Follow
Subscription Form

Bukalemunların Biyolojik ve Sosyal Özellikleri

Bukalemun dünyasında neler olup bitiyor? Bukalemunlar neden renk değişimi yapar ve bunu nasıl yapar? Soruların cevabı “Doğanın Şaşırtıcı Gerçekliği: Bukalemunlar” adlı makalemizde!

Bukelamunlara kısa bir bakış

Renk değiştirme özelliklerinin yanı sıra ilginç dil yetenekleri ve vücutlarının sıradışılığı ile bilinen bukalemunların aslında bu özelliklerini sadece kamuflaj için kullanmadıkları yapılan gözlemlerce kanıtlandı. Bu canlılar sosyal ilişkilerini sürdürebilmek ve avlarını yakalayabilmek üzere evrimsel adaptasyonlar geçirmişlerdir. Yaşadıkları bölgeye uygun adaptasyonlar geçirip habitatlarında seçilmişlerdir. Öte yandan bir erkek bukalemunun dişilerle ve diğer erkek bireylerle olan mücadelesi de araştırmacıların dikkatini çekmiştir. Yapılan deneyler ve gözlemler neticesinde bazı deneylerde renklerin manipüle edilmesi bile sağlanmıştır. Bu makalede Chamaeleonidae (Bukalemungiller) ailesini -halen daha yeni üyeleri keşfedilen bir ailedir- daha yakından tanıyacağız.

Bir bukalemunun yakın çekimden görüntüsü

Bukalemunlar pembe, mavi, turuncu, kırmızı, sarı, yeşil ve turkuaz gibi birçok renge bürünebilirler; renk değiştirme özelliklerinin yanı sıra ağaç dallarını kavramak üzere evrimleşen zigodaktili (Parmak yapışıklığı) ayakları, kavrayıcı kuyrukları, zararsız miktarda zehir üreten atrofik zehir bezleri, akrodon diş yapıları (Dişler, doğrudan çene kemiğinin üst kenarındadır), UV ışınlarını görebilen ve bağımsız olarak 360 derece dönen büyük, koni şeklinde gözleri ve avlarını yakalamak için hızla uzattıkları, vücut uzunluğunu iki üçe katlayan dilleri vardır. Dış kulakları olmasa da 200 ila 600 Hz aralığındaki ses frekanslarını duyabilirler ancak duyma yetileri çok kullanışlı olmadığından diğer duyularına daha çok güvenirler. Başlarının üstünde görüntü oluşturmayan ve ışığa duyarlı “Üçüncü göz” denilen bir nokta vardır ve bu “Göz” oldukça ilkeldir. Monoküler derinlik algısı kullanılarak hem avlar hem de avcılar görülebilir ve izlenebilir. Bukalemunların avlarını yakalamak için kullandıkları özel strateji, duyusal anatomilerine ve özellikle de görmelerine yansır. İlk olarak av tek gözle görülür ve mesafe değerlendirilir. Av tarafından tespit edilmekten kaçınmak için bir bukalemun, düğüm noktası ayrımıyla başını mümkün olduğunca sabit tutar. Bukalemun daha sonra başını yavaşça avına doğru çevirir. Dil atışından önce her iki göz de bağımsız olarak avına odaklanır. Dilin bunaltıcı sıcaklıklarda bile düzgün çalıştırılabiliyor oluşu avın çok yakın olduğunda kısıtlanacak olan gözleri dengelemek için seçilmiş bir özelliktir. Dilleri, özellikle küçük türlerinki çok hızlı ve güçlüdür. Bukalemunların dilleri hızlandırıcı bir kas tarafından desteklenmektedir ve dil kemiği ile bu kas arasında en az 10 tane kaygan kılıf kümesi vardır. Bukalemunun ağzına en yakın uçtaki dil kemiğine bağlanan kılıfların, hızlandırıcı kasıldığında sıkılarak şekillerinden çıkan ve gerilmiş bir lastik bant gibi enerji depolayan spiral şeklinde sarılmış protein lifleri içerdiği kanıtlanmıştır. Gerilmiş ve uzamış kılıflar dil kemiğinin yuvarlak ucuna ulaştığında, aynı anda kayarlar ve dili sürekli olarak çubuktan iterken kuvvetle büzülürler. Dil kemiğinden çıktıktan hemen sonra, kademeli bir şekilde düzenlenen kılıflar, bir teleskopun tüpleri gibi ayrılarak dilin maksimum gerilmesini sağlar. Ağaç dallarını saran kavrayıcı kuyruklara sahiptirler. Kuyrukları, bukalemunlara ağaçlara tırmanırken veya inerken daha fazla esneklik sağlar ayrıca patlayıcı dillerinin geri tepmesine karşı dengede durmaları için yardımcı olur. UV ışını, örtülü bukalemunların kalsiyumu işlemesi için esansiyeldir (Zorunludur). Ayrıca UV ışınlarını görebilmek, bukalemunların hem bazı hastalıklardan kaçınmalarını (MBD, Metabolic Body Disease: Metabolik Vücut Hastalığı) hem de karanlıkta diğer bukalemunları görebilmelerini kolaylaştıran bir seçilimdir. Bukalemunların rejenerasyon özellikleri yoktur, diğer kertenkelelerin aksine bir bukalemun kuyruğu kesilirse kuyruğunu yenileyemez.

