Follow
Subscription Form

Kitlesel Yok Oluşlar ve Dönemlerinin Özellikleri

Bu makalede temel olarak Dünya’da meydana gelmiş en büyük beş kitlesel yok oluş anlatılıyor. Makalede aynı zamanda yok oluşların gerçekleştiği dönemlerin coğrafi, jeolojik ve biyolojik özelliklerine değinilmiştir. Hayvan ve bitki çeşitliliği, kıtaların yerleri ve kitlesel yok oluşlar için ortaya atılmış teorilerle birlikte kitlesel yok oluşların ne olduğu da bu makalede anlatılmıştır.

Kitlesel yok oluşlar

Kitlesel yok oluş nedir, evrimsel süreçle nasıl bir bağlantısı vardır?

Bir kitlesel yok oluş, jeolojik zaman ölçeğinde, görece kısa bir zamanda birden çok türün neslinin tükenmesidir (Oxford Reference). Bir canlının ölmesi veya canlı grubunun neslinin tükenmesi anormal bir durum olmadığı gibi evrimin de bir parçasıdır ve evrimsel süreçte yeni bir sayfa aça(bili)r. Charles Darwin bu konu hakkında “…tükenme ve doğal seçilim, daha önce de gördüğümüz üzere daima bir arada işleyecektir.” der (Türlerin Kökeni, sf. 176).

Biyoçeşitlilik tekrar sağlanmadan önce bir tür duraksama dönemi olur. Bu dönemden sonra evrilen canlılar, yok olan canlılardan farklı özellikler geliştirebilir. Bunun sebebi sadece evrilmiş canlıların farklı atalardan gelmiş olması değildir çünkü kitlesel yok oluşlarda canlılarla birlikte ekosistemler de etkilenir. Doğadaki boşluklara uygun seçilecek canlılar, yok olan nişlerin yerine çıkan yeni nişlere uygun olarak seçilecektir.

Kitlesel yok oluşların sebepleri nelerdir?

Kitlesel yok oluşların belli başlı sebepleri olabilir: Bolide etkisi (Meteor, asteroit veya kuyrukluyıldız çarpması), okyanuslarda oksijensizlik, okyanus asitliliği, volkanik aktivite, küresel ısınma, iklim değişiklikleri, aşırı soğumalar veya aşırı ısınmalar, CO2 oranlarında değişiklikler… Çoğu zaman bunların bir kombinezon halinde meydana geldiği düşünülür.

Kitlesel yok oluşlar nasıl saptanır?

Kitlesel yok oluşları belirlemenin en öncelikli yolu fosil kayıtlarına bakmaktır. Genelde alt tabakadaki daha yaşlı kayalar, daha çeşitli fosiller içerir. Benzer bölgelerde, aynı tarih aralığına denk gelen, birden fazla canlı familyasının fosili bir yok oluşa işaret ediyor olabilir. Şayet öyleyse bile bu yok oluşun zaman aralığını saptamak oldukça zordur— jeologlar bu gibi durumlarda radyoizotopik tarihleme teknikleri kullanır ancak bunların bile sınırları vardır.

Ekim 2007 tarihli bir çalışmada (Gareth Jenkins & Dr. Peter Mayhew, York Üniversitesi), Dünya iklimi ve kitlesel yok oluşlar arasında ilişki keşfedildi. Fosil kayıtlarıyla da tutarlık sağlayan çalışma, atmosferdeki sera gazı artışı ve Dünya’daki ısı artışının, canlı yaşamı ile ters orantılı olduğunu öne sürüyor. ScienceDaily’de yayınlanmış makalede beş yok oluştan dördünün gerçekten sera etkileriyle alakalı olduğu yazıyor.

Bu makalede sözü geçecek beş kitlesel yok oluş: Ordovisyen yok oluşu, Devoniyen yok oluşu, Permiyen yok oluşu, Triyas yok oluşu ve Kretase yok oluşudur. Bunlar dışında daha küçük ölçekli yok olma olayları da gerçekleşmiştir.

Fanerozoik Çağ’daki deniz ekosistemi çeşitliliğinin Kambriyen, Paleozoik ve modern evrimsel fauna dönemlerindeki sayıları. Ana kitlesel yok oluşlar O, D, P, Tr ve K şeklinde gösterilmiştir.

Küresel soğuma: Ordovisyen yok oluşu

Ordovisyen Dönemi genel özellikleri

45 milyon yıl süren Ordovisyen, evleri denizler olan ilkel yaşam formlarından, nispeten daha modern yaşam formlarına geçişe ev sahipliği yaptı. Kambriyen Patlaması (EN: Cambrian Explosion) ile Kambriyen neslinin tükenmesinin ardından Ordovisyen radyasyonu (Diğer adıyla Büyük Ordovisiyen Biyoçeşitlilik Olayı), deniz çeşitliliğinin neredeyse üç katına çıkmasına (Yaşam tarihindeki en büyük artışa) ve Paleozoik Çağ’da görülen en yüksek çeşitlilik seviyelerinin “Sunulmasına” neden oldu.

Lapetus Okyanusu etrafındaki plakaların hızlı bir şekilde yeniden düzenlenmesi de tektonik olarak, Ordovisyen de gerçekleşti. Bugünün güney kıtaları Gondwana’nın süper kıtasına kaynaşırken, diğerleri bağımsız kaldı. Plaka hareketi, Gondwana’nın ekvatoral bir konumdan Güney Kutbu’na doğru göçüyle sonuçlandı, bunun sonucunda Güney Kutbu, Kuzey Afrika’dan Orta Afrika’ya taşındı. Gondwana’nın Güney Kutbu’na hareketi, küresel soğuma ve Fanerozoik Çağ’ın en şiddetli buzul çağı ile sonuçlandı.

Deniz seviyeleri, geri çekilmeden önce Ordovisyen’de, Paleozoik’in en yüksek deniz seviyelerine yükseldi. Dönem, yüksek enlem buzullaşması meydana geldiği için deniz seviyelerinin güçlü bir şekilde düşmesiyle (Güçlü bir negatif östatik olay) sona erdi.

Ordovisyen’de çeşitlilik

Denizyıldızları, kırılgan yıldızlar, krinoidler ve ekinoidler günümüzde hala nesillerini devam ettiren canlılardır ve bu türler ilk olarak Ordovisyen’de ortaya çıkmıştır. Hayvan yaşamının evrimsel tarihinde, bu radyasyon, Kambriyen Patlaması’ndan sonraki en önemli olaydır. Ordovisyen “Radyasyonu” tarafından yaratılan yeni Paleozoik fauna, sonraki 230 milyon yıl boyunca denizlerdeki en yoğun canlı topluluğu oldu. Planktonik graptolitlerin ve konodontların pandemik türleri bu dönemin fosil kayıtlarında görülür ve Ordovisyen Dönemi’nde Dünya çapındaki dağılımları ve evrimleri, onları kilit türler haline getirmektedir.

