İşçi arılar diğer her şeyden sorumludur: nektar toplamak, bal üretmek, kraliçeye ve larvalara bakım, kovanı temiz tutmak ve kovanı ve balı korumak. 

Kraliçe arı – Dron (Erkek) arı – İşçi arı

Kraliçe Arı: Kraliçeler kovanın merkezindedir. Kraliçe arının hayatı yalnızca üreme odaklı özverili bir hizmete adanmıştır. Kraliçe arı olmak bir şans meselesidir. Yani kraliçe arılar doğuştan kraliçedir. Kraliçeler, kraliçe olurlar çünkü yumurtalarında kraliçe yetiştirmek için var olması gereken özel hücrelere sahiptiler. Diğer dişi arılardan daha fazla arı sütüyle beslenirler ve bu sayede daha hızlı ve verimli bir şekilde büyürler. Kraliçe olmadan, kovandaki yaşam kaotik hale gelmektedir. Kraliçesiz kovan düzeni bozulmuş haldedir. İşçi arılar nektar ve polenleri daha az beslerler ve yem aldıklarında kovana daha az geri getirirler. Kraliçe öldüğünde (veya yumurta üretimi yavaşlamaya başladığında), işçi arılar bir kez daha kraliçe hücreleri belirler ve yeni kraliçeler seçilir. 

Dron Arı (Erkek Arı): Bir dronun hayatta tek bir amacı vardır: Kraliçe ile çiftleşmek ve her dron arısı için 100 dişi işçi arı vardır. Ancak dron arıların hayatları o kadar da güzel değil. Dronlar kendilerini besleyemez ve yiyecek aramaktan acizdirler, iğneleri yoktur ve çiftleşmeden hemen sonra ölürler. Ayrıca kış aylarında yani kraliçe çiftleşmediğinde, işçi arılar kovanın dışında dron arıları idare etmez ve dron arılar açlıktan ölürler. 

İşçi Arı: Kovanı dişi arılar ayakta tutar. Bu ifade tüm işin işçi arılar (dişi) tarafından yapıldığı kovan için çok doğru bir söz. İşçi arılar üreme hariç kovandaki her işten sorumludurlar ve kovanda farklı işleri vardır. Bal üretmek, kraliçeyle ilgilenmek, kovanı korumak vs. kovandaki işlerinden bazılarıdır.

Nasıl iletişim kurarlar?

Gelelim arıların nasıl iletişim kurduklarına. Bal arıları; koku, renk, şekil, konum, taç yaprakları dokuları ve günün saati dahil olmak üzere en iyi çiçekleri bulmak için tüm yolları kullanır. Peki bir arı, diğer arı arkadaşlarına bulduğu çiçekleri anlatmak istediğinde ne yapar? Bir bal arısı, en güzel nektarlı çiçeklerin, hatta harika bir yeni ev yeri bulduğunda bunu diğer arılara nasıl söyler? Dans ederek. Evet, dans ederek. Arılar, birbirilerine dans ederek anlatmak istedikleri şeyin yönünü ve yaklaşık mesafesini söylemek için vücutlarının kovan tavanına göre açısını kullanırlar. Sonra haberi alanlar gidip burayı kendileri kontrol ederler. Arıların iletişimini sağladığı bu dans sallanma dansı (EN: waggle dance) olarak da bilinir. Bu dansa daha ayrıntılı bakacak olursak: Sallanma (Kimi çevirilerce sallantı) dansı, hedefe uçmak için gereken enerjiyi ve kat edilmesi gereken yolu anlatmayı amaçlar. Enerji harcaması (Veya mesafesi), bir devre yapmak için gereken süre ile gösterilir. Örneğin, bir arı 200 metre uzaklıktaki bir besin kaynağı için 15 saniyede 8-9 kez döner, 1000 metre uzaklıktaki bir besin kaynağı için 4-5 kez ve 2000 metre uzaklıktaki bir besin kaynağı için 15 saniyede 3 kere dönerek dans edebilir. Besin kaynağının yönü, arı hareketlerini yaptıktan sonra dansçının dansın düz kısmı sırasında karşılaştığı yönle gösterilir. Yukarı doğru bakarken dans ederse, besin kaynağı güneş yönünden yardım alınarak bulunur. Yani arılar bu dansı (İletişimi) yapmak için güneşi kullanırlar. Arı yukarı ve 60 derece sola doğru dans ederse besin kaynağı güneşin 60 derece solunda bulunabilir. Aşağıdaki görseller bu ifadeli destekler niteliktedir.