Bir ekosistemin trofik seviyeleri ve bukalemunun zincirdeki yeri

Afrika, Avrupa, Asya ve Kuzey Amerika’da rastlanılabilir. Hem yağmur ormanlarında hem de çöllerde yaşayabilirler. Yaşadıkları bölgeye bağlı olarak bürünebilecekleri renkler farklılık gösterir. Örneğin ormanda yaşayan bukalemunlar; daha sade, kahverengi ve kömürleşmiş bir palete sahip olan çöl bukalemunlarına kıyasla daha belirgin ve renkli bir palete sahiptir. 200’den fazla bukalemun türü vardır (Bazı kaynaklarda 160 bazı kaynaklarda 170 yazar, kesin olan ise 150’den fazla tür olduğudur) ancak bu türlerin yarısı Madagaskar’dadır. Madagaskar’da bu kadar çok bukalemun türünün bulunmasının nedeni, muhtemelen, oraya doğru yüzmüş olan bitki “Sal”ları üzerinde göç eden bukalemunlar için ortam koşullarının uygun olmasıdır ve buraya adapte olmaya başlayan bukalemunların varyasyonlar oluşturmaya başlamalarıdır. Bukalemunlardan ilk olarak 4.000 yıl önce günümüz Irak’ına egemen olan eski bir kültür olan Akadlar, “Nes qaqqari” yani “Yerin aslanı” olarak bahsettiler. Milattan önce 350 yılında Aristo da bukalemunlardan bahsetmiştir. Aristo onları kertenkelelere, timsahlara hatta balıklara benzetmiştir. Yunancada “Khamaileon”, Latincede “Chamaeleon” ve İngilizcede “Chameleon” adını almışlardır.

Modern bukalemunların atasının küçük gövdeli olduğu tahmin edilmektedir ancak bukalemunların ataları ve evrimleri hakkında bazı gizemler hala sürmektedir. Paleontologların söyleyebildiği kadarıyla ilk bukalemunlar 65 milyon yıl önce dinozorların yok olmasından kısa bir süre sonra evrimleşmeye başlamışlardır. En eski bukalemun olma adaylarından biri, 60 milyon yıl önce yaşamış olan Anqingosaurus brevicephalus’tur. Anguingosaurus brevicephalus olarak da bilinen bu canlının fosili Çin’in Anhui kentinde bulunmuştur. Brevicephalus başlangıçta bir bukalemun olarak tanımlanmış olsa da bazı kaynaklar bu hayvanı bukalemun olarak kabul etmemektedir. A. brevicephalus bir bukalemun ise, Chameleonidae’nin fosil kayıtları Paleosen’e kadar uzanır. Değilse, Chameleonidae’nin fosil kayıtları 26 milyon yaşında olan Chamaeleo caroliquarti’nin fosili ile başlar. Fosil kayıtları dışında bukalemunların çok daha uzun süredir Dünya’da oldukları düşünülmektedir. Son ortak ataları Xenosauridae ile 100 milyon yıl, Acrodonto dışındaki diğer pullularla (EN: squamates) 165 milyon yıldan daha eskidir.   

Kehribar içindeki fosil örneklerinin tutarlılık ve Bayes çıkarımı kullanılarak birleştirilmiş morfolojik ve moleküler veri setlerinin analizinden elde edilen sonuçlar. Bir kök bukalemunid olan JCZ Bu154 ile Chamaeleonidae örneğinin vücut yapılarının benzerliği gözler önünde.
Chamaeleonidae’nın (Etrafı yeşil nokta) cinsleri

Bir doğa harikası olan bukalemunlar

Bukalemunlar neden renk değiştirirler?