Kambriyen’den farklı olarak, Ordovisyen’deki çoğu hayvanın evrimi, yenilerini geliştirmek yerine mevcut fiziksel özellikleri rafine etmeyi içeriyordu. Fosil kayıtlarında ortaya çıkan son hayvan filumu olan Bryozoanlar, tek yeni vücut yapısına evrimleşmiş türdür. Ayrıca Bryozoanlar Kambriyen’de de evrimleşmiş olup Ordovisyen’de sadece mineralize olmuş ve böylece Ordovisyen’de fosiller bırakmış olabilirler.

Ordovisyen biyotik radyasyonu ve deniz yaşamı çeşitliliği ile ilgili bir görsel

Ordovisyen, büyük bir bölümü trilobitler gibi tortu besleyicilerden oluşan Kambriyen deniz faunasının, katmanlar halinde düzenlenmiş filtre besleyicilerin çoğunlukta olduğu Paleozoik fauna ile değişimine şahit oldu. Deniz tabanına bağlı katmanlı süspansiyon besleyici toplulukları yeni Paleozoik ekosistemlere hükmediyordu. Brakiopodlar, dip sularını; mercanlar ve dallı bryozoanlar hemen yukarıdaki suyu ve krinoitler, suyun en üst yüzeyini filtreliyordu.

Paleozoik fauna, okyanus ve okyanus tabanının arayüzünden uzaklaşma ile de karakterize edildi— hayvanlar hem substratın derinliklerine girmeyi hem de okyanusların pelajik bölgelerini (Açık deniz veya okyanusun sahil veya deniz tabanına yakın olmayan kısmıdır) istila etmeyi öğrendiler. Otlatma gastropodlarının -karındanbacaklılar- önemi artarken, deniz yıldızları ve sefalopodlar gibi verimli avcılar gelişti. Birikinti besleme solucanları ve trilobitler gibi kalıntı Kambriyen faunası, Paleozoik boyunca giderek önemsizleşerek devam etti.

Ordovisyen kitlesel yok oluşu

İklimde; periyodik soğuk, “Buzhane” aralıkları ve okyanusların ciroları ile uzun süreli sıcak “Sera” koşulları ile önemli dalgalanmalar yaşandı. Dönemin başlarında yüksek CO2 seviyeleri çok yüksek sıcaklıklara yol açar— okyanuslar 45°C seviyesine kadar ulaşmış olabilir. Bu yüksek sıcaklıklar, Ordovisyen’de hayvan çeşitliliğini geciktirmiş olabilir. Daha sonra, okyanus sıcaklıkları modern ekvator sularında görülen seviyeye kadar kademeli olarak azaldı. Ordovisyen, Fanerozoik Çağ’ın ikinci en büyük yok olma olayıyla sona erdi. Bir milyon yıl arayla iki büyük azalma bu olayı tetikledi ve omurgasızların %60’ından fazlasının neslinin tükenmesine neden oldu. Bu olay deniz seviyesindeki değişiklikler ve buzul oluşumu ile ilgilidir.

Ordovisyen yok oluşunun sebebi olduğu düşünülen buz tabakaları ve diğer yerlere kıyasla büyüklüğü

Balıkların Dönemi’nin sonu: Geç devoniyen yok oluşu

Devoniyen Dönemi genel özellikleri

Yaklaşık 419.2 milyon yıl önce ile 358.9 milyon yıl önceki zaman dilimini kapsamaktadır. Paleozoyik Zaman’daki 6 majör dönem arasında 4. dönemdir. Yaklaşık 60 milyon yıl süren Devoniyen’den sonra Karbonifer gelmektedir. 359 milyon yıl önce meydana gelen Hangenberg Olayı ile son bulmuştur ve Karbonifer Dönem başlamıştır. Muhtemelen türlerin yüzde 50 ila 75’i, özellikle de balıklar, mercanlar, trilobitler ve bir dizi “Resif oluşturucu” gibi sığ tropikal denizlerin fauna gruplarını da yok eden Kellwasser Olayı (Frasnian-Famennien geçişi) ve yine ekolojik krize sebep olan Hangenberg Olayı (Famennian-Tournaisian geçişi) olarak ikiye ayrılır (Zilchov ve Taghanic’i de unutmamak gerekir) ve bu olayların temel evreleri 50 bin ila 100 bin yıl sürmüştür. Bu zamandan önce topraklarda organik birikim olmadığı için kırmızımsı renkli topraklar oluşmuştu. Bu, muhtemelen sadece bakteriyel ve alg matları tarafından kolonize edilen az gelişmiş bir yerin göstergesidir. Bu döneme “Balıkların Devri (EN: Age of Fishes)” denmesinin sebebi ise kılçıklı balıkların ilk bu dönemde ortaya çıkmasıdır.

Devoniyen Dönemi’nde, üç ana kıta kütlesi vardı: Kuzey Amerika ve Avrupa, ekvatorun yakınında, birlikte Euramerica isimli bir süper-kıta oluşturmuştu ve mevcut alanlarının çoğu sığ denizlerle kaplıydı. Kuzeyde modern Sibirya’nın bir kısmı uzanıyordu. Güney Amerika, Afrika, Antarktika, Hindistan ve Avustralya’dan oluşan bileşik bir kıta olan Gondwana, güney yarım küreye hükmediyordu. Ayrıca bu iki kıta birbirine yaklaşıyordu. Permiyen Dönemi’nde Pangea oluşturmalarına 100 milyon yıldan uzun bir süre vardı.

“Devonian” ismi İngiltere’nin güneybatısında bulunan Devon kontluğundan gelmektedir. Bu kontluğu bu kadar özel yapan ise Eski Kırmızı Kum Taşı (EN: Old Red Sandstone) olarak adlandırılan kaya topluluğunun Birleşik Krallık’ta bulunmasıdır.