Arıların ekosistemdeki yerleri

Bu kısımda ise arıları neyin bu kadar önemli olduğunu açıklamaya çalışacağız. Doğanın onlara nasıl bir rol verdiğini detaylı bir şekilde ele alacağız. Öncelikle gerçekten de arılar bir anda yok olsaydı insanlık da yok olur muydu? Bu sorunun kendisi belirsiz olsa da evet diyebiliriz. Şimdilik bu “evet”i açıklayalım.

Neden evet?

Şunu belirtmemiz gerekir ki arılar tabii ki de ekosistemdeki tek tozlayıcı tür değiller. Ancak en önemlileri denebilir. Çiçekli bitkilerinin %70’i ila %80’i entomofildir (Bözcek tozlaşmasına dayalı). Şayet tüm arılar yok olsaydı; arılara bağımlı bitkiler tozlaşamaz (tozlaşabilenlerin de sayıları azalır), tozlaşamayan bitkiler doğal seçilimle elenir, elenen bitkilerle beslenen otobur canlıların besin ağları sekteye uğrar, bu elenen bitkilere bağımlı olan otobur canlılar elenir, aynı şeyler etobur canlılara da olur, bu şekilde besin zinciri sistematik olarak çökebilirdi. Kendi açımızdan bakarsak Dünya kesinlikle çok farklı bir yer olurdu. Arılar, tarımsal üretimin kapsamı ile ilgili olarak önemli bir rol oynamaktadır. Fakat bu önem kendini bal üretimiyle değil, daha çok tozlaşma ile gösteriyor. Etkili tozlaşma, tarımsal ürün miktarını arttırır, kalitelerini iyileştirir ve bitkilerin zararlılara karşı direncini arttırır. Bugün yediğimiz çoğu kahvaltılık, kullandığımız pantolonlar, yüksek kalitede kağıt ürünler ve havlular gibi eşyalar çok daha maliyetli olurdu veya hiç olmazdı. Bu da insan sağlığının, gelişmiş ekonomilerin ve endüstrilerin zarar görmesi demektir. Çiçekten çiçeğe polen götüren ve bu şekilde genetik çeşitliliğe katkı sağlayan arılar ayrıca çevrenin durumunun göstergesi olarak hareket eder. Varlıkları, yoklukları veya miktarları bize çevrede bir şeyler olup bittiğini ve uygun eylemin gerekli olduğunu söyler. Arıların gelişimini ve sağlığını gözlemleyerek, çevredeki değişiklikleri tespit etmek ve gerekli önlemleri zamanında uygulamak mümkündür. Peki, bu soruya neden “belirsiz” dedik?

Doğanın… gücü?

Bu soruyu “belirsiz” olarak nitelendirmemizin en büyük nedeni, sorunun kesin bir yanıtı olmadığındandır. Her türlü insanlık gerek maddi gerek manevi çok büyük kayıplar verecek olsa da doğa belki de kendini kurtarabilir! Eğer arıların nesli tükenseydi (hepsinin yok olduğunu varsayalım) insanlık anında çöker diye bir şey tam anlamıyla denemez. O anın koşullarının belirleyeceği bir süreç lazım ve kesin çöküş için insanlığın önlem almaması gerekir. Hiçbir önlem alınmazsa bizim medeniyetimiz çökebilir belki, ya doğa?