Birçok insan bukalemunların kendilerini gizlemek ve yırtıcılardan saklanmak için renk değiştirdiğine inanır. Genel kanının aksine bukalemunlar renklerini kamufle olmak için değiştirmezler. Bu daha çok ikincil bir nedendir. Uyum sağlamak için doğal durum renklerine, yani yeşilimsi kahverengiye güvenirler. Cenevre Üniversitesi’nde evrimsel genetikçi ve hayvan uzmanı Michel Milinkovitch, bukalemunları “Doğal hallerinde, zaten yapraklara veya dallara çok benziyorlar.” diye yorumluyor. Melbourne Üniversitesi’nden evrimsel bir biyolog olan Devi Stuart-Fox ise bukalemunların renklerini kamuflaj için değiştirebileceklerinden şüphe duymadığını ancak bu değişimlerin dar bir çerçevede sınırlı olduğunu dile getiriyor. Bukalemunlar renklerini kısa süre içinde değiştirebileceklerinden ve bir yırtıcının fark etme riski az olduğundan, bukalemun bu yeteneğini açıklığa kavuşturmayı göze alabilir. Bu bulgu, renk değişiminin evriminin, kamuflaj hipotezinin tam tersi olarak bukalemunları daha belirgin hale getirmeye hizmet ettiği anlamına gelir. Gerçekte bukalemunlar sıcaklıklarını düzenleyerek homeostasiyi sağlamak, rakip erkek bukalemunlara gözdağı vererek ve dişilerle flörtleşerek diğer bukalemunlara sosyal sinyaller gönderme ve tehlike altında hissettiklerinde diğer canlılara “Niyetlerini belli etmek” için renk değiştirirler.

Örneğin, bukalemunlar kendi vücut ısılarını üretemedikleri ve metabolizma kaynaklı ısıyı tutamadıkları için, derilerinin rengini değiştirirler. Soğuk bir bukalemun daha fazla ısı emmek için rengini koyulaştırabilirken, daha sıcak bir bukalemun güneşin ısısını yansıtmak için solgunlaşabilir. Erkekler baskın olduklarını belirtmek için parlaklaşır -doğada dişiyi çekmek için çoğunlukla süslülüğe değer verildiğini biliyoruz- ve agresif karşılaşmalarda ise koyulaşır. Dişiler, derilerinin rengini değiştirerek erkeklere çiftleşmeye istekli olup olmadıklarını bildirebilirler. Dişi çiftleşmek istemezse koyu bir renge döner ve agresifleşir, tıslar ve ısırır; dişi müsaitse, aynı renkte kalacaktır. İletişim kurmak için ise koyu renk değişikliklerini tercih ederler. Lakin bukalemunlar, doğdukları yere ve türlerine göre doğal renk aralıklarına sahiptirler. Eğer herhangi bir renk o türün doğal renk aralığında bulunmuyorsa, o türe ait bireyler bu rengi asla kullanamaz. Örneğin örtülü bukalemunlar yeşil, sarı ve mavinin parlak tonlarında hızla renk değiştirebilirler ancak mora olamazlar. Ayrıca çoğu bukalemun türünün renk değişimlerini kullanmaya gerek duymadığı da bilinmektedir.

Erkek örtülü bukalemunların baskınlık savaşındaki renk değişimleri.
Kaybeden (a,c) ve kazanan (b,d) bukalemunların değişkenleri.

Bir bukalemun, bölgesini izinsiz giren bir canlıdan korumak veya aşırı hevesli bir erkeği başından savmak isterse, genellikle ilk hamle olarak yana döner. Bu, bukalemunun mümkün olduğunca büyük görünmesini ve en etkili görsel gösterimi gerçekleştirmesini sağlar. Hemen hemen her durumda, erkekler diğer erkekleri kendi bölgelerinden dışlayacaktır. İki erkek birbiriyle karşılaştığında olabildiğine parlak olmaya çalışırlar. Bukalemunlar parlak renk sinyalleri kullanarak ve fiziksel görünümlerini büyük ölçüde değiştirerek savaşırlar. Bir dövüşün galibi genellikle fiziksel temas kurmadan önce bu dövüşler sayesinde belirlenir. Bazen fiziksel çatışmalara katılsalar da, bu yarışmalar çok kısadır. Çoğu zaman, renkli vücutlar yarışmayı daha başlamadan bitirir. ASU’nun (Arizona State University) Yaşam Bilimleri Okulu’nda doktora adayı olan Russell Ligon, kafadaki renk değişimlerinin ve daha parlak kafaya sahip olan bukalemunun kazanma olasılığının daha fazla olduğunu vurguluyor. Zayıf kalan veya savaşmak istemeyen erkeğin ise rengi solgunlaşır. Ayrıca bazı erkek bukalemunlar, diğer erkeklere kaybedip elenmek istemeyeceklerinden dişi taklidi yapabilirler. Chamaeleo jacksonii gibi bazı türler, renkler yerine yüz boynuzlarını kullanırlar.

Bukalemunlar nasıl renk değiştirirler? 