İskoçya’da bulunan Eski Kızıl Kumtaşı arazisinden bir görsel

Devoniyen’de çeşitlilik

İki büyük hayvan grubu araziyi kolonileştirdi: şu anki dört uzuvlu canlıların (Tetrapodlar) ataları (Sarcopterygii) ve kanatsız böcekler ve en eski araknidler de dahil olmak üzere ilk karasal eklembacaklılar. Balıkların pelvik yüzgeçleri artık karaya uyum sağlayacak şekilde evrimleşmeye başlamış; Geç Devoniyen’de toprak, bitkiler ve böcekler tarafından kolonize edilmişti. Okyanuslarda, brakiyopodlar gelişti. Krinoidler ve diğer derisidikenliler, tablo ve buruşuk mercanlar ve ammonitler de yaygındı. Birçok yeni balık türü ortaya çıktı. Coelacanth gibi lob yüzgeçliler de yine Devoniyen’de ortaya çıktı, bu balıkların tabanında etli çift yüzgeçler ve uçlarında daha tipik yüzgeç zarları vardır, loblarda eklemli kemikler bulunur ve bu lob yüzgeçlerinin “Bacaklara” ve nihayetinde hayatlarını hem suda hem de suyun dışında geçiren amfibilere evrimleştiği düşünülmektedir. Dipterus, bu zamanda gelişen bir akciğer balığıydı. Okyanuslarda, mercanlar ve stromatoporoidler (Soyu tükenmiş deniz süngerleri) tarafından devasa resifler inşa edildi ve brakiyopodlar gelişti. Krinoidler ve diğer derisidikenliler, tablo ve buruşuk mercanlar ve ammonitler de yaygındı. Birçok yeni balık türü ortaya çıktı. Placodermlerin en büyüğü Dunkleosteus de bu dönemde yaşadı. Devon denizlerindeki büyük bir yırtıcıydı, 10 metreye kadar uzayabilirdi; dişler yerine, ağız açıklığının önüne yapışmış büyük kemikli plakaları vardı. Devoniyen’in başlangıcında, erken karasal bitki örtüsü yayılmaya başlamıştı. Bu bitkilerin, günümüzdeki çoğu bitki gibi kökleri veya yaprakları yoktu ve birçoğunun hiç damar dokusu yoktu (En azından Geç Devoniyen’e kadar). Muhtemelen sporlar veya tohumlar yerine vejetatif olarak yayıldılar ve birkaç santimetreden fazla büyüyemediler.

Zırhlı balıklardan Dunkleosteus kafatası

Kuzey yarımkürede bilinen en eski damarlı bitkiler Devoniyen Dönemi’ne aittir ve bu bitkiler Geç Devoniyen’de evrimleşmiştir (Likofitler, sfenofitler, eğrelti otları ve progymnospermler). Bu bitkilerin çoğu gerçek kök ve yapraklara sahiptir ve birçoğu oldukça uzamıştır. Devoniyen’in sonunda, ilk tohumlu bitkiler ortaya çıkmıştır.

Biyoçeşitlilikteki geç Devoniyen çöküşü, Kretase’deki yok oluştan daha büyük ölçekliydi. Çok da uzak olmayan tarihli bir araştırma (McGhee 1996), deniz hayvanları (büyük ölçüde omurgasızlar) ailelerinin %22’sinin ortadan kaldırıldığını tahmin ediyor. Daha küçük bir ölçekte, cinslerin %57’si ve türlerin en az %75’i Karbonifer’e geçişte hayatta kalamadı.

Devoniyen kitlesel yok oluşlarının sebepleri

Öncelikle belirtmek gerekir ki Kellwasser ve Hangenberg olaylarının nedenleri teoriler dahilindedir. Bu olaylara sebebiyet veren dış etkenler arasında yoğun megavolkanizma, düşen karbondioksit konsantrasyonu nedeniyle Milanković döngülerinin (Dış merkezlik, eksen eğikliği ve devinim olarak üç ana etmeni olan paleoiklimsel döngüler) önemli ölçüde artan etkisi ve tüm iklim sisteminin ani bir şekilde devrilmesi (Çoğunlukla tropik grupların yok olması bu teoriyi destekler) gösterilmektedir. İki kitlesel yok oluşun zamansal çevresinde, deniz seviyesinde, farklı soğuk ve sıcak dönemlerden oluşan son derece kısa süreli bir döngüye işaret eden birkaç güçlü dalgalanma olduğu konusunda fikir birliği vardır.

Daha önce, bazı yazarlar bu olayları gök taşı çarpmalarının özelliği olan ince iridyum katmanlarıyla ilişkilendirmeye çalıştılar. Orta Devoniyen çökellerinde olası darbe ejektası şeklinde bir bolide etkisinin kanıtı rapor edilmiştir ve bir yok olma darbesi ile ilişkilidir. Yaklaşık 65 km çapında bir çarpma krateri olan İsveç’teki Siljan yapısı, yaklaşık 377 milyon yıl öncesine tarihleniyor. Bu, Kellwasser Olayını aydınlatıyor olabilir. Bununla birlikte, bu etki ile Kellwasser Olayı arasındaki bağlantı hala tartışılmaktadır.

İsveç’teki Siljan Gölü (EN: Siljan Ring)

Permiyen-Triyas yok oluşu: Büyük ölüm

Permiyen Dönemi genel özellikleri

Yaklaşık 298.9 milyon ila 251.9 milyon yıl öncesini kapsamaktadır. Paleozoik Çağ’ın son dönemidir ve yaşama en çok zararı veren kitlesel yok oluş bu dönemde yaşanmıştır. Canlılar, ya kitlesel yok oluştan canlı kurtulamadılar ya da sayıca bir daha baskın olamayacak kadar azaldılar. Bu da yeni yaşam formlarının evrimine ve dolayısıyla yeni ekolojik dengelere yol açtı.

Permiyen boyunca artan sıcaklıklar, organizmaların hızlı bir şekilde çeşitlenmesine izin verdi. Karasal bitkiler hızla çoğaldı ve glossepteris gibi türler birçok kara hayvanı için önemli bir besin kaynağı haline gelerek karadaki yaşamın çeşitlenmesine yol açtı.

Permiyen Dönemi’nde kabuklu levhaların hareketi, günümüzdeki kıtaların C şekilli süper-kıta Pangea’yı oluşturmasına sebep olmuştur. Pangea’yı çevreleyen büyük okyanusun adı Panthalassa, Panthalassa’ya göre daha küçük olan okyanusun ismi Tethys’ti. Pangea’nın muazzam boyutu, kıtanın iç kısımlarının serin ve kuru olmasına neden olurken, kıyı kısımları tipik olarak daha sıcak ve nemliydi. Pangea’nın oluşumu oksijen üretimi bakımından oldukça önemli olan sığ denizlerde daralmaya sebep oldu ki buna sonra tekrar değineceğiz. Pangea, Triyas Dönemi’nde, Laurasia ve Gondwana süper-kıtalarına ayrıldı.