Türlerin yok olması olağanüstü bir durum değildir. Aksine, evrimin seyrinin bir parçasıdır. Hatta ve hatta, şu an Dünya üzerinde bulunan türlerden daha fazlasının yok olduğunu söyleyebiliriz (National Geographic’e göre, 2011 yılında yapılan bir araştırma, Dünya türlerinin yaklaşık yüzde 86’sının henüz keşfedilmediği sonucuna varmış olsa bile bu şekilde belirten kaynaklar mevcut). Bunda bazı kitlesel yok oluşların etkisi büyük elbette. Bu zamana kadar beş tane kitlesel yok oluş oldu. Bunlardan biri dinozorların, diğer dördü ise hâlâ kesin olarak aydınlatılabilmiş değil. Her ne kadar hem resmi hem de tam kitlesel yok oluş olmasa da, altıncısını biz yaşıyor ve yaşatıyoruz diyebiliriz, altıncı bir kitlesel yok oluş veya bilim adamlarına göre biyolojik imha sürecidir. Türler, insan etkisi olmadan olacaklarından 100 kat daha hızlı yok oluyor. Yabani hayvan popülasyonları, insanlığın çevre üzerinde önemli etki yapmaya başladığı sanayi devrimi sonrası dönemden (EN: anthropocene) beri yarıdan fazla azalırken, insan nüfusu iki katına çıktı. Bu değişimlerin trofik seviyelere ve doğaya olan zararına inanamazsınız. Ancak evrimi öngörmek de oldukça zor. Bununla ne demek istiyoruz? Demek istediğimiz şey, tozlaşmanın babası olan arıların, tabiat denkleminden çıkarılmasıyla başka canlıların “Yeni arılar”a evrimleşip evrimleşmeyeceğidir. Bu teorinin üzerinde durulduğunda, ucu açık ve öngörülemez olduğu için, çok farklı yerlere gidebiliyorsunuz. Düşünün: arılar denklemden çıktı, artık elimizde tozlaşmayı bekleyen bolca polen var, bu durumda bu polen bolluğuna düşen başka böcekler anatomi bölümünde bahsettiğimiz özelliklere uygun seçilebilir. Ancak unutmamak gerekir ki evrim puf diye olacak bir süreç değil, böyle bir olay olursa bize daha hızlı alternatifler gerekiyor.

Doğanın gerçeği arılar

Arıların yok olması sonucunda insanların teknoloji yardımıyla bu yokluğu kapatması mümkün müdür? Bu sorunun cevabı tüm dünya işi gücü bırakıp bu işe odaklansa bile muhtemelen hayırdır. Japonya’da yapay tozlaştırıcılar mevcuttur ancak pek ekonomik olmadıklarından ötürü günümüz koşullarında her devlete sağlanıp sağlanamayacakları da belli değil. Sağlansa bile arıların yerini tutabilecek düzeyde prtaik sonuçların alınabileceği henüz gözlemler arasında değildir. Sonuç olarak arıların yok oluşu doğa için büyük bir kayıp olmakla beraber dolaylı olarak insana da büyük zararlar verebilir. Yapılan araştırmalar doğrultusunda bu senaryonun yaşanabileceği düşünülmektedir. USDA’ya (Amerika Birleşik Devletleri Tarım Bakanlığı) göre 2015 yılında arıcılar bal arısı kolonilerinin %40’ını kaybettiğini bildirdi. Ancak arı popülasyonundaki düşüş aslında 2015’ten öncesine, 2006’ya dayanıyor. Fazla ve gereksiz tarım, sentetik gübreler, böcek ilaçları, bazı nörotoksinler arıların yaşamlarına son verebiliyor ve arılar için bir yaşam mücadelesine gelmiş bulunmaktadır. Arı popülasyonunu korumak için alınabilecek belli başlı önlemler mevcut. Evinize veya bahçenize alacağınız bitkinin seçimini yaparken tozlayıcı olan bitkilere öncelik vermeniz bile harika bir başlangıç olacaktır. Çevre dostu ürünlere ağırlık verebilir, bütçeniz yerindeyse bu yöndeki kuruluşlara destek verebilirsiniz. Bu noktada kendini kanıtlamış dernek ve kuruluşlara bağış yapabilir ve yapılan bilinçlendirme konferanslarını paylaşıp bu noktada arıların yaşam mücadelesine katkı sunabilirsiniz.

Kaynaklar

Total
0
Shares
1 comment

Leave a Reply

Previous Article

Periaqueduktal Gri (PAG)

Next Article

Satrancın Ortaya Çıkışı ve Etimolojisi

Related Posts
Total
0
Share