Aslen bukalemun derisinin en dış tabakası şeffaftır. Bu tabakanın altında kromatofor adı verilen özel hücreler içeren birkaç cilt katmanı daha bulunur. Her seviyedeki kromatoforlar, farklı türde pigment keseleriyle doludur. Kromatoforlardaki pigment hareket ettiğinde, çeşitli renkler ortaya çıkar. Bukalemunların ciltleri içten dışa doğru sırasıyla melanoforlar (Kahverengi renk pigmentini taşıyan hücreler), iridoforlar (Beyaz ve mavi ışığı yansıtırken aynı zamanda mavi renk pigmenti içeren hücreler), eritroforlar (Kırmızı renk pigmenti içeren hücreler) ve ksantaforlarla (Sarı renk pigmenti içeren hücreler) kaplıdır. Normalde pigmentler, hücrelerin içindeki küçük keseciklerin içinde kitlidir. Ancak bir bukalemun gerekli gördüğünde sinir sistemi belirli kromatoforlara genişlemelerini veya büzülmelerini söyler. Bu, hücrenin rengini değiştirir. Derinin tüm katmanlarındaki farklı kromatoforların aktivitesini değiştirerek, bukalemunlar çok çeşitli renk ve desenler üretebilirler. Bu kromatoforlar eş zamanlı kullanılarak farklı renkler oluşturulabilir. 

Bukalemun cildi ve renk değişimleri
Bukalemun derisinin detaylı bir görünümü
Bukalemun rahat ve heyecanlıyken iridofor hücrelerinin reaksiyon değişimleri

Ayrıca iridofor hücrelerinin; bukalemunların dramatik renk değişimlerinin anahtarı olan farklı boyutlarda, şekillerde ve organizasyonlarda nanokristaller içerdiği Milen Milikovitch ve ekibi tarafından saptandı. Cilt, dolayısıyla bukalemun, rahatken iridofor hücreler birbirlerine yakındır. Ancak bukalemun tedirgin olup heyecana kapılırsa bu hücreler arası mesafe artar. Kristaller arasındaki mesafe daha küçük olduğunda mavi veya yeşil ışığı; kristaller arasındaki mesafeler daha büyük olduğunda kırmızı, turuncu ve sarı ışığı yansıtırlar. Şaşırtıcı olan bir başka şey ise bukalemunlarda yeşil renk pigmentinin bulunmamasıdır. Bir bukalemunun yeşil görünmesinin nedeni pigmentten gelen sarı ışık ve onun altındaki kristal yapıdan yansıyan mavi ışığın kombinasyonudur.

Olağanüstü bir bukalemun türü: Jackson bukalemunu

Jackson bukalemunları dağ çalılıklarında ve ormanlarda yaşarlar. Tehlikelerden korunmak için saklanmaya ihtiyaç duyarlar bu yüzden ağaçlarda yaşarlar. Yumurta bırakmak veya çiftleşmek dışında nadiren yere inerler. Jackson bukalemunları yaklaşık 15-35 cm uzunluğundadır. Normalde yeşilin farklı tonlarında görünürler, ancak büyük bir tehdit içindeyken siyah kadar koyu olabilirler. Cinsel olarak dimorfiktirler. Erkeklerin kafasında çıkıntılı üç adet uzun, sivri boynuz vardır. Bu boynuzlar dişilerde yoktur veya çok gelişmemiştir. Omur çizgisi boyunca küçük dikenleri vardır. Diğer bukalemunlar gibi, Jacson bukalemunları da ağaç yaşamı için uzmanlaşmış zigodaktili ayaklarına ve kavrama için de kullanılan bir prehensile (TR: kavrayıcı) kuyruğuna sahiptir.

Jackson bukalemu

Jackson bukalemunlarının, tehdit anında kendini savunurken yaptığı hareketleri taklit eden bir çiftleşme ritüeli vardır. Erkek, dişiye renk değişiklikleri, boğaz şişkinliği ve ön bacaklarını karşı tarafa uzatarak tehdit gösterisini başlatacaktır. Dişinin o zaman iki seçeneği vardır. Tehditkar vücut hareketleri yapabilir, bu durumda çiftleşmek istemediğini anlatmaktadır. Çiftleşmek isterse, zayıf tehdit hareketleri yapar veya hiçbir hareket yapmaz, bu durumda erkek, dişinin çiftleşmek istediğini anlar. Erkek daha sonra dişinin etrafında döner, boynunu ağzıyla tutup kendini dişinin sırtına çeker ve hemipenisini dişinin kloakal açıklığı içine yerleştirir. Bildiğimiz üzere bukalemunlar da diğer sürüngenler gibi yumurtlayarak çoğalıyorlar. Ancak bu Jackson bukalemunlarında geçerli değil, bu tür tıpkı bir memeli gibi doğum yaparak çoğalıyor. “Doğum” şeklinde gözlemlesek de bu canlıların yumurtlamaları gereken yavrular, yumurta içerisinde -ana rahminde- kalıyorlar. Sonrasında ise burada yumurtalarından çıkıyor ve sonrasında doğuruluyorlar.

Kaynaklar

Total
0
Shares

Leave a Reply

Previous Article

Amigdala

Next Article

Hipokampus

Related Posts
Total
0
Share