Permiyen’de çeşitlilik

Her ne kadar Pangea’nın oluşumu çoğu organizmanın habitatını mahvetse de Permiyen Dönemi’nde birçok takson vardı. Büyük resiflerde ammonitler (Soyu tükenmiş deniz yumuşakçaları) brakiyopodlar ve derisidikenliler bulunuyordu. Panthalassa Okyanusu’nun derin kısımlarındaki yaşam hakkında fosillerin takip edilişinin zorluğu nedeniyle az şey biliniyor, ancak köpek balıkları ve vatozlar gibi kıkırdaklı balıklar yaygındı. Soyu tükenmiş bir köpek balıkları grubu olan Xenacanthiformes, tatlı su ekosistemlerinin apeks yırtıcılarıydı. Modern köpek balıkları ve vatozların en yakın akrabaları olan Hybodonts alt kümesi de (Veya hybodontiformes) Permiyen boyunca deniz faunasında bulunuyordu.

Karada çeşitli bitkiler, mantarlar, eklembacaklılar, sinapsitler, sauropsitler ve soyu tükenmiş olan ve bilinen tüm böceklerin en büyüğü olan yusufçuk benzeri bir böcek cinsi olan Meganeuropsis vardı. Sinapsitlerin memelilerin ataları oldukları düşünülmektedir, hatta bir dinozora oldukça benzeyen Dimetrodon, memelilerle daha çok ilişkilidir. Sinapsitler, sauropsitlerden daha baskındı ancak sauropsitler, kitlesel yok oluşun koşullarında hayatta kalmada daha yetenekliydiler, bu sebeple seçildiler. Permiyen’de hiç uçan omurgalı olmamasına rağmen Geç Permiyen’de, bilinen en eski kayan sürüngen ailesi Weigeltisauridae, modern kayan kertenkeleler gibi uzatılabilir kanatlara sahipti. Modern amfibilerin (Lissamphibia) ataları da (Temnospondyli) Permiyen Dönemi’nde Dünya çapında gelişmiştir.

Permiyen ve Triyas sauropsitleri ve sinapsitlerinin bazı üyelerinin göreceli boyutlarının bir insanla karşılaştırılmış hali. Tahmini kalp konumundan vücudun tepesine kadar olan dikey mesafeler gösterilmiş.
Normal bir insanın kolaylıkla sürüngen veya dinozor diyebileceği dimetrodonun temsili resmi. Memelilerle daha çok ilişkili bir pelikozordur (Pelycosaur). “Pelikozorlar, yalnızca bazal veya ilkel Geç Paleozoyik sinapsitlerinden oluşan ve bazen ‘memeli benzeri sürüngenler’ olarak adlandırılan gayri resmi bir gruptur.” (Wikipedia).

Bitki florası tohumlu eğrelti otlarına ve kozalaklı ağaçlara doğru değişim gösterdi. Zengin ormanlar, çeşitli bitki gruplarının karışımıyla birçok alanda mevcuttu. Sikadlar da bu dönemde ortaya çıktı. Karbonifer Dönemi’nde baskın böcek grubu olan Palaeodictyopteroidea’nın nesli Permiyen sonunda tükendi. Muhtemelen, benzer ağız parçalarına sahip Hemiptera ile rekabet edemeyip azalan bireyler, kitlesel yok oluşla beraber yok oldu.

Permiyen-Triyas kitlesel yok oluşu

Permiyen yok oluşu (P-T veya P-Tr yok oluşu) sadece Paleozoik Çağ’ın değil, aynı zamanda Dünya’nın da en büyük yok oluşuydu. Deniz yaşamının yaklaşık %96’sı, karasal yaşamın ise %70’inin yok olduğu bu olaydan “Büyük Ölüm” olarak bahsedilmesinin nedeni de budur— öyle ki bugünkü deniz ekosistemlerinin şekillenmesinde P-Tr yok oluşu önemli bir role sahiptir. Örneğin, Permiyen deniz faunasında söz sahibi olmayan çift kabuklular, aradan birçok gastropod ve brakiyopod türünün kalkmasıyla okyanusları diğer organizmalara göre domine ederek seçildiler. Hemen hemen her karasal ortama uyum sağladıkları için kitlesel yok oluşlara dayanıklı olan (Jeff Hecht, 1993) böceklerin bile en şiddetli kitlesel yok oluşu, P-Tr kitlesel yok oluşu olmuştur.

P-Tr kitlesel yok oluşuyla ilgili en güçlü hipotezlerden biri, Sibirya Tuzakların’daki (EN: Siberian Traps) volkanik aktivite kaynaklı CO2 yayılımıyla beraber sera gazlarının küresel ısınmayı tetiklemesi, bunun üzerine okyanuslardaki oksijenin ‘inin kaybolmasıdır (Justin L. Penn, Science, 7 Aralık 2018).

Sibirya Tuzakları’ndaki volkanik aktivitenin zincirleme sonuçlarının bir modeli (Micheal J. Benton, 23 Nisan 2018, Royal Society Publishing).
Yandaki görselin şema hali denebilir. Sera gazı oksijen kaybına neden olurken ısınan okyanuslar azalan oksijenden daha çok gerektirir (Justin L. Penn, Curtis Deutsch, Jonathan L. Payne, Erik A. Sperling, 6 Aralık 2018).

Elbette bu durum neden deniz yaşamının daha fazla etkilendiğini de açıklar. Washington Üniversitesi ve Stanford Üniversitesi’nin bir çalışmasında, Penn de yazarlardan biri, bir iklim modeli tasarlandı. Daha sonra sera gazları, modeldeki okyanusların sıcaklıkları dönemin okyanusun sıcaklıklarına benzeyecek şekilde yükseltildi. Modele göre okyanuslar oksijenlerinin ‘ini kaybetti. Deniz tabanının yarısı ve derin kısımlar ise tamamen oksijensiz kaldı. Daha sıcak su oksijeni daha az tutar, ancak sıcak suyla beraber hayvanların metabolik faaliyetleri artar ve daha çok oksijene ihtiyaç duyarlar. Permiyen yok oluşu sırasında da bu ters orantınn olduğu düşünülüyor. Ayrıca yüksek enlemde bulunan ve halihazırda oksijene ihtiyacı yüksek olan türlerin neredeyse tamamen yok olduğu tahmin ediliyor. Paleobiyolojik fosil kayıtlarından da doğrulanan çalışma, P-Tr yok oluşunda birincil neden olarak okyanuslardaki sıcaklık artışıyla birlikte azalan oksijeni sorumlu tutuyor. Ancak devasa Pangea süper-kıtasının her yerinde hipoksinin veya anoksinin olmasına ihtimal vermeyen modeller de vardır (Kunio Kaiho, Yoshimichi Kajiwara, Takanori Nakano, Yasunori Miura, Eylül 2001, ResearchGate). Bolide etkisi, okyanus asitlenmesi, asit yağmurları ve bunların bir arada oluşu gibi olasılıklara da şans veren araştırmacılar; izotop sapmaları veya CO2 geçişleriyle kanıtlar arıyorlar. Modellerin ortak sayılabilecek noktalarından biri ise bazı ekosistemlerin yok oluştan milyonlarca yıl sonra düzelmesinden dolayı, yok oluşun etkilerinin bir süre daha devam ettiğine dair düşüncedir.

Evrimsel yarışta dinozorların şansı: Geç Triyas-Jurassic yok oluşu

Triyas Dönemi genel özellikleri

Triyas, 250 milyon yıl önceki Permiyen Yok Oluşu’ndan sonra başlayan ve 50 milyonluk bir süreçten sonra yine bir kitlesel yok oluşla son bulan, Mezozoyik’in ilk majör dönemidir. Süper-kıta Pangea varlığını sürdürüyordu ancak dönen bazı plakalar yüzünden yarık havzaları (Veya yarık vadileri) Kuzey Amerika ile Avrupa arasında ve Afrika ile Güney Amerika arasında gelişmiştir. Kıtanın iç kesimlerinde yazlar sıcak, kışlar soğuk; daha uzak kesimlerde iklim daha ılıman ve dengeliydi. Triyas’ın sonlarında, Tethys Denizi’nde deniz tabanındaki yayılma, Pangaea’nın kuzey ve güney kısımları arasında riftleşmeye yol açtı ve bu, Pangea’nın Jura Dönemi’nde tamamlanacak olan Laurasia ve Gondwana olmak üzere iki kıtaya ayrılmasına sebep oldu.

Triyas’ta çeşitlilik

Permiyen yok oluşu sebebiyle tenhalaşan okyanuslar Triyas’ta ichthyosauria takımı olan bir sürüngen grubunun okyanusa dönmesiyle tetrapod atalarına benzeyen ihtiyozorlara ev sahipliği yaptı. Başlarda omurları sebebiyle günümüz yılanları gibi tüm vücutlarını yan yana hareket ettirerek yüzseler de sonraları yunus biçimli gövdeli ve uzun dişli tamamen deniz formlarına dönüştüler. Omurları, güçlü yüzgeç biçimli ön ayakları ve körelmiş arka uzuvları ile itmek için kuyruklarını kullanarak daha çok balık gibi yüzdüklerini gösterir. Bu aerodinamik yırtıcılar hava soluyup, genç yaşta doğurarak nesillerini devam ettirdiler.

Karadaki omurgalılar, labirentodont (Damaklarında da diş bulunduran canlılar) amfibiler ve sürüngenler tarafından temsil edilir, ikincisi kotilozorlardan, terapsitlerden, eosuchianlardan, thekodontyalılardan (Artık eskimiş bir taksonomik gruptur) ve protorosaurlardan oluşur. Karada sürüngen arkozorlar ve memeli benzeri sürüngenler olan terapsitler hüküm sürüyordu. Arkozorların kafatasında ve dişlerinde, terapsit çağdaşlarınınkinden daha sıkı bir şekilde çeneye yerleştirilmiş iki geçici açıklık vardı. Triyas’ın karasal apeks yırtıcıları, soyu tükenmiş bir arkozor grubu olan rauisuchianlardı. Yakın akrabaları olan timsahların aksine, rauisuchianlar dik bir duruşa sahipti, ancak gerçek dinozorlardan farklı pelvis ve uyluk kemiği dizilişine sahiptiler. Coelophysis, pterozorlar, kaplumbağalar, ilk memeliler ve nüfusu fazla olan timsahlar da arkozor ve terapsitlerle beraber Triyas Dönemi’nde yaşamıştır.

Çok küçük olan ilk gerçek memeliler, Geç Triyas’ta ortaya çıktı (Örneğin, sivri fare benzeri Morganucodon). Fosilleşmiş kalıntıları, Triyas’ın sonundaki Rhaetian Evresine tarihlenen Büyük Britanya’daki bir kemik yatağından toplanmış olsa da, Triyas’ın sonunda terapsit sürüngenlerinden memelilere evrimsel geçiş, iyi korunmuş fosiller tarafından hiçbir yerde açıkça gösterilmemiştir. Pangea’nın iklimi nedeniyle Triyas’ta bitkiler için pek elverişli koşullar yoktu. Hayatta kalan gymnospermler sayesinde geniş kozalaklı ormanlar boy gösterdi, Erken ve Orta Triyas’ta kuzey kıtalarındaki yaygın kuraklık, alanlarını sınırladı ve bu da bu dönemde floranın genel olarak zayıf gelişmesine neden oldu. Bununla birlikte, Geç Triyas’ta, likopodlar (Artık sadece kulüp yosunları tarafından temsil edilen damarlı bitkiler), atkuyruğu ve eğrelti otları gibi suyu seven bitkilerin ortaya çıkması, kurak iklimin daha nemli bir muson iklimine dönüştüğünü işaret ediyor. Triyas’ta böcekler de bitkiler gibi yok denecek kadar az bir gelişim sergiledi: eski böceklerin çoğu varlıklarını sürdürürken çekirgeler evrimleşti.

Martin Chavez tarafından ilk memeli formundaki hayvanlardan Morganucodon. Çağdaş soydaşlarının aksine birçok fosili vardır.

Geç Triyas-Jurassic kitlesel yok oluşu

Bu yok oluş, Fanerozoik Çağ’ın en büyük yok olma olaylarından biridir; Dünya’da yaşadığı bilinen türlerin en az yarısının nesli tükendi. Crocodylomorphs, pterozorlar ve dinozorlar dışındaki tüm arkosauromorfların soyu tükenmiştir. Kalan bazı terapsitler ve dev amfibiler de yine yok oldu.

Denizdeki kayıplar genel anlamda yok oluştan çok türleşme ve üremenin yavaşlamasından kaynaklanıyor. Ayrıca CO2‘deki artış Triyas okyanuslarını asitlendirerek deniz canlılarının kabuklarını kalsiyum karbonattan oluşturmasını zorlaştırmıştı. Triyas’taki en belirgin ammonit grubu olan Ceratitidans, Norian’da çeşitliliklerinin önemli ölçüde azalmasından sonra Rhaetian’ın sonunda soyu tükendi. Çift kabuklular erken ve orta Rhaetian’da yüksek yok olma oranları yaşadı. Plankton ve gastropod çeşitliliğinde ve radyolaryalılarda yerel yok oluşlar olmuş olsa da, T-J (Triassic-Jurassic) yok oluşunda çok az etkilenmiştirler. Conulariids görünüşte Triyas’ın sonunda tamamen öldü. Neopterygiyenler (Çoğu modern kemikli balığı içerir) daha “İlkel” aktinopterygiyenlere göre daha az kayıp verdi. Elenen aktinoptergiyenlerin yerini dolduran neoptergiyenler seçilerek günümüz balıklarına, elenen timsahların yerini alan en eski dinozorlar ise Jurassic ve Kretase Dönemleri’nde yaşanacak olan (135 milyon yıllık) “Dinozor monarşi”sine doğru biyolojik bir zemin hazırladı.

Neden bir kitlesel yok oluş gerçekleşti?

Dinozorların baskın karasal canlılar haline gelmesine sebep olan bu yok oluşun nedenleriyle ilgili değişik fikirler ve hatta bu fikirlerin kombinasyonları vardır:

İklim değişikliği: 18 milyon yıllık kademeli bir süreç olarak düşünülür. Yine değineceğimiz volkanik aktivitenin yan ürünü olarak da görülebilir. Pangea’nın merkezinde bulunan Orta Atlantik Magmatik Bölgesi’nden (CAMP, Central Atlantic Magmatic Province) kaynaklanan sera gazları nedeniyle Dünya, atmosferik CO2 seviyelerinin dört katına çıkmasıyla ortalama 5 ila 11 Fahrenheit arasında ısındı. Ancak bu teori; bir sürece yayıldığından ve CO2 artışının kitlesel yok oluşun kendisinden de kaynaklanmış olabileceğinden yetersiz kalıyor.

Meteor çarpması: Kretase kitlesel yok oluşuna bir meteorun neden olduğu düşünüldüğünden, Triyas yok oluşu için de bu teori göz önünde tutulmuştur. Triyas’ın sonundaki bir meteor etkisi için en iyi kanıt, 1990 sonlarında Northfield, Minnesota’daki Carleton Kolejin’den David Bice tarafından rapor edildi. İtalya’daki Triyas-Jurassic sınırında, kanıt olarak kabul edilen ”Şoklanmış” kuvars taneleri buldu. Bu olay Bice ve diğerlerini, Triyas yok oluşunun hızla meydana geldiğini inanmaya itti. Manicouagan krateri, meteor çarpması için başka bir aday olabilirdi; ancak St John’s’daki Newfoundland Memorial Üniversitesin’den Joseph Hodych ve G. Dunning’nin araziden çıkarttıkları zirkon kristalleri, uranyum ve kurşun izotoplarını analiz etmeleri üzerine, Manicouagan krateri 214 milyon yıl öncesine tarihlendirilmiştir, yani yok oluştan öncesine (NASA, Manicougan kraterinin, 215.5 milyon yıl önce 5 kilometrelik bir asteroit tarafından oluştuğunu yazar). Yok oluşa denk gelen bir başka meteorun da olduğu bazı kaynaklarda göze çarpar, ancak bu meteor nüfusun yarısını yok edebilecek kadar büyük değildir.

Volkanik aktivite: Bu noktada CAMP’ın üstünde duracağız (200 milyon yıl önce süper-kıta Pangea’nın bir parçası olan, Fas’ta bulunan bazaltik lavların ve volkanik püskürmelerden kaynaklanan magmatik kayaçlar ve devasa bir gölde biriken tortul kayaçları bizi CAMP’e götürüyor). Büyük volkanik patlamalar, özellikle CAMP’in taşkın bazaltları; karbondioksit, metan ve kükürtdioksit salacak ve bu da ya yoğun küresel ısınmaya ya da soğumaya neden olacaktır. Eskiden Massachusetts Teknoloji Enstitüsünde (MIT, Massachusetts Instute of Technology) Yer ve Gezegen Bilimleri Bölümü’nde Robert R. Schrock Jeoloji Emeritus Profesörü olan Samuel Bowring (1953-2019), Triyas yok oluşunun belirli bir jeolojik zaman içinde olduğunu ve sırf volkanik aktiviteyle çakıştığı için bunun illaki bir neden-sonuç ilişkisi olamayabileceğine değiniyor— jeoloji profesörü David Bice’ın aksine.

Pangea, günümüz kıtalarının ve Eurasia’nın Pangea’da nerede bulunduğu ve CAMP’in volkanik aktivite yeri

Dünya’nın farklı yerlerinden başka bir araştırmacı grubu jeokronoloji ve astrokronoloji tekniklerini bir arada kullanarak 200 milyon yıl önce volkanizmanın başlangıcı için kesin tahminler verdi ve 40.000 yıl boyunca üç magmatik aktivite patlaması ortaya çıkardı— muazzam miktarlarda karbondioksit ve diğer gazların olduğu son derece kısa bir süre. Emisyonlar, binlerce bitki ve hayvan türünü öldürerek, Dünya’nın iklimini büyük ölçüde değiştirmiş olabilir. Fosillerin jeolojik kayıtları bu yolculukta bilime ışık tutabilir, ancak 1 ila 2 milyon yıllık bir hata payı var. Bowring geçmişte ekibi kutlamış olsa da tekniğin yeterince güvenli olmayabileceğini de dile getirmişti.

Hatırlarsanız Geç Triyas’ın sonlarına doğru Pangea kıtasında bazı yarıklar meydana geliyordu. Farklı plakaların ayrılmasıyla açılan bu yarıklar muhtemelen CAMP’i veya başka bir volkanik araziyi harekete geçirerek hali hazırda olan (Başka volkanik olaylardan kaynaklı) iklim değişikliği ile birleştirdi, volkanik CO2 gaz çıkışı ve gaz hidratın reaksiyonundan sağ çıkan ilk dinozorlar da 135 milyon yıl boyunca hüküm sürdüler.

Kretase kitlesel yok oluşu: Dinozor hükümdarlığının sonu

Kretase Dönemi genel özellikleri

Kretase Dönemi 145 ila 66 milyon yıl öncesini kapsar. Jura Dönemi’nden sonra gelir ve Permiyen yok oluşuyla başlayan Mesozoyik Dönem’i bitirmiştir. Fanerozoik Çağ’ın en uzun süren evresidir. Dönemin ismi “Tebeşir” anlamına gelen “Creta” kelimesinden türetilmiştir (LA: Creta, EN: Chalk). İsim ilk defa Belçikalı jeolog J.B.J. Omalius d’Halloy tarafından kullanılmıştır. d’Halloy, Fransa’nın jeolojik haritasını çıkartmakla görevlendirilmiştir (Daha önce gözlemleriyle yazdığı bir denemenin başarısı, Fransa İstatistik Bürosu başkanı Coquebert de Montbret’in dikkatini çekmiştir) ve bu yüzden de bazı isim verilmemiş jeolojik terimlere isim verme şansı elde etmiştir. Bu ismin konulma nedeni, kireç taşı türü olan tebeşirin yoğunluklu olarak Kretase’de birikmiş olmasıdır.

Niobrara Oluşumu’ndan (EN: Niobrara Formation, Niobrara Chalk) bir kare. 87 ila 82 milyon yıl önce oluşmuş bu yer, Kretase Dönemi’nden kalma tebeşir yataklarını içeriyor.

Kretase’nin başında kıtalar hareket halindeydi, kuzeyde Laurasia ve güneyde Gondwana süper-kıtaları bulunuyordu. Güney Amerika, Afrika, Antarktika, Avustralya, Hindistan ve Madagaskar güneyde Gondwana’ya bağlıyken; Kuzey Amerika, Grönland ve Avrasya Laurasia’daydı. Avustralya ise o dönemler Antarktika’ya bağlıydı. Ayrıca Jura Dönemi’nde hızlı levha hareketlerinden dolayı başlayan deniz seviyesi yükselişi devam ederek okyanus havzası hacimlerini azalttı ve denizler Kretase Dönemi’nde en yüksek seviyelerine ulaştı, bunun sonucunda geniş sığ kıta denizleri oluştu. İklim genellikle bugünden daha sıcak ve nemliydi. Kutup bölgelerinde kıtasal buz tabakaları yoktu (Missouri Üniversitesi, 24 Eylül 2013, ScienceDaily).

Kretase’de çeşitlilik

Kretase Dönemi karasal ve okyanus çeşitliliği açısından oldukça zengin bir dönemdi. Triyas yok oluşuyla önü açılan dinozorlar, Kretase’de en baskın gruptu. Hadrozorlar (Hadrosaurlar, ördek gagalı dinozorlar) ve boynuzlu (Ünlü Triceratops gibi) olanlar dışında ihtiyozorlar (Ichthyosaurlar), mosazorlar (Mosasaurlar) ve pleziyozorlar (Plesiosaurlar) gibi deniz sürüngenleri ve göklerde pterozorlar (Pterosaurlar, teruzor da denir) vardı. Devasa boyutlardaki sauropodlar da yine bu dönemde yaşadı. Kuzeyde t-rex, güneyde en büyük etobur dinozor olan spinosaurus hüküm sürüyordu. En büyük deniz kaplumbağası türü archelon ve en büyük uçan dinozor olan quetzalcoatlus da Kretase’de yaşamıştır. Plasentalı memeliler, keseliler, istiridyeler, salyangozlar ve yılanlar dönemin başka canlı gruplarıydı ve bu hayvan gruplarının çoğu yok oluştan önce bazı modern özellikler geliştirdiler.

Quetzalcoatlus, Houston Doğa Bilimleri Müzesi
Mike Beauregard tarafından paylaşılmış Archelon

Deniz alemi Tethyan ve boreal olmak üzere iki paleobiyocoğrafik bölgeye ayrılmıştı. Tethys Deniz’inde, rudist denilen çift kabuklular çeşitlenmişti ve mercanlara karşı baskın resif yapıcılardı. Tethys bölgesi dışında nadir bulunurlar, bulunan türler ise resif oluşturmazdı. Kalkerli algler, diplerde yaşayan foraminiferler (Delikliler), deniz planktonlarıyla beraber birtakım mikroorganizmalar ve belirli ammonit ve ekinoit (Denizkestanesi) türleri Tethys bölgesini diğer sakinleriydi. Boreal aleminin önemli çift kabukluları, özellikle yaygın olan ve artık biyostratigrafik bölgeleri ayırt etmek için yararlı olan yatar formlar (Exogyra ve Gryphaea gibi istiridye cinsleri örnek verilebilir) ve inoceramidlerdi (Bir çift kabuklular ailesi). Çoğu modern balık türünün içinde bulunduğu teleost balıkların (Işınsal yüzgeçliler) etçilleri, Kretase’de köpek balıkları ve vatozlarla beraber avlanmışlardı.

Erken Kretase’nin kara bitkileri, Jura’nınkilere benziyordu. Ormanlar sikadları, ginkgoları, kozalaklıları ve eğrelti otlarını içeriyorlardı. Çiçekli bitkiler (Anjiyospermler) Erken Kretase’de ortaya çıktı, Kretase’nin ortasına gelindiğinde Bal Arılarının Biyolojik ve Sosyal Özellikleri makalesinde bahsedildiği gibi arılarla karşılıklı evrim geçirerek hızla çoğaldılar.

Kretase-Paleojen kitlesel yok oluşu: Yok oluşun sebebi asteroit mi volkanizma mı?

Günümüze en yakın kitlesel yok oluş olması, dinozorların sonunu getirmesi ve bir meteorun çarptığına dair güçlü kanıtlar olması bu yok oluşu, en ünlü yok oluş yapıyor. K-Pg (Cretaceous-Paleogene, Kretase-Paleojen) veya K-T (Cretaceous-Tertiary, Kretase-Tersiyer) yok oluşu olarak da bilinir. Jeolojik ölçekte “Anlık” olarak değerlendirilebilecek bir yok oluş olduğu düşünülür.

Kretase’nin sonunda kaybolan omurgalılar arasında kuş olmayan dinozorlar, uçan pterozorlar ve okyanusların mosazorları, pleziyozorlar ve ihtiyozorları bulunur. Ammonitlerin, resif yapan rudistlerin ve modern istiridyelerin bazı akrabaları gibi bazı çift kabuklular da dahil olmak üzere önemli deniz omurgasızları da ortadan kayboldu. Bununla birlikte, memeliler, kuşlar (Modern kuşlar dinozorlardan evrimleşmiştir; ancak emu kuşlarının, tepeli deve kuşlarının ve nandus gibi bazı yakın/uzak akraba deve kuşu türlerinin Geç Kretase’den bir akrabası olduğu düşünülüyor), timsahlar, kaplumbağalar ve çiçekli bitkiler de dahil bazı türler bu yok oluştan kurtulmuştur. Dinozorların aradan çekilmesiyle özellikle memeliler baskın hale gelmiştir.

Az sonra değineceğimiz başka bir makalede (Alfio Alessandro Chiarenza, Alexander Farnsworth, Philip D. Mannion, Daniel J. Lunt, Paul J. Valdes, Joanna V. Morgan ve Peter A. Allison, PNAS, 29 Haziran 2020) ele alınmış modeller dahil jeolojik kanıt dizileri, Kretase Dönemi’nin sonunda çapı 10 kilometre kadar olan bir asteroidin Dünya’ya çarptığını gösteriyor. Bu kanıtlar, Meksika’nın Yucatan Yarımadası’nda yok olma zamanına tarihlenen eski bir çarpma krateri olan Chicxulub Krateri’ni içeriyor. Bolide etkisi dışında, Hindistan’daki Deccan Tuzakları’ndaki volkanik aktivite de yine K-Pg yok oluşuyla ilgili teoriler arasındadır.

Bazı araştırmacılar, Deccan Tuzakları’nın CO2 ve SO2 gibi atmosferik gazlar yayarak küresel ısınmayı tetiklediğini düşünüyor. Şayet bu doğruysa volkanik aktivite ya yok oluş için birincil nedendi ya da önceki/o sıradaki/sonraki etmenlere karşı ekosistemleri savunmasız bıraktı. Makalede hem asteroit çarpmasıyla ilgili hem de volkanik aktivite ile ilgili modeller hazırlanmıştır ve Deccan Tuzakları’ndaki patlamanın, küresel ortalama yüzey sıcaklığını, -4,5 °C’den fazla düşüremeyeceği öne sürülür (O dönemde tahmin edilen düşüş -9.7 °C’dır). Bu sonuçlar, Deccan volkanizmasının tek başına dinozor habitatının tamamen bozulmasından sorumlu olamayacağını göstermektedir. Deccan volkanizmasının sebep olacağı kükürt enjeksiyonu yoğunluğunun maksimumda olduğu varsayıldığında bile, bu salınımlar, Chicxulub Krateri senaryosunun en düşük salınım tahminlerine zar zor yaklaşmaktadır. Model, Kretase sonu kitlesel yok oluşunu uzun süreli bir kış etkisine bağlayan, baba-oğul ve daha birçok bilim insanının katkısı olan Alvarez hipotezini (Luis Alvarez, Walter Alvarez, 6 Haziran 1980) desteklemektedir. Şunu unutmamak gerekir ki: bu modellerde asit yağmurları, orman yangınları gibi abiyotik faktörler hesaba katılmamıştır.

Deccan Tuzakları ve bolide etkisi ile ilgili farklı senaryolar içeren ısı haritaları. Daha soğuk yerler mavi ve daha sıcak yerler kırmızı ile temsil edilir.

A: Geç Kretase’nin (Maastrihtiyen) tahmini iklimi,
B: Düşük ölçekli asteroit etkisinin veya aşırı volkanizma kaynaklı soğuma (Senaryo 1, Güneş %5 oranında karartılmıştır),
C: B’nin asteroit etkisinin yükseltilmiş hali (Senaryo 2, Güneş %10 oranında karartılmıştır),
D: Uzun süreli volkanizmanın etkisi, 1.120 ppm’lik CO2 artışı (Senaryo 5) sağlar,
E: Uzun süreli volkanizmanın etkisi, 1.680 ppm’lik CO2 artışı (Senaryo 6) sağlar,
F ve G: Hem Deccan volkanizmasını hem de asteroit etkisini içeren (Senaryo 11 ve 12) geçici modeller,
H ve I: İnaktif volkanizma (Senaryo 13 ve 14).

Alvarez hipotezi, bir bolide cisminin Dünya’ya çarpmasıyla kalkan toz bulutunun Dünya’yı aylar veya daha uzun bir süre boyunca toz bulutu altında bırakarak bitkilerin fotosentez yapmasını engellediğini ve buna bağlı olarak bir tür kitlesel yok oluşun başladığını savunur. Özellikle Chicxulub Krateri’nde ve çevresinde bulunan şoklanmış kuvars taneleri, iridyum ve diğer platinyum grubu elementlerinin anormal bolluğu ve tektitlerin oluşu bu hipotezi destekliyor. Eğer gerçekten bir bolide cismi Dünya’ya çarptıysa muhtemelen bölgedeki karbonat ve sülfat bakımından zengin kayalardan iklimsel olarak hassas gazların salınması üzerine uzun süreli karanlık, küresel soğuma ve asit yağmuru gibi feci çevresel sorunlar ortaya çıkmış olabileceği düşünülmektedir. Bu etkiler, ekolojik olarak çeşitli ancak seçici ani yok oluşlar için bir dizi potansiyel mekanizma sağlar. Bazı kaynaklarda Meksika Körfezi ve Chicxulub Krateri’nden elde edilen stratigrafik ve mikropaleontolojik veriler, bu etkinin K-Pg sınırından birkaç yüz bin yıl önce geldiğini ve bu nedenle kitlesel yok oluşa neden olamayacağını iddia etmek için kullanılmıştır (Earth Sciences Sector, Natural Resources, Canada, Ottawa, Ontario K1A 0E4, Canada).

K-Pg yok oluşuna Deccan Tuzakları’ndaki patlamaların sebep olduğunu düşünenler volkanik aktivitenin atmosfere büyük miktarlarda CO2 yayarak sera ısınmasına neden olduğunu ve patlamaların ayrıca kükürt ve klor gibi zehirli gaz seviyelerinin yükselmesine neden olarak asit yağmuruna neden olduğunu ve küresel çevreye daha fazla zarar vermiş olacağını öne sürer. Bolide cisminin sonuçlarından biri olan toz bulutunun yerine külleri ve yine muhtemel tozları koyarlar. Yine Güneş ışığı engellenmiş ve yine bitkiler fotosentez yapamaz hale gelip küresel soğuma meydana gelmiştir. Bazı makaleler Deccan Tuzakları’nın bolide etkisinden çok önce aktifleşip dinozorların çoğunu zaten öldürdüğünü savunur, bunlara karşıt olan makaleler (Model örneğini aldığımız makale de bunlardan biridir) ise yok oluştan önce de dinozorların bulunduğunu ve Deccan Tuzakları’nın yok oluştan sonra aktifleştiğini öne sürer. Özellikle Princeton Üniversitesi’nin konuyla ilgili makale arşivinde Gerta Keller, makalelerinde K-Pg yok oluşuna Deccan Tuzakları’nın sebep olduğunu savunur.

Kaynaklar

Total
0
Shares

Leave a Reply

Previous Article

Mammiller Cisim

Next Article

Korpus Kallozum

Related Posts
Total
0
